Ana Sayfa-
www.vitrindekikitaplar.com

DİLSEL SORUNLAR

EskiSayılar: 12-13 14-15 16 17 18-20 21-27 28-29 30-32 33 34-39 40 41 42-43-44-45-46 47-48-49 50-51-52 53-57
2004/01 02
Cumhuriyet 01.11.2003

Gönülden Bilime

Ahmet İnam

Nasıl düşünmeli?

Elbette mantık kurallarına ters düşmeden düşünmeli. Tutarsızlığın tuzaklarına kapılmadan. Dille düşündüğümüzde, dilin gramerine, sentaksına, semantiğine uyarak. Düşünmek, mantıkla, dille gerçekleşiyor ama yalnız onlardan oluşmuyor. Düşünme etkinliği ile gerçekleştirilen düşüncenin içeriği var. Düşünmenin çetinliği, büyük ölçüde içeriğinden kaynaklanıyor, biçiminden değil! İçeriğin çetinliği, yaşamın çetinliğinden geliyor. ''Nasıl düşünmeli?'' sorusunun yanıtı, bizi ''nasıl yaşamalıyım?'' sorusuna götürüyor. ''Nasıl düşünmeliyim?'' sorusuna götürüyor. ''Nasıl düşünmeliyim?'' sorusunu dert edinenlerin, belki de, kendilerine açıkça itiraf edemedikleri temel kaygıları ''nasıl yaşamalıyım?'' sorusunda yatıyor olabilir.

Kültürümüzün nasıl bir işleyişinden kaynaklanır, bu reçete arama, birçok kapıyı açan anahtar bulma beklentisi? ''Sağlıklı'' düşünemediğinizi mi sanıyorsunuz? ''Nasıl doğru düşünülür acaba? sorusu içinizi mi yiyor? İlk yapacağınız şey, bu kültürün herhangi bir evladı olarak, bir otorite bulmaktır: Düşünme biçimine, akıl yürütmelerine hayran olduğunuz birini bulur, ondan öneriler beklersiniz ya da tıkalı bulduğunuz yolu açacak, tez okunur, kolay anlaşılır, bir kitap ararsınız: Hem Eğlen Hem Düşünmeyi Öğren, Yarım Saatte Başarılı Düşünme Anahtarı, Düşünemeyenler Gelin Bu Kitapla Düşünün! başlıklı. Düşünme ciddi iştir ve kılavuzsuz, nasıl gerçekleştirilir? Kolay ve sıkıntısız biçimde düşünmenin yolunu bir öğrendik mi, artık işimiz çok kolaydır. Yeter ki o şablonu, bazılarının çok sevdiği deyimle ''yöntemi'' öğrenelim yeter. ''Yöntem uçağına bin, dilediğin düşünce ülkesine uç.'' Düşünme, yol yordam bilme işidir, öğrenilecek kuralları vardır. Öğren ve düşün.'' Peki, ne olacağız, düşünmeyi öğreneceğiz de? Başarılı olacağız. Toplumda saygınlığımız artacak. Mutlu olacağız, mutlu! Haydi, arkadaşlar, hep birlikte düşünmeyi öğrenmeye! Mutlu olmaya. Belki de bizi, öğrenirsek düşünmeyi, Avrupa Birliği'ne bile alabilirler.''

Bu kalıp, bu ''teknik'', bu ''târif'', bu anahtar, bu ''hap'' arayan bakışla, düşünmeyi öğreneceğiz. Üstelik, mantık, akıl, yöntem maskelerinin arkasına sığınarak, hazırlop reçetelerle gerçekleştirdiğimiz düşünme biçimlerine ''bilimsel'' adını verecek kadar, ufuksuz, sığ, bilimden, bilim tarihinden habersiz gâfil insanlar durumuna düşeceğiz.

Takiyettin Mengüşoğlu hocam, çok ateşli bilim felsefesi tutkunu olarak çalıştığım yıllarda bana zaman zaman takılırdı: ''Sen bilimin başarılarının ardındaki yöntemi arıyorsun değil mi? Bilimde açıklama, ön-deyi (prediction) nasıl gerçekleşiyor, teoriler nasıl kuruluyor, nasıl akıl yürütmeler yapılıyor? Bilim alanında çalışanlar, önce bu yöntemleri öğrenip, sonra bunları uyguluyorlar mı? Böyle bir yöntem anlayışı yanlış! Yöntem, iş başında öğrenilir!''

