----------------------------------------------------------Ana Sayfa------------------------------------------------www.vitrindekikitaplar.com

Dersimiz Türkçe
Doğru Yazalım Doğru Konuşalım

DİLSEL SORUNLAR

EskiSayılar: 12-13 14-15 16 17 18-20 21-27 28-29 30-32 33 34-39 40 41

'Yabancı'yı anlamak için...

OKTAY SAYDAM *

Sayın Prof. Dr. Onur Bilge Kula'nın 1992 yılında Gündoğan Yayınları tarafından yayımlanan "Demokratikleşme Süreci ve Eleştirel Kültür Bilinci" adlı yapıtını ve öbür yapıtlarını yeniden okuduktan sonra, aradan 11 yıl geçmesine rağmen, ele alınan ve irdelenen konuların -ulusal ve uluslararası anlamda hâlâ çözülememiş sorun öbekleri olarak- güncelliğini koruyor olması, yazarın öngörülü bir bilim insanı olması ve bunu okurları ile paylaşması bakımından aydınlatıcı, ancak hâlâ aynı sorunlarla didişmemiz ve özlenen demokratik hukuk devleti ilke ve kuralları, dolayısıyla da toplumsal, siyasi ve ekonomik açıdan 'çağdaş uygarlık düzeyine' bir türlü ulaşamamamız bakımında da üzücü buluyorum.

Sayın Kula'nın 1992 yılında yayımlanan bu kitabının ardından 11 yıl geçmiş. Rastlantıya bakınız ki, kitabın yayımlandığı ay da 'Eylül' ayı. Aradan geçen 11 yıl ile kitabın yayımlandığı ay birleştirilince ilginç bir tarih çıkıyor ortaya. Kitabın içeriği de sanki 2001 yılının 11 Eylül'ünde 'o olayın' meydana gelmemesi için evrensel, demokratik ve insancıl ilke ve yöntemleri serimliyor. Ancak, öyle görünüyor ki, geriye bakıldığında, Türkiye'nin ve uluslararası toplumun 11 yıl öncesine ait sorunları -her katman ve her anlamda- giderek artmış, karmaşıklaşmış.

Sadece Türkiye'nin değil, uluslararası toplumun sorunları da insan aklı ve istenciyle insancıl anlamda çözülemezmiş gibi duruyor artık önümüzde. Sanki yeryüzü insanları değil de, başka gezegenlerden gelenler, insanlığı çekim ya da etki alanına almış ve sanki insanlık hipnoz türü derin bir güdülenmişlikle, sadece uzaylıların yönlendirmesiyle düşünüyor, duyumsuyor ve eyliyor. Bilimkurgu filmlerini andırır sanallıkların böyle kurgulanması gerekir ki, etki yaratabilsin. Öyle de oluyor çoğu kez. Sanal, gerçek ve kurgu birbirinin yerine geçiyor, karmaşıklık izlenimi katlanarak büyüyor. Sorun ya da sorunların olası kökleri ıskalanıyor da denebilir bu duruma.

Yeni korkular

Duyusal, algısal, düşünsel boşluklar yeni korkulara yer açıyor, o korkuların türevleri de daha yeni korkuların yeşermesine zemin oluşturuyor. Bu sarmal, döngü ya da boşluklar -ne derseniz deyin- sonucunda karamsarlık, barışsızlık, hoşgörüsüzlük, insancıl çözümsüzlük(ler) ve açmazlar derinleşerek üremeye devam ediyor. Yine, bu belirsizlikler dostluk ya da düşmanlık kavramlarının içini de belirliyor. Öznesi belli olmayan, öznesi belli olsa dahi nesnesi muğlak, bir neden-sonuç ilişkisi içine dahil edilemeyen öfke, öç alma ya da şeytan taşlama ritüel ve duyguları yinelenip kana kan, dişe diş isteyerek, birey ve toplumların yan yana, uygarca ve barış içinde yaşamasına yönelik olası insancıl çözümlerin tümünü iflas ettiriyor ve herkes 'burnundan soluyor' duruma geliyor, getiriliyor. Kitle iletişim araçlarının onca teknolojik gelişmişliğine rağmen insanlığın bozuk iletişim kurması ya da iletişim kuramaması, bilmem Size de garip geliyor mu? Bu duruma, yani bu bozuk iletişimde kitle iletişim araçlarının, özellikle de görsel ve işitsel kitle iletişim araçlarının payı ciddi olarak irdelenmelidir.

