----------------------------------------------------------------------------------Ana Sayfa-------------------------------------------------www.vitrindekikitaplar.com

Çocuk Kitapları

EskiSayılar: 32 33 34 35 36 37 38-39 40 41 42 43 44-45 46 47-48 49 50-51-52 53-54 55-56 57 58
Yağmur ile Bahar'ın Masalı

Vedat Yazıcı, Kültür Bakanlığı Çocuk Kitapları, 2000,24 sayfa.

Resimleyen Sait Munzur (7+)

''Gökyüzü ülkesinin tüm çocukları kış uykusundaydı. Doğa Ana, kayın ormanında kızı Yağmur'la birlikte yaşıyordu. Küçük kulübesinde, bir sabah kış uykusundan ter içinde uyandı. Kötü bir düş görmüştü.'' (S.1). Kızı Bahar, Toprak'la evlenmiş, Güneş Ülkesi'ne gelin gitmişti. Rüyasında Bahar'ı görmüştü, savaş görmüştü, acı görmüştü... Annesinin kış uykusunda ablası Bahar'ı çok özlediğini düşünen Yağmur, hemen Bahar'ı almaya gitti Güneş Ülkesine.

Artık Bahar gelmeliydi, özlem dinmeliydi... Yağmur'un yolculuğunu merak edenler Yağmur ile Bahar'ın Masalı'nı okumalılar... Su damlacığından buluta dönüşen Yağmur'un Güneş Ülkesi'ne yolculuğu, doğayla ilgili, mevsimlerle ilgili çok şeyler anlatıyor.

Hem de bu kaygıyı ön plana çıkartmadan, asıl amaçtan uzaklaşmadan, sadece isimlere ve olaylara gönderme yaparak... Mavi saçlı Yağmur yağıyor, sarı saçlı Bahar erguvanlar arasından neşeyle gülümsüyor... Kış uykusundakiler! Güneş Ülkesi'ne gitmek isteyenler! Yağmur'u izleyin! Bahar'ı hissedin!

  Güvercin'in Saati

Seza Kutlar Aksoy, Pencere-Sey Yayınları, 2003, Sayfa119 Resimleyen Sevim Yeşilbursa (9+)

''Büyükbabası, Güvercin'in kafasına tık tık vurur 'Akıl kutusu çalışıyor mu?' derdi. Akıl kutusunun içinde bir yığın oda vardı. Soru sorma odası, kıkırdama, ağlama odası, isterim diye tutturma odası... Sinirler, damarlar, vızır vızır arılar gibi çalışırlardı. Duyduklarını anlamazlarsa şöyle sorarlardı 'Neee? Niçin ama? Nasıl böyle oldu? Bir daha söyleyin bakayım. Anlayınca da 'Hımm... Demek böyle. Anlaşıldı. Bu anlama odasına gitsin. Anlamak ne güzel. Mmmm...' derlerdi. O zaman akıl kutusu bal yemiş gibi keyiflenirdi...'' (S.5).

Güvercin soru sormayı çok seven küçük bir kız. Her şeyi merak ediyor, sorup öğrenmek istiyor. Evdekiler onun sorularına cevap vermekten yorulsa da büyükbabası Güvercin'in soru sormasına bayılıyor... Küçük kız büyükbabasını çok seviyor. En çok da onun saatlerini. Çünkü bir oda dolusu saati var büyükbabasının. Çalışmayan saatleri tamir etmeyi çok seven büyükbabanın en büyük düşü, bir saat yaratmak. Ama öyle sıradan bir saat değil, enerjiyle çalışan bir saat. Bir gün büyükbabanın bu düşü gerçek oluyor. Çalışmayan eski bir saat Güvercin'in kolunda tik tik atmaya, müzik çalmaya başlıyor. Bu işe çok şaşıran büyükbaba saatin Güvercin'in beyin enerjisiyle çalıştığını anlıyor. Güvercin soru soruyor, saat tik tik çalışıyor. Saat çalıştıkça Güvercin seviniyor, büyükbaba seviniyor. Onlar düşündükçe, soru sorup öğrendikçe saat çalışıyor. Ancak annesi, babası ve babaannesi üzerinde denenen saat çalışmıyor; çünkü onlar büyükbaba ve güvercin gibi sorular sorup düşünmüyorlar. O yüzden kimse saatin gerçekten çalıştığına inanmıyor. Büyükbaba, saatin patentini alma hayaliyle şirket şirket dolaşsa da sonuç değişmiyor. Soru sormayan, düşünmeyen insanların kolunda çalışmayan bu saate kimse dönüp bakmıyor, bakmak istemiyor. İşini de hayalini de kaybeden büyükbaba umutsuzluğa düşüyor, bir gün saati Güvercin'e bırakarak babaanneyle birlikte, doğduğu yere dönüyor. Bundan sonra Güvercin ne yapıyor dersiniz? Büyükbabasına verdiği sözü unutmuyor, evde buluşlar yapmaya devam ediyor. Ancak buluşlarıyla eve ve çevresindeki insanlara zarar verdiği için annesiyle babası üzülüyor. Okula başlayan, soru sormaya sınıfta da devam eden Güvercin'in öğretmeni de onun sorularıyla ve buluşlarıyla bunalıyor, sık sık ona kızıyor, cezalar veriyor.