Düşünme iş başında öğrenilir! Elbette, dilsel, biçimsel kuralları vardır; çalıştığınız, üzerinde kafa yorduğunuz alanın geçmişiyle, sorunlarıyla, beklentileriyle ilgili olarak farklı içerikler taşır. Her içeriğin yapısına, özelliğine göre düşünme biçimleri vardır! Kimi arkadaşların itirazlarını duyar gibiyim: Bir dedüksiyon, bir endüksiyon hadi bir de analoji var! Aklın yolu birdir. Hele bilimsel düşünmenin sonuç alıcı biçimde işlemesi için belli yolları kesinlikle izlemesi gerekir!

Bilimde nasıl düşündüğümüz üstüne düşünmek elbette gereklidir. Bilim sürekli kendini yenileyebilen, gerçeği kavramaya yönelik saygın bir insan etkinliği. Bilim felsefesinin bilimsel düşünme üstüne oluşturduğu tartışmaların, ortaya koyduğu ürünlerin, bilimi tanıma adına yararlı olduğuna inanıyorum. Bilimsel araştırmanın işleyişini, bilimin nasıl olup da yanlışlarından kurtulmaya çalıştığını, bu çalışmalarında ne gibi yollar izlediğini bilmek gereklidir.

Sorun, bu çalışmalar sonucu elde ettiğimiz bulgularımızın mutlaklaştırılmasındadır. ''Bilim böyle çalışır, insanın aklı böyle işler'' reçetelerinin dayanakları geçici saptamalardan oluşur. Bilim değişiyor, bilim üzerine geliştirilen mantıksal, felsefi, toplumbilimsel, kültürel, ekonomik, ideolojik görüşler de değişecektir.

Nasıl düşünmeli? Bilimsel düşünmenin bile hazırlop reçetelerle gerçekleştirilemeyeceğinin anlaşıldığı bir çağda, yaşayarak, sınayarak, sorarak, yanlışlardan korkmayarak düşünmeli! Cesur ca düşünmeli!