İstençli, seçici, (ön)yargısız anlama çabası, aklı, bilgiyi, titiz ve özverili çalışmayı ve olabildiğince nesnel olmayı, nesnellik için de irdelenip ayrıştırılmış bilimsel yöntem ya da yöntemleri gerektirir. Burada bir üst kavram, bilimlerde olgu ve olaylara yaklaşım olarak 'Diyalektik' (eytişim) Sayın Kula'nın anlamaya ve iletmeye, dolayısıyla yazmaya yönelik çabalarının tümüne sinmiş denebilir. Yapıtlarına, Türkçe ve Almanca yazmış olduğu (bilimsel) makalelerine bakıldığında hemen göze çarpan nitelikli bir özellik bu. Yapıtlarındaki ifadelerin içbütünlüğü, çizgiselliği düşünce ya da görüşlerinin kesintisizliği etkin okumayı, henüz okurken etkin düşünce geliştirmeyi, kullanılan dilin duruluğu, ekonomik oluşu ile birlikte, okuyanın eşzamanlı olarak bilgi edinmesine ve görüş geliştirmesine neden oluyor. Sayın Kula'nın dilimizin anlatım yetisi ve gücüne yönelik, ancak bunun da ötesinde, bilim dili olmasına yönelik katkısı, dolayısıyla akılcı, yöntemli, dilsel ve böylece içeriksel 'yeniyi' deneme yürekliliği önemsenmelidir. Prof. Dr. Kula, "Türkiye kültürünün özgürleşmesi ve uygarlaşması sürecine eğitimin, dilin ve yazının olası katkılarını belirginleştirmek" olarak amaçladığı "Demokratikleşme Süreci ve Eleştirel Kültür Bilinci" adlı yapıtının önsözünde dile ilişkin şu saptamalarda bulunuyor

"...Dil, her türlü bilgiyi ve kültür ürününü saklar, geleceğe ulaştırır. Eğitim ve yazın gibi kültürel yaratımlar dil yoluyla gerçekleşir. Dil, güdüleyici bir işlev görebileceği gibi, eleştiri yeteneğinin gelişimine de katkı yapabilir. Bu bakımdan eleştirel dil bilinci, eleştirel kültür ve demokrasi bilincinin önkoşuludur ve geliştiricisidir. Demokratikleşme süreci ve eleştirel kültür bilinci birbirini gerektiren ve tamamlayan iki öğedir..." (Gündoğan Yayınları, 1992, Ankara).

Anılan yapıtta kültür, eğitim, sanat, çağcıl kültür bilinci, eleştirel tarih bilinci ve birlikte yaşama kültürü, bireysel ve toplumsal bilinci güdülemesi bakımından dil, dil felsefesi açısından bilim dili ve dil gelişimi, özgürleşme ve dil ilintisi, yabancı dil öğretimine ilişkin görüş ve önermeler, kişilik gelişimi sürecinde dil, bilimsellik ve iki dillilik, bireysel ve toplumsal özerkleşme sürecinde yazın ve eğitim, kültür gelişimi ve kültürlerarası eğitbilim, barış eğitbilimi ve insancıllaşma süreci gibi konular somutlaştırılarak tartışılmış ve irdelenmiş.

