----------------------------------------------------------------------------------Ana Sayfa-------------------------------------------------www.vitrindekikitaplar.com |
Çocuk Kitapları |
| EskiSayılar: 32 33 34 35 36 37 38-39 40 41 42 43 44-45 |
| Benim Dedem Bir Tane Tarık Dursun K., Bilgi Yayınevi, 2003, 206 sayfa, Resimleyen Mustafa Delioğlu, (8+) ''Ben dede oldum, diyordu tok bir sesle. Bir kız torunum var, adı da Almira. Kocaman, al yanaklı, çok güzel yüzlü... Tam dört buçuk kilo doğdu... Duyanlar torunun adını yadırgıyorlardı, bu bir gerçekti. Dede, usanmadan soranlara anlatıyordu Ortaasya'da on yılda açan bir çiçek vardı, adı Almira'ydı. Evet, açıyor, bitiyor, bir on yıl geçmeden de bir daha açmıyordu. Neden mi? Dede de bilmiyordu nedenini... Herkes bunu soruyordu... Dede baktı, olacak gibilerden değil, kolayını buldu sonunda. 'Adı mı, Almira!'... Dede gülü demek, diye karşılık veriyordu...'' (S.25). Dede olmanın mutluluğunu yaşadığında bu hissin mutlaka anlatılması gerektiğini düşünmüş Tarık Dursun K. Sevgili babaanne de bunu çok istemiş. Oturup birlikte düşünmüşler taşınmışlar. Sonunda da Benim Dedem Bir Tane adlı bu roman çıkıvermiş ortaya... Almira'nın doğumuyla başlayan ve okul dönemine kadar uzayan süreci anlatan eğlenceli ve duygusal bir kitap Benim Dedem Bir Tane. Olayların ve duyguların çağrışımıyla geçmiş ve günümüz arasında gidip gelen kurgusunun içinde, Almira'nın babasının çocukluk ve gençlik dönemlerinin yanı sıra ailenin süregelen yaşantısını da öğreniyoruz. Mustafa Delioğlu'nun gerçekçi çizimleri de öykülere eklenince sanki biz de ailenin bir parçası oluveriyoruz. Almira'nın ilk heyecanları, korkuları ve sevinçleriyle, dedenin ve babaannenin olaylara yaklaşımlarıyla Benim Dedem Bir Tane, sadece çocuklara değil yetişkinlere de çok şey söylüyor... Dedenin torun heyecanı bu kitapla bitmeyeceğe benziyor. Çünkü sırada ikinci torunu var. Dede, kitapta Almira'nın yanı sıra ikinci torun Alara'ya da yer vermiş olmasına karşın, Alara'ya ayrıca bir roman borçlu olduğunu söylüyor... Masallar, romanlar... Şanslı torunlar! Yumurtadan Çıkan Öğretmen Muzaffer İzgü, Bilgi Yayınevi, 2002 (13. basım), 80 sayfa, Resimleyen Figen Renda, (8+) Disiplin önce giysiyle başlarmış. O yüzden iyi bir kılıkla beden eğitimi öğretmeninin karşısına çıkmayan ondan iyi not alamazmış. İkinci sınıfların dediğine göre, sözünü dinlemeyeni dövermiş bile bu beden eğitimi öğretmeni... İlk dersin sonunda haftaya sizi şortsuz görürsem, karışmam deyince bütün çocuklar anlamış bu işin şaka götürmediğini. Beden eğitimi öğretmeni kızların ak, erkeklerin kara şort almasını söylemiş. Herkes kıyafetlerini alıp heyecanla ikinci dersi iple çekerken, sınıftaki iki çocuğu heyecan yerine bir korkudur sarmış. Çünkü ailelerinin durumları iyi olmadığı için zaten zorlukla okutulan bu iki çocuğun şort alacak durumu yokmuş... Büyük gün sonunda gelip çatmış. Disiplini giysiyle sağlamak isteyen öğretmen şortu olmayan çocuklara nasıl davranacak dersiniz? 