| Yağmur ile Bahar'ın Masalı Vedat
Yazıcı, Kültür Bakanlığı Çocuk
Kitapları, 2000,24 sayfa.
Resimleyen Sait Munzur (7+)
''Gökyüzü ülkesinin tüm
çocukları kış uykusundaydı. Doğa Ana,
kayın ormanında kızı Yağmur'la birlikte
yaşıyordu. Küçük kulübesinde, bir sabah
kış uykusundan ter içinde uyandı. Kötü bir
düş görmüştü.'' (S.1). Kızı Bahar,
Toprak'la evlenmiş, Güneş Ülkesi'ne gelin
gitmişti. Rüyasında Bahar'ı görmüştü,
savaş görmüştü, acı görmüştü...
Annesinin kış uykusunda ablası Bahar'ı çok
özlediğini düşünen Yağmur, hemen Bahar'ı
almaya gitti Güneş Ülkesine.
Artık Bahar gelmeliydi, özlem
dinmeliydi... Yağmur'un yolculuğunu merak
edenler Yağmur ile Bahar'ın Masalı'nı
okumalılar... Su damlacığından buluta
dönüşen Yağmur'un Güneş Ülkesi'ne
yolculuğu, doğayla ilgili, mevsimlerle ilgili
çok şeyler anlatıyor.
Hem de bu kaygıyı ön plana
çıkartmadan, asıl amaçtan uzaklaşmadan,
sadece isimlere ve olaylara gönderme yaparak...
Mavi saçlı Yağmur yağıyor, sarı saçlı
Bahar erguvanlar arasından neşeyle
gülümsüyor... Kış uykusundakiler! Güneş
Ülkesi'ne gitmek isteyenler! Yağmur'u izleyin!
Bahar'ı hissedin!
|
|
Güvercin'in Saati Seza
Kutlar Aksoy, Pencere-Sey Yayınları, 2003,
Sayfa119 Resimleyen Sevim Yeşilbursa (9+)
''Büyükbabası, Güvercin'in
kafasına tık tık vurur 'Akıl kutusu
çalışıyor mu?' derdi. Akıl kutusunun içinde
bir yığın oda vardı. Soru sorma odası,
kıkırdama, ağlama odası, isterim diye
tutturma odası... Sinirler, damarlar, vızır
vızır arılar gibi çalışırlardı.
Duyduklarını anlamazlarsa şöyle sorarlardı
'Neee? Niçin ama? Nasıl böyle oldu? Bir daha
söyleyin bakayım. Anlayınca da 'Hımm... Demek
böyle. Anlaşıldı. Bu anlama odasına gitsin.
Anlamak ne güzel. Mmmm...' derlerdi. O zaman
akıl kutusu bal yemiş gibi keyiflenirdi...''
(S.5).
Güvercin soru sormayı çok
seven küçük bir kız. Her şeyi merak ediyor,
sorup öğrenmek istiyor. Evdekiler onun
sorularına cevap vermekten yorulsa da
büyükbabası Güvercin'in soru sormasına
bayılıyor... Küçük kız büyükbabasını
çok seviyor. En çok da onun saatlerini.
Çünkü bir oda dolusu saati var
büyükbabasının. Çalışmayan saatleri tamir
etmeyi çok seven büyükbabanın en büyük
düşü, bir saat yaratmak. Ama öyle sıradan
bir saat değil, enerjiyle çalışan bir saat.
Bir gün büyükbabanın bu düşü gerçek
oluyor. Çalışmayan eski bir saat Güvercin'in
kolunda tik tik atmaya, müzik çalmaya
başlıyor. Bu işe çok şaşıran büyükbaba
saatin Güvercin'in beyin enerjisiyle
çalıştığını anlıyor. Güvercin soru
soruyor, saat tik tik çalışıyor. Saat
çalıştıkça Güvercin seviniyor, büyükbaba
seviniyor. Onlar düşündükçe, soru sorup
öğrendikçe saat çalışıyor. Ancak annesi,
babası ve babaannesi üzerinde denenen saat
çalışmıyor; çünkü onlar büyükbaba ve
güvercin gibi sorular sorup düşünmüyorlar. O
yüzden kimse saatin gerçekten çalıştığına
inanmıyor. Büyükbaba, saatin patentini alma
hayaliyle şirket şirket dolaşsa da sonuç
değişmiyor. Soru sormayan, düşünmeyen
insanların kolunda çalışmayan bu saate kimse
dönüp bakmıyor, bakmak istemiyor. İşini de
hayalini de kaybeden büyükbaba umutsuzluğa
düşüyor, bir gün saati Güvercin'e bırakarak
babaanneyle birlikte, doğduğu yere dönüyor.
Bundan sonra Güvercin ne yapıyor dersiniz?
