| ASSITEJ
(Uluslararası Çocuk ve Gençlik Tiyatroları
Birliği) Türkiye Merkezi Bildirisi
"Çocuk ve tiyatro;
sevgiyle, bilgiyle yaratılması gereken iki
varlık. Çocuk ve tiyatro; insanın
yarınlarını, başarısını, umutlarını
yeşerten, oluşturan iki sanat. Çocuk ve
tiyatro; emekle, özenle, özveriyle yaratılan,
büyütülen iki değer........
Çocuk için oyun vazgeçilmez
bir gereksemedir. Çocukların oynamak için
yaşadıklarını söylemek yanlış
olmayacaktır. Bu, çocuk tiyatrosu yapanlar
için önemli bir noktadır. Çocukların oyun
köşeciklerine; Samanyolu Gökadası, evrendeki
tüm güneşler, gezegenler, okyanuslar, dağlar,
ormanlar, hayvanlar sığabilir. Onların
oyunlarında canlı cansız tüm varlıklar,
konuşur, ağlar, gülerler. Tüm zamanlar ve
tüm uzamlar o köşecikte yaşarlar. Orada
hiçbir düş yadırganmaz.
İşte bu nedenle çocuk
tiyatrosunda Keloğlan astronottur, Parmak Çocuk
uzayda dolaşır, Yedi Cüceler dünyayı
yıldız savaşlarından korur. Kibritçi kızın
kibriti tüm karanlıkları aydınlatır,
üşüyenleri ısıtır, Kırmızı Şapkalı
Kızın sepetindeki yiyecekler Afrika'daki aç
çocukları doyurur, Kül Kedisi tüm silahları
yok eder, dünyayı barış gezegenine çevirir.
Deniz Kızı tüm evrende sevgiyi egemen kılar.
İşte çocuk tiyatrosu yapacaklar için varsıl
bir düş dünyası...
Ne mutlu o ülkeye ki,
insanlarını özellikle de çocuklarını;
insanı insan yapan değerlerle buluşturacak
tiyatro yaratıcılarına, tiyatro eserlerine,
tiyatroya giden ve çocuklarını tiyatroya
götüren bir seyirci çoğunluğuna sahiptir.
Böyle bir ülke olma yolunda hepimize
başarılar..."
ÜLKER KÖKSAL
***
Sevgili Çocuklar,
20 Mart Dünya Çocuk ve
Gençlik Tiyatroları Günü'ydü, bugün (27
Mart) ise Dünya Tiyatrolar Günü. Bu iki
önemli gün, tiyatroyu daha yakından
tanımamız, daha çok sevmemiz ve tiyatronun
önemini daha iyi kavramamız için belirlenmiş.
Her iki gün de ülkemizde ve dünyanın pek çok
ülkesinde çeşitli etkinliklerle kutlanıyor.
Siz çocuklar, oyunun ve
oynamanın önemini zaten biliyorsunuz. Oyun
bilmeyen, oyun oynamayan, oyun sevmeyen çocuk
olur mu hiç. Çocuklar, oyunları, oyun
oynamayı o kadar çok severler ki, yemek yemeyi
bile unuturlar bazen. İşte, oyunun sanata
dönüşmüş biçimlerinden biridir tiyatro.
Başka türlü bir oyundur yani. Bu kez biz
büyükler sizin için oynarız oyunları.
Siz çocuklara tiyatro yoluyla
da ulaşmaya çalışırız. Sizlerle tiyatroda
buluşuruz. Sizler için tiyatro oyunları yazar,
hazırladığımız oyunlarda çeşitli görevler
alırız. Düşlerinizin yer aldığı,
anlayabileceğiniz, seyretmekten mutluluk
duyabileceğiniz oyunlar hazırlar, heyecanla
tiyatroya gelmenizi bekleriz.
Annenizden, babanızdan,
ablalarınızdan, ağabeylerinizden ve
öğretmenlerinizden sizi tiyatroya
götürmelerini ya da okulunuza tiyatro oyunları
getirmelerini isteyin sevgili çocuklar.
Çikolata ister gibi isteyin bunu. Gerekirse
yalancıktan ağlayın. Siz tiyatroya gelirseniz,
tiyatro sahnesi sevincinden kırpıştıracak
perdelerini. Sizi ısıtacak olan tatlı bir
güneş yükselecek sahneden. Tiyatronun tavanı
yıldızlarla dolacak. Tiyatro salonunda, binbir
renkli bir gökkuşağı saracak hepinizi. Siz
geldiniz diye tiyatronun koltukları mutlu mutlu
gülümseyecek. Koltukların arasından
çiçekler açacak. Tatlı ezgiler yükselecek
salonun duvarlarından. Sizin için
hazırladığımız oyun başladığında tiyatro
sevincinden yerinde duramayacak. Sahnesindeki
güzel oyunla birlikte gökyüzüne yükselecek.