'Beden Eğitimi Dersinde' adlı öykü, eğitim sistemini ve eğitimcilerin hoşgörüsüz, katı yaklaşımını eleştiriyor. Ancak, öykünün duygusal anlatımının çocuklarda durum ve kişilere karşı öfke ve nefret uyandırması olasılığı, insanın aklına böyle bir yaklaşımın doğru olup olmadığı sorusunu getiriyor... Annesinin perdeden bozarak yaptığı güllü iç çamaşırıyla arkadaşlarının önünde utandırılan bir çocuk... Çocuklarla birlikte bu duruma gülen bir öğretmen... Utancından dersten kaçan ve bir daha ne o dersi ne de öğretmeni sevebilen kalbi kırık bir çocuk... Toplumsal yaşamda görülen çarpıklıkları, yaşanan haksızlıkları gerçekçi bir bakış açısıyla ele almasına karşın; sonunda bir çözüm sunmayan, öyküdeki karakterle kendilerini özdeşleştirebilecek çocukları yapıcı olmaktan çok yıkıcı olmaya yönlendirebilecek, yaşama bakışını olumsuz etkileyebilecek bir yaklaşımla yazılmış bir öykünün çocuklar için ne kadar yararlı olabileceği tartışılır! Kitapta, 'Beden Eğitimi Dersinde' adlı öyküden başka, 'Sarı Zarf; Bir Oynasam, Bir Oynasam; Temsil; Bir Karakaçanımız Vardı; Kargayla Dostluk ve Yumurtadan Çıkan Öğretmen' olmak üzere 6 öykü daha var. Ne yazık ki bütün öykülerde aynı duygusal anlatım ve yaklaşım görülüyor. Gerçekleri görmek ve harekete geçmek için ağlamak ve ağlatmak gerekmediğine inanıyor Sihirli Değnek... Muzaffer İzgü'nün bizi hep güldürmesini istiyor. Çocukların gözlerinin yaşlarla değil umut pırıltılarıyla dolu olmasını da... ''Aması ne Pınar, ayıp mı? Hiç de ayıp değil. Ama sen ille de bu işte bir ayıp yan arıyorsan, bana yumurta sattıranlar utansınlar. Karım, üç çocuğum, bir de annem var... Anneme ben bakıyorum. Altı kişiyiz evde. Evim kira...'' (S.18) ''Paramız yok. Sordum soruşturdum, çok pahalıya gidiyormuş oraya kamyon. Kamyona o parayı verirsek, yarı yıl açız. Olalım babacığım, dedik iki kardeş. Annem geldi, saçlarımızı okşadı, yaşlı gözlerle bizi öptü. Aç yaşanmaz oğlum, dedi babam. Yarın gidiyorum ben... Orada nerede kalacaksın baba? diye sordum. Bir otel odacığı bulurum... Soğuktur, hasta olursun, miden zaten hasta...'' (S.41). ''Öyle bir kızdım, öyle bir kızdım ki o Ankarada'ki amcaya... Pis amca, çirkin amca'' (S.44). ''Bugün pazar Çimen Hanım, deseler anama. İş yok, deseler. Biz evde dinleneceğiz, sen de evinde dinlen... Anam pazar günleri de cam siler, halı silker, çamaşır yıkar, yer ovar... İyi ama o konaklardaki analar babalar beni hiç düşünmezler mi? Onların Zeynoları yok mu? İçlerinden geçmez mi Çağırmayalım bu pazar Çimen Hanım'ı, Çimen Hanım evinde otursun, bebelerine baksın. Zeyno sokağa çıksın, doya doya oynasın... Ah bir oynayabilsem, ah bir doya doya oynayabilsem...'' (S.48). Yumurtadan Çıkan Öğretmen'de keşke kitabın çizimlerinde neşeyi yakalayabilseydik. Acaba Sihirli Değnek resimlerdeki çocuklara dokunsa onları güldürebilir mi dersiniz? La Fontaine'in Masalları Orhan Veli, YKY Doğan Kardeş, 2003, 93 sayfa, Resimleyen Dağıstan Çetinkaya 1948-2003... 