İngilizceden
gelenler-devam
NECMİYE
ALPAY
interaktif
Türkçesi: etkileşimli. Daha çok bilişim
alanında kullanılıyor ve iki tarafın da
etkili olduğu durum anlamına geliyor.
Sözgelimi, bilgisayar programı size seçenekler
sunuyor, siz de bazı işlemler yaparak bir
şeyleri belirleyebiliyorsunuz.
"Katılımcı demokrasi" gibi tıpkı;
sınırların farkında olmazsanız kendinizi
gerçekten belirleyici sanabiliyorsunuz...
Her durumda, "interaktif etkileşim"
dememeye dikkat.
mail, meyl, imeyl, meyl atmak, meylleşmek,
mailleşmek imla kılavuzlarında bir
"mail" görüyoruz ama, biz günümüz
insanlarının bildiği, ingilizceden gelen
"mail" değil bu. A'sını uzun, i'sini
net söylememiz gereken, Arapça kökenli
"mail": Meyleden, eğilimi olan,
anlamına geliyor; "Oğlan, mailim, oğlan/
Sözüne de kailim, oğlan" diyen o eski
türküdeki gibi.
ingilizceden gelen, "meyl" diye okunan
"mail" henüz kılavuzlara girmedi.
çeşitli biçimlerde yazılıyor; zaman içinde
hangi biçimi üstün gelirse kılavuzlara o
girecek. insanlar bu sanal yazılara mektup ya da
eposta, bu sanal yazışmaya da yazışmak demeyi
içlerine sindirirlerse "mail/meyl" de
sözlüklere girmeyebilecek.
"Meylleşmek" fiilini ilk kez ATV Ana
Haber bülteninde işittiğimi not etmişim.
Tarih: 29.12.1998. Ali Kırca, daha iyi bir
karşılık bulamadım, özür dilerim der gibi
bir yüzle kullanmış bu sözcüğü.
*
diye düşünmek
"I think", "I suppose"...
"Diye düşün"enin kendisi olduğu
açık da olsa, vurgulamanın yeri olmasa da
ekliyor insanlar, "diye
düşün"düklerini. Dolgu sözü.
özellikle, aynı cümlenin başına
"bence", sonuna da "diye
düşünüyorum" eklendiğinde tadından
yenmiyor bu tür dolgular.
*
trendy
Recaizade Mahmut Ekrem'e mektup:
"Moda"nın modası geçti. şimdi
"trendy" moda.
*
açıkçası, doğrusunu söylemek gerekirse
"To be clear...", "to tell the
truth..."
*
Türk insanı
Bu sözün nereden çıktığını uzun süre
anlayamamıştım. "Turkish people"dan
geldiğini, eşzamanlı bir çeviri sırasında
fark ettim. ingilizce konuşan kişi
"turkish people" dedikçe, çevirmen
"Türkler" yerine "Türk
insanı" diye çeviriyordu. Konuşmacı
"french people" dese çevirmen
"Fransız insanı" diye mi çevirecek
acaba?
*
hinterland
Artbölge demek. "Fay hatları yer
değiştirerek doğal kaynakların hinterlandına
kaydı." (Gazeteler, 18.12.2002)
*
basitçe
"Türkçede basitçe 'O ağaçları kesiyor'
denebilirken Tuyuca konuşan biri olayın ona
anlatıldığını, sesini duyduğunu, olayı
kendisinin gördüğünü ya da basitçe tahmin
ettiğini belirten sonekleri kullanmak
zorundadır." (10.12.2002 tarihli
Cumhuriyet)
Bu örnekteki iki "basitçe"den
birincisini kabul etsek bile, ikincisini kabul
etmek zor. Daha önce de yazmıştım:
ingilizcedeki her "simply"nin
Türkçedeki karşılığı "basitçe"
değil. Yerine göre, "yalnızca" ya da
"düpedüz" de olabiliyor.
*
check etmek, çek etmek
"Denetlemek, doğruluğunu araştırmak,
sağlamasını yapmak" gibi yerleşik
karşılıkları var.
*
vizyon
Gösterimdeki filmler için "vizyondaki
filmler" dendiğine öteden beri
rastlanırdı. Yanılmıyorsam Turgut özal'dan
bu yana da, uzak görüşlü ya da ufku açık
değil, "vizyon sahibi" oluyoruz.
Sözcük giderek jokerleşti. "... bir
'ulusal araştırma vizyonu'nun saptanması"
diye yazıyor bir profesör.
*
kültürel çalışmalar/ kültür
incelemeleri
Yeni bir düşünsel etkinlik alanının adı
olan "cultural studies" bu iki biçimde
de çevriliyor. "Kültürel
çalışmalar", ses olarak daha iyi ama,
yanlış anlaşılabileceği için kötü bir
karşılık. "Kültür incelemeleri",
disiplinin yaptığı işi daha iyi anlatıyor.
*
mainstream
"Ana akım" gibi zorlama çevirilere
gerek olmamalı. Ad olarak kullanıldığında
"genel eğilim", sıfat olarak
kullanıldığında "alışılmış,
başlıca" gibi çeşitli yerleşik
karşılıklar bulunabiliyor. Belirli bir alandan
söz edilirken "anayol" demek de (bir
zamanların bir koalisyon hükümetine verilen ad
olması dışında) uygun görünüyor:
"Romanın anayolunda yeni bir adım
türüyle yürümeyi düşünen yok."
(özdemir ince, E dergisi, Ocak 2003, s.37)
|