Pembe bir bulutun üstüne çıkıp uçacak
sizlerle beraber. Oyun bitinceye kadar
maviliklerin, rengârenk bulutların, uçan
kuşların arasından uçarak dolaşacaksınız.
Oyun bittikten sonra, oyunu
beğenirseniz o oyunu hazırlayan sanatçıları
alkışlamayı, onlara teşekkür etmeyi
unutmayın. Ama beğenmezseniz, oyunla ilgili
duygu ve düşüncelerinizi çekinmeden söyleyin
sevgili çocuklar. Böylece biz büyükler,
sizler için daha güzel oyunlar hazırlarız.
Bugünün ve yarının
seyircileri olan siz çocukların her iki günü
de kutlu olsun. Yaşamınız oyunla, tiyatroyla
dolsun sevgili çocuklar. Güzel oyunlarda,
güzel tiyatrolarda buluşmak üzere...
HASAN ERKEK
ASSITEJ (Uluslararası Çocuk
ve Gençlik Tiyatroları Birliği) Türkiye
Merkezi 2.Başkanı
Sevgili çocuklar, bir tatil
sabahı kalktınız, kurs ders yok... İster
ailenizle ister yalnız bir şeyler
yapabilirsiniz ama ne yapabilirsiniz. İsterseniz
birlikte düşünelim. Örneğin televizyonda
çizgi film izleyebilirsiniz. Neden olmasın
parmağınızı bile oynatmadan uzay gemilerinde
uzay savaşçılarıyla dünyayı yeniden
kurtarabilirsiniz. Ya da Çakmaktaş ailesi ile
ilkçağlara gidebilir, sevimli dinozorlarla
oyunlar oynayabilirsiniz. Bilgisayarınız varsa
bilgisayar oyunları ilginç olabilir. İster
yarışmalı, ister kendi becerinizi
sınadığınız onlarca, yüzlerce çeşit
bilgisayar oyunu sizleri bekliyor. Sinemaya da
gidebilirsiniz. Hayal gücüne teknolojinin
sınırsız olanaklarının sunduğu dünyada
hoşça bir buçuk saat geçirebilirsiniz. Neden
olmasın? Ama sevgili çocuklar şöyle bir
düşünün lütfen bu seçeneklerde sizinle
onlar arasında her zaman bir engel var, ne kadar
yakınınızda olursa olsun elinizi uzatıp
Çakmaktaş'ın elini tutabilir misiniz? Ya da
uzay gemisine binebilir misiniz? Sizin
yaptığınız bir eylemle o kurtarma
harekâtında bir yardımınız olabilir mi?
Sizden beklenen bilgisayarın ya da televizyonun
karşısına oturup sadece ve sadece onlara
bakmanız, seyretmeniz. Hareketsiz durmanız.
Yanınızda bulunan kardeşiniz ya da
arkadaşınızla bile ilgilenmemelisiniz. Sadece
gözlerinizi ekrana dikip öylece
durmalısınız.
Bir de şunu düşünün
lütfen; evden çıktınız. Tiyatroya gittiniz.
Çevrenizde sizler gibi onlarca çocuk, bilet
aldınız salona girdiniz. Yerinizi aldınız.
Derken oyun başladı. Sahnede canlı canlı
insanlar hapşırsanız "çok yaşa"
diyecek kadar yakınlar ve hatta diyebilirler.
Başı dertte olan bir oyuncu sizden yardım
isteyebilir, hep birlikte ona yardım
edebilirsiniz. Gerektiğinde oyuna
katılabilirsiniz. Ya da oturduğunuz yerde
tiyatronun sihirli dünyasını
yanınızdakilerle paylaşabilir, müziklerde
tempo tutar, kahramanınız başardığında onu
alkışlayabilirsiniz. Beğeninizi hemen dile
getirerek onu mutlu edebilirsiniz. O da bunu size
bir şekilde belli edecektir elbette. Ne dersiniz
sevgili çocuklar tiyatroya bu güzel anları
yaşamak, paylaşmak için gitmeye değmez mi...
O halde ne duruyorsunuz, HAYDİ ÇOCUKLAR
TİYATROYA, çabuk olun oyun başlamak üzere...