Büyükbabasına verdiği sözü unutmuyor, evde
buluşlar yapmaya devam ediyor. Ancak
buluşlarıyla eve ve çevresindeki insanlara
zarar verdiği için annesiyle babası
üzülüyor. Okula başlayan, soru sormaya
sınıfta da devam eden Güvercin'in öğretmeni
de onun sorularıyla ve buluşlarıyla
bunalıyor, sık sık ona kızıyor, cezalar
veriyor.
Neler yapmıyor ki Güvercin
okulda? Okumayı ve yazmayı çok seviyor. ''O
kadar çok seviyordu ki harflerden, kalemlerden
ayrılmak bile istemiyordu. O yüzden kâğıtlar
bitince, sınıf duvarlarına, kapıya yazı
yazmayı sürdürmüştü... Duvarlar zaten
pisti. Yazmak da iyi, güzel bir şey. Peki temiz
harfler, güzel kuş, çiçek resimleri neden
duvarı kirletsin ki?.. Bir gün, harflerden
fişleri kesti. Sarı atkısının üstüne
zamkla yapıştırdı. Atkının üstünde
'Güvercin' yazıyordu. Bir de kocaman kuş resmi
çizip ekledi buna.... Sınıfın içinde
yazılı atkılar bayrak gibi dalgalandı. Harf
uçaklar havada uçuştu. Hatta biri öğretmenin
kafasına kondu. İşte böylesine seviyorlardı
okumayı yazmayı. Aferin diyeceği yerde neden
kızıyordu öğretmen? Annesiyle babası neden
böylesine öfkeliydi.'' (S.43-44)
Öğretmen Güvercin'e kızmaya
devam eder. Sorular sormak isteyen Güvercin
soramaz, ağzını eliyle kapatır. Bir süre
sonra sorular geldikleri yere gidiverirler.
İşte büyükbabanın verdiği saat de o günden
sonra teklemeye başlar, günün birinde de
'çıtt' diye duruverir... Sizce Güvercin ne
yapacak? Okulda bu saat yüzünden başına neler
gelecek? Büyükbaba artık saatin
çalışmadığını öğrenince acaba neler
olacak?..
Neler yok ki Güvercin'in
Saati' nde! Cinler periler var, arkadaşlıklar
var, sırlar mutluluklar var, aşklar hüzünler
var, kavgalar barışmalar var, cahillik var,
bilim düşünce var... Bu kadar şeyin içinde,
keşke bir de sevimli çizimleri olsaydı
Güvercin'in, diyor Sihirli Değnek. Güvercin'in
afacanlığını ve sevimliliğini, keşke sadece
anlatılanlardan değil çizgilerden de
hissedebilseydi minik sihirli değnekler...
Çocuk kitaplarındaki çizgiler de çocuklar
gibi dans etmeli, metinle oyunlar oynamalı,
koşmalı, zıplamalı...
Geleneksel eğitim sistemimiz
içinde, çocuklara genellikle eksiklikleri, ne
olamayacakları ve yapamayacakları
anlatıldığı için ne yazık ki çocukların
kendilerine olan güveni de gelişemiyor.
Yalnızca akademik başarıya odaklanan eğitim
sistemimizin, çocukları zamanından önce
yetişkin olmaya zorladığını biliyoruz.
Çocuklar, oyun çağında oyun oynamayı
unutuyorlar. Oysaki oyunun, çocuğun zihinsel,
duygusal ve toplumsal gelişimine katkısının
büyük olduğunu hepimiz biliyoruz. Ancak bunu
sınıflara taşımayı pek az kişi akıl
edebiliyor. Eğitim, artık bilgi aktarmadan
ötesine geçmeli, 'yaratıcı öğrenmeye'
doğru ilerlemelidir. 'Öğrencinin yaratıcı
biçimde öğrenmesini sağlamak, öğrenciye
sorun çözme ve yaratıcı düşünme becerisi
kazandırmak, yaratıcı düşünceyi özendirmek
ve yaratıcı düşünceyi engelleyen faktörleri
ortadan kaldırmak', eğitimin yasal amaçları
arasında olmalıdır.
Gül Öğretmen, öğretmenlere
çok şey söylüyor. Eğlenerek öğrenmenin
yollarını, oyunun öğrenmedeki yerini,
öğrenmenin keyfini gösteriyor... Güvercin'in
Saati' çok şeyler fısıldıyor. Tik tikleri
arasından büyük küçük herkese sesleniyor.
Eğitimciler, anne babalar çok şeyler
duyacak... Çocuklar zaten biliyor bunları,
unutanlar da kitabı okuyunca, Güvercin'le
birlikte, yapmaları gereken şeyleri
hatırlayacaklar. Asıl söz ise unutanlara,
saatin sesini, müziğini bugüne kadar hiç
duymayanlara... Dinleyin, uzaklardan bir ezgi
yaklaşıyor bile...
(Cumhuriyet Kitap'tan)
|