55 yıl içinde çok şey değişti dünyada. Neler yazıldı, çizildi ama La Fontaine'nin söyledikleri yüzyıllardır değişmedi... La Fontaine'in Masalları, 55 yıl aradan sonra YKY Doğan Kardeş Kitaplığı'ndan çocuklara tekrar sesleniyor. 51 tane masal, hem de Orhan Veli'nin çevirisiyle... ''Bir yer var, biliyorum; Her şeyi söylemek mümkün; Epeyce yaklaşmışım, duyuyorum; Anlatamıyorum.'' dese de Orhan Veli, bakın kitabın önsözünde çocuklara neler anlatıyor neler ''Bu kitapta okuyacağınız şiirleri gerçi sizler için tercüme ettim. Ama hiçbir zaman onları çocukça bulmadım. Zaten sizi de küçük görmüyorum. Güzel şeyleri siz de büyükler kadar anlar, büyükler kadar seversiniz. Elbette, yaşınız ilerledikçe, bilginiz de artacaktır. Ama bu bilginiz artıncaya kadar kötü şeyler, basit şeyler okuyacaksınız demek değildir. Bilginizin, anlayışınızın artması, zevkinizin incelmesi ancak büyük eserler, kıymetli eserler okumakla olur.'' (S.12) Yıllar önce bizlere söyleyeceğini söylemiş Orhan Veli. Anlayana sivrisinek saz... ''Bir gün bir öküz görür kurbağa; Hayran olur boyuna bosuna. Döner bir de kendine bakar Yumurta kadar. İmrenir, o da onun gibi olmaya kalkar. Ikınır, şişer, bağırır, öter; Bir yandan da hep - Baksanıza, der, Yetmez mi? Ha? Olmadım mı hâlâ onun kadar? -Ne gezer! derler. -Peki, şimdi? -Hayır. -Ya şimdi? -Yaklaşmadın bile! derler. O vakit bizimki, Bir ıkınır, çatır çatır çatlar. Dünya böyle budalalarla doludur işte; Nicelerin gözü asılzadeliktedir. Kimininki ağalık, beylikte, Kimininki şehzadeliktedir.'' (S.15) Yazdığı önsözde, çocuklara La Fontaine'in yaşamı hakkında bilgi vermeyi, fable'ın ne demek olduğunu ve bunun Aesopus masallarıyla ilişkisini anlatmayı da unutmamış Orhan Veli... Unutmadığı bir şey daha var Orhan Veli'nin Nasrettin Hoca fıkraları. Oturmuş onları da derlemiş. Okumuş araştırmış, fabl'lara benzeyen bir anlatımla bu fıkraları yeniden yazmış... Nasrettin Hoca Fıkraları (Orhan Veli, YKY Doğan Kardeş, 2003, 130 sayfa, Resimleyen Dağıstan Çetinkaya) Şevket Rado'nun desteğiyle, ilk baskısını 1949'da yapmış ve 54 yıl aradan sonra, o da La Fontaine'in Masalları gibi, yeniden Doğan Kardeş'le çocuklara ulaşmış... Nasrettin Hoca Fıkraları'nın Orhan Veli'nin şiirsel anlatımıyla tanışmak için de güzel ve eğlenceli bir başlangıç olduğunu söyleyebiliriz. ''Bir gün biri Hoca'ya bir ciğer tarif eder; -Hele bir pişir de gör, ne kadar lezzetli! der. Hoca da bu tarifi, tutar, kâğıda yazar. Akşam eve giderken, dolaşıp çarşı pazar, tarife en uygun ciğeri bulur. Alır, evinin yoluna koyulur. -Sen misin ciğer elde eve giden?- Düşüne düşüne yürürken Hoca, gökten ok gibi inen bir atmaca, kaptığı gibi ciğeri elinden, Bir anda yedi kat gökleri boylar. Hoca, garip, birdenbire, afallar. Önce anlayamaz ne olduğunu, Sonra göğe uzatıp yumruğunu, Der ki -Hiç yorulma, tarifi bende; Ne kadar istesen de, Ağız tadıyla yiyemezsin onu.'' (S.31). |
| EskiSayılar: 32 33 34 35 36 37 38-39 40 41 42 43 44-45 |
Ö z k a n P A P A T Y
A |