Radikal Kitap 09.01.2004

DİL MESELELERİ

NECMİYE ALPAY

Okurlardan
*
Sözlüklerin yaşamsallığı
"PhD" kısaltmasının Türkçede "felsefe doktoru" anlamına değil, "doktora derecesi" anlamına geldiğini yazmıştım. Güney Gönenç'ten aldığım mektupta, kaynak kitapların yaşamımızı nasıl etkileyebildiğine iyi bir örnek veriliyor.
Gönenç, Haldun Özen'in 1402'liklerle yaptığı söyleşi ve yazışmaları derlediği "Entellektüelin Dramı: 12 Eylülün Cadı Kazanı" adlı kitaptan kendisiyle ilgili bir bölümü alıntılamış. Biraz kısaltarak aktarıyorum:
"1402 ile öğretim yaş amından çıkartıldığımda -arada kesintiler olsa da 28 yıldır o yaşamın içindeydim. O nedenle olsa gerek, son dersimi verirken gözlerimin yaşarmasını engelleyemediğimi belirtmeliyim. Hocalıktan nasıl olsa atılacağımı tahmin ettiğimden,bari emeklilik hakkını kazanayım diye çok uğraştım, bunu da başardım!
Çoğu öğretim üyesi arkadaşım 25 yıl koşulunu sağlayamadan (ve yasadaki 'bir daha kamu hizmetlerinde çalıştırılamazlar' hükmünden dolayı bunu sağlama olanağı da ellerinden -sonsuza dek alınmış olarak) atıldıkları için Emekli Sandığı'ndan emekli olma hakkını hepten kaybetmişlerdi, bu hakkı onlar ancak bir işyerinde işçi olarak çalışıp emekli olarak kazanabildiler (böylece emekli ikramiyesini de otomatik olarak kaybetmiş oluyorlardı). Ben onlardan biraz daha yaşlıydım.
"Yurt dışında doktora yaparken geçirdiğim süreyi (yasanın bunu sağlayan bir maddesi gereğince) borçlanıp saydırarak kıl payıyla emeklilik hakkını kazandım. Şunu da ekleyeyim ki emeklilik hakkımı kazanmamı ben İngilizce-Türkçe Redhouse Sözlüğü'ne borçluyum! Yurt dışında doktora yaptığımı belgelemek için Emekli Sandığı'na bir yakınım tarafından verilen [ben o sirada Gaziantep'te sürgünlük görevimi ifa etmekteydim G.G.] dilekçenin ekindeki doktora diplomamda (bir İngiltere üniversitesinden) bana verilen unvan 'Philosophia Doctoris' = Ph.D. olarak belirtiliyordu. Emekli Sandığı -sağolsun buna itiraz etmiş: 'Bu adam elektrik mühendisliği bölümünde hoca imiş, ama felsefe doktorası yapmış... Bu sayılmaz' demiş. Oysa, dilekçenin ekinde ODTÜ Elektrik Mühendisliği Bölümü'nün 'bize bağlı ögretim üyesi iken İngiltere'de doktora yapmıştır' yazısı var. Bu, elbet şu demek: Ben ODTÜ Elektrik Mühendisliği Bölümü öğretim üyesi olduğum sürede İngiltere'de felsefe doktorası yapmışsam demek ki bölümüm bu doktorayı beğenmis, geçerli saymış ki benim görevimi buna göre sürdürmüş, öyleyse Emekli Sandığının buna karşı çıkma hakkı olabilir mi? Kaldı ki ben felsefe doktorası yapmadım (keşke bunu yapabilecek yetenekte olsaydım). Bunun çözümünü o yakınım gerçekleştiriyor: Redhouse'un 723. sayfasında 'Ph.D. = Doctor of Philosophy = doktorluk payesi' yazılı. Evet, ben bu sayfanın fotokopisi sayesinde emeklilik hakkımı kazandım!"
Sözlük ve kılavuz hazırlayıcıların dikkatine sunulur.
*
"Ya devlet başa ya kuzgun leşe"
Ali Güremen bu deyim için baktığı kaynaklarda tatmin edici bir açıklama bulamadığını yazıyor.
Ali Püsküllüoğlu'nun "Türkçe Deyimler Sözlüğü"nde (Arkadaş Yay.), bu sözün "öyle bir işe girişiyorum ki beni ya imrenilecek duruma yükseltir ya da batırır, yok eder" anlamında söylendiği belirtiliyor. Diğer kaynaklarda buna benzer açıklamalar var. Gelgelelim, Ali Güremen'in de belirttiği üzere biraz fazla dolaylı bu açıklamalar. Deyimdeki "devlet" sözcüğünün, tıpkı Kanunî'nin "olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi" sözündeki gibi "mutluluk, gönenç" anlamına geldiği belirtilmeli. "Devlet kuşu" da iyi talih anlamına gelen bir deyim. Orhan Kemal'in bu adda bir romanı vardı. Başınıza devlet kuşunun konması, bahtınızın dönmesi anlamına geliyor. Dolayısıyla, arabaşlıktaki deyimin açık biçimi için şu öneride bulunulabilir: "Ya başımıza devlet kuşu konar, ya leşimize kuzgun kuşu. Ya batarız ya çıkarız."
*
Yakınlaşmak: "biriyle" mi, "birine" mi?
Daha önce Kule Yayınları'ndan sormuşlardı, şimdi bir okur daha soruyor. Yanıt: Yerine göre. İki taraf da yakınlaşıyorsa "biriyle yakınlaşmak", tek taraflı bir yakınlaşma, yalnızca öznenin yakınlaşması söz konusuysa, "birine yakınlaşmak".

EskiSayılar: 12-13 14-15 16 17 18-20 21-27 28-29 30-32 33 34-39 40 41 42-43-44-45-46 47-48-49 50-51-52 53-57 2004/01 02

Ö z k a n P A P A T Y A
Genel Yayın Yönetmeni
admin@vitrindekikitaplar.com