Neler yapmıyor ki Güvercin okulda? Okumayı ve yazmayı çok seviyor. ''O kadar çok seviyordu ki harflerden, kalemlerden ayrılmak bile istemiyordu. O yüzden kâğıtlar bitince, sınıf duvarlarına, kapıya yazı yazmayı sürdürmüştü... Duvarlar zaten pisti. Yazmak da iyi, güzel bir şey. Peki temiz harfler, güzel kuş, çiçek resimleri neden duvarı kirletsin ki?.. Bir gün, harflerden fişleri kesti. Sarı atkısının üstüne zamkla yapıştırdı. Atkının üstünde 'Güvercin' yazıyordu. Bir de kocaman kuş resmi çizip ekledi buna.... Sınıfın içinde yazılı atkılar bayrak gibi dalgalandı. Harf uçaklar havada uçuştu. Hatta biri öğretmenin kafasına kondu. İşte böylesine seviyorlardı okumayı yazmayı. Aferin diyeceği yerde neden kızıyordu öğretmen? Annesiyle babası neden böylesine öfkeliydi.'' (S.43-44)

Öğretmen Güvercin'e kızmaya devam eder. Sorular sormak isteyen Güvercin soramaz, ağzını eliyle kapatır. Bir süre sonra sorular geldikleri yere gidiverirler. İşte büyükbabanın verdiği saat de o günden sonra teklemeye başlar, günün birinde de 'çıtt' diye duruverir... Sizce Güvercin ne yapacak? Okulda bu saat yüzünden başına neler gelecek? Büyükbaba artık saatin çalışmadığını öğrenince acaba neler olacak?..

Neler yok ki Güvercin'in Saati' nde! Cinler periler var, arkadaşlıklar var, sırlar mutluluklar var, aşklar hüzünler var, kavgalar barışmalar var, cahillik var, bilim düşünce var... Bu kadar şeyin içinde, keşke bir de sevimli çizimleri olsaydı Güvercin'in, diyor Sihirli Değnek. Güvercin'in afacanlığını ve sevimliliğini, keşke sadece anlatılanlardan değil çizgilerden de hissedebilseydi minik sihirli değnekler... Çocuk kitaplarındaki çizgiler de çocuklar gibi dans etmeli, metinle oyunlar oynamalı, koşmalı, zıplamalı...

Geleneksel eğitim sistemimiz içinde, çocuklara genellikle eksiklikleri, ne olamayacakları ve yapamayacakları anlatıldığı için ne yazık ki çocukların kendilerine olan güveni de gelişemiyor. Yalnızca akademik başarıya odaklanan eğitim sistemimizin, çocukları zamanından önce yetişkin olmaya zorladığını biliyoruz. Çocuklar, oyun çağında oyun oynamayı unutuyorlar. Oysaki oyunun, çocuğun zihinsel, duygusal ve toplumsal gelişimine katkısının büyük olduğunu hepimiz biliyoruz. Ancak bunu sınıflara taşımayı pek az kişi akıl edebiliyor. Eğitim, artık bilgi aktarmadan ötesine geçmeli, 'yaratıcı öğrenmeye' doğru ilerlemelidir. 'Öğrencinin yaratıcı biçimde öğrenmesini sağlamak, öğrenciye sorun çözme ve yaratıcı düşünme becerisi kazandırmak, yaratıcı düşünceyi özendirmek ve yaratıcı düşünceyi engelleyen faktörleri ortadan kaldırmak', eğitimin yasal amaçları arasında olmalıdır.

Gül Öğretmen, öğretmenlere çok şey söylüyor. Eğlenerek öğrenmenin yollarını, oyunun öğrenmedeki yerini, öğrenmenin keyfini gösteriyor... Güvercin'in Saati' çok şeyler fısıldıyor. Tik tikleri arasından büyük küçük herkese sesleniyor. Eğitimciler, anne babalar çok şeyler duyacak... Çocuklar zaten biliyor bunları, unutanlar da kitabı okuyunca, Güvercin'le birlikte, yapmaları gereken şeyleri hatırlayacaklar. Asıl söz ise unutanlara, saatin sesini, müziğini bugüne kadar hiç duymayanlara... Dinleyin, uzaklardan bir ezgi yaklaşıyor bile...

(Cumhuriyet Kitap'tan)

EskiSayılar: 32 33 34 35 36 37 38-39 40 41 42 43 44-45 46 47-48 49 50-51-52 53-54 55-56 57 58

Ö z k a n P A P A T Y A
Genel Yayın Yönetmeni
admin@vitrindekikitaplar.com