NİHAL KUYUMCU
|
Miğfer Ayla Çınaroğlu, Uçanbalık
Yayınları, 1996, 61 Sayfa, (8+)
İç savaş sonunda bölünerek
iki ayrı ülke olmuş Alkent ve Verkent... İki
ülke de halinden memnun, barış içinde
yaşayıp gidiyor. Ancak bir gün Verkent'liler
Alkent'lilerle savaşmak, eskiden onlara ait olan
toprakları ele geçirerek daha büyük bir ülke
olmak isteyiveriyor. Verkent'in askerleri savaş
hazırlıklarına başlıyor... Alkent
sınırında kamp kuran askerler dinlenmeye
çekiliyor. Asker Kat ve Asker Kut da bir
ağacın altında oturuyor. Alkent'lilere
görünmek istemeyen Asker Kat ve Asker Kut,
çiçek toplayan iki kardeş Şan ve Can'ın
sesini duyunca telaşla oradan uzaklaşıyor. Ama
ağacın altında neyi unutuyorlar dersiniz?
Miğferlerini... Can ve Şan ne olduğunu
anlayamadıkları bu miğferleri bulup
şehirlerine götürüyorlar. Miğferleri çok
seven Can ve Şan'ın annesi, onları
lokantalarının vitrine süs olarak koyuyor.
Asker Kat ve Asker Kut miğferlerini bulamayınca
ne yapacaklar dersiniz? Alkent ve Verkent'liler
arasında neler yaşanacak?
Şahane Lunapark
Ülkü Ayvaz, Cem Yayınları,
2002 (3.Basım), 88 Sayfa, Resimleyen Semih Poroy
(8+)
Bir lunapark ve sirk!
Cambazlar, zincirkıranlar, hayvanlar,
dönmedolap, ışık gösterisi... Her şey var
anlayacağınız bu sirk meydanında. Bu
eğlenceli atmosfere uymayan tek kişi, korkuyla
ortalıkta dolaşan bir çocuk! Ancak,
gökyüzünde ara ara beliren ışığa
endişeyle bakarak ''Bu ışık çok kötü bir
ışık... Çok kötü çok'' (S.41) diyen bu
çocuğu kimse dinlemiyor. Çocuk, karşısına
çıkan herkese ''O ışık altında ölüyor
insan. Ben gördüm... Bir sürü insan yerde
yatıyor orda, cansız... Önce beyaz bir
ışık. Sonra bütün renkler... İner inmez...
Evlerde, sokaklarda, taşıtlarda...'' (S.46),
diyerek bir şeyler söylemeye çalışıyor.
Ancak anlattığı şeylerin düş olduğunu
sanan insanlar çocuğu ciddiye almıyor. Oysa
çocuk savaş bölgesinden kaçıp lunaparka
sığınmıştır, söyledikleri de gerçektir.
Savaşın kötülüklerini anlatmaya çalışan
bu çocuk sesini lunaparktakilere duyurabilecek
mi dersiniz? 1982 TOBAV (Devlet Tiyatrosu, Opera
ve Balesi Çalışanları Vakfı) Ödülü'nü
alan Şahane Lunapark, Makedonya Devlet
Tiyatrosu'nda da sahnelenmiş... Umarız bütün
lunaparklar çocuklar için her zaman eğlenceli
olur! Çocukların yüzü hep güler!
Yaşasın
Barış
Hasan Erkek, Kültür
Bakanlığı Yayınları Çocuk/Tiyatro, 1995, 40
Sayfa
(8+)
Koyun Ülkesi ve Buğday
Ülkesi... Çobandağı'nda koyunlarını otlatan
Koyun Ülkesi peynir, süt, yoğurt yapıyor,
Başakovası'nda buğday yetiştiren Buğday
Ülkesi de un, ekmek... Değiş tokuş yaparak
geçinip giden bu iki ülke arasında bir gün
bir savaş patlak veriyor. İki ülkenin
insanları da savaş meydanlarında ölmeye
başlıyor. İnsanlar mutsuz, yorgun, aç...
Barış istiyorlar. Ama Koyun Ülkesi'nin
Vezir'i, Kral'ı tahttan indirip onun yerine
geçmek istiyor. Muhafızbaşı ile birlikte
planlar yapan Vezir, iki ülkenin barış
yapmasına engel oluyor. Ta ki Buğday Ülkesi
Kralı'nın oğlu Dost Prens elinde
mızıkasıyla Koyun Ülkesi'ne gelene kadar.
Vezir ve Muhafızbaşı, Dost Prens'in Kral'ı
görmesine ve ona Dostluk Şarkısı'nı
çalmasına izin verecek mi dersiniz? Sizce Dost
Prens bu savaşı durdurabilecek mi?
Yaşasın Barış, 1991'de
Çankaya Belediyesi-TOBAV Çocuk Oyunu
Ödülü'nü almış. l997'de de Jean-Louis
Mattei tarafından Fransızcaya çevrilmiş...
Barış, keşke her dilden dillense! Kim bilir
belki o zaman...
Yaşayarak
Öğrenme İçin Eğitici Drama
Kuramsal Temellerle Uygulama
Teknikleri ve Örnekleri
Doç.Dr. Alev Önder, Epsilon
Yayınları, 2001 (3.Baskı), 303 Sayfa
Bilginin testlerle ve
sınavlarla ölçüldüğü günümüzde
'yaratıcılık ve özgünlüğün' eğitimimizde
yeri var mı? Acaba Rousseau'nun önerdiği
'sosyal ve fiziksel çevrede yaşayarak eğitim'
tekniğiyle çocukların katılımcı olmaları
sağlanarak, zorlamadan ve tehdit etmeden onlara
bir şeyler öğretebilmek mümkün olabilir mi?
Yaşayarak Öğrenme İçin Eğitici Drama,
eğitimcileri bu konu üzerinde düşünmeye
çağıran bir kitap. Yaşayarak ve katılımcı
eğitimin bir aracı olarak eğitici dramanın
önemini anlatan; çeşitli uygulamalara ve
çalışmalara yer veren kitap sekiz bölümden
oluşuyor. Okul öncesi ve temel eğitim
öğretmenlerine, kız meslek lisesi
öğretmenlerine, öğretmen adaylarına, rehber
öğretmenlere, okul yöneticilerine ve anne
babalara sesleniyor. 100'den fazla uygulamaya yer
veren Yaşayarak Öğrenme İçin Eğitici Drama,
terimlerin ve tarihçenin yanı sıra çocuğun
bilişsel süreçlerine göre sahip olduğu
becerilerine de değiniyor.
Yaratıcı
Bir Çocuk Geliştirme
Genç Beyinler İçin Cazip
Etkinlikler ve Oyunlar
Cynthia MacGregor, Papirüs
Yayınları, 1997 (2.Baskı) 119 Sayfa ,
Türkçeleştiren Ersin Soylu
Yaşayarak Öğrenme
bakışına ek olarak, yaratıcı düşünceyi
geliştirmeyi amaçlayan etkinliklere de yer
veren çalışmalar ve kitaplar bulunmaktadır.
Aklınızda, "Yaratıcılık her çocukta
var mıdır yoksa doğuştan gelen bir özellik
midir? Yaratıcılığın zekâyla bir
bağlantısı var mıdır? Yaratıcı düşünce
geliştirilebilen bir beceri midir?" gibi
sorular varsa, cevaplarını bu kitapta
kolaylıkla bulabilirsiniz
Yaratıcı Bir Çocuk
Yetiştirme, yaratıcılık 'kasları'nın da
aynı insan vücudundaki diğer kaslar gibi
esnetip çalıştırılması gerektiğini
söylüyor. Bunun da ancak eğlence ile mümkün
olduğunu anlatarak yetişkinlere bunun
yollarını göstermeyi amaçlıyor. Sekiz
bölümden oluşan kitabın her bölümünde
farklı amaçları kapsayan çok sayıda
uygulamaya yer verilmiş. İlk bölüm 'Yazın'
üzerine. Burada, çocukların düşüncelerini
daha iyi ifade etmelerine yardımcı olacak,
kelime ve harf çalışmalarından tebrik kartı
yazmaya, mektuptan yap-boz öyküye, atasöz
çalışmalarından reklam ve ilan
çalışmalarına kadar çeşitli alanlardaki
yaratıcı yazın etkinlikleri anlatılıyor.
Bunun, yazı yazmanın özet çıkarmak ve soru
cevaplamaktan öte bir şey olduğunu ezberci
eğitim sistemimizde yaratıcılıkları her
geçen gün körelen çocuklara eğlenceli bir
yolla gösterebilecek bir bölüm olduğunu
söyleyebiliriz. Kitabın her bir bölümü sanki
birbiriyle yarışıyor. Önerilen etkinliklerin
çeşitliliği, güzel sanatlardan sesli yazmaya,
yeni düzenlemelerden buluşlara ve şiirlere
kadar uzanıyor...
|