Belirlemek gerekir ki, insanlığın yeryüzünde barış içinde yaşamak için olanak ve çözümler aradığı, bunun için de uluslar arası diplomasinin seferber olduğu ya da edildiği şu günlerde "kültürlerarası eğitbilim" ve "barış eğitbilimi ya da eğitimi" gibi eğitbilimsel disiplinler ülkemizde de, öbür ülkelerde de gerektiği ölçüde tartışılmamıştır. Sormak gerekir Ulusların barış içinde yan yana yaşayabilmesi ilkin gelecek kuşakların barışçıl olarak eğitilmesinden geçmez mi? Barış eğitimi, dolayısıyla da barış eğitbilimi kuramsal ve yöntemsel bakımdan ders izlencelerine nasıl uygulanabilir? Bunun için yerel, ulusal ve evrensel gerekçeler ve koşullar yeterince olgunlaşmadı mı? Daha hangi felaketlerin yaşanması gerekiyor yeryüzünde? Aramak ve anlamak isteyenler için bu ve buna benzer soruların yanıtlarını bulmak olanaklı elbette. Yeter ki barış içinde yaşama istenci olsun; çünkü, her türlü olumluluk ya da olumsuzlukların kaynağı insan. Uluslararası huzur ve gönencin oluşturulması için eleştirel kültür, dil ve bilinç, barış, ötekini, başkayı, yabancıyı anlamaktan geçmiyor mu? Zaten "öz", kendisini gerçekleştirirken, başkayla, ötekiyle, yabancıyla karşılıklı etkileşim içine girmiyor mu? Yaşam serüveni boyunca, hatta kendisini ötekine göre tanımlamıyor mu? Daha önce de belirtildiği gibi, bu ve benzer soruların yanıtını arayanlar için Sayın Kula'nın katkısı ve yapıtları başvuru kaynağı niteliğinde.

İmgebilim

Bu başvuru kaynaklarına, tarihsel süreçte Avrupa'da belirleyici imge oluş(tur)umları bakımından yazın, din, tarih, sanat ve düşün insanlarının pekiştirici, bunun da ötesinde çok güçlü etken oldukları olgusunun tarihsel veri ve bulgulara, yapıtlara dayandığı gerçekliğinden hareketle, 1992-1997 yılları arasında üç ayrı kitap olarak yine Gündoğan Yayınları tarafından yayımlanan "Alman Kültüründe Türk İmgesi I, II ve III" adlı yapıtları da dahildir Sayın Kula'nın. 'Yabancı'yı anlamak dolayısıyla da 'öz'ü belirginleştirmek için, imgebilim (imagoloji) bu yapıtların en belirgin bilimsel çatısı ve yöntemi.

İmgebilimi Prof. Dr. Kula tarafından şöyle tanımlanıyor "Tarih, yazını; yazın felsefeyi ve öbür bilimsel etkinlik alanlarını etkiler. Herhangi bir kültürel uğraş alanındaki değerlendirim, salt o alanın sınırları içerisinde kalmaz; yaşamın ve kültürün başka bölümlerine de yansır...İmgebilim, yanlış değerlendirmeleri önlemek için, yukarıda anılan bilim dallarının bulgularından yararlanır. İmge araştırmaları, söz konusu ulusal topluluklar arasındaki insancıl ilişkileri ve iletişimi zorlaştıran tarihsel birikimi açığa çıkarmayı, iki kültürü ve o kültürler içerisinde yetişmiş insanları karşılıklı saygı ve kabul çerçevesinde yakınlaştırmayı amaçlar." (Alman Kültüründe Türk İmgesi, Gündoğan Yay., Ankara, 1993, s.15).

İmgebilimsel araştırmalar metinlerarasılık, yazınlararasılık ve kültürlerarasılık gibi irdeleme yöntemlerinden elde edilen bulguları da gerektirmektedir. Üstte adı geçen yapıtlarda ve öbür çalışmalarında Sayın Prof. Dr. Onur Bilge Kula bu yöntemleri etkin olarak kullanmıştır. İnceleme malzemesi olarak seçtiği metinler de ağırlıklı olarak özgün kaynaklardan oluşmaktadır. Metinbilimsel açıdan bakıldığında başkalarının yorumları da önemsenmelidir kuşkusuz; ancak, hangi bilginin yorum, hangisinin özgün bilgi olduğunu ayrıştırmak koşuluyla. Bu ayrıştırma işlemi tarihsel metin(ler) söz konusu olduğunda daha da önem kazanmaktadır; çünkü, söz konusu tarihsel metinler yazı biçimi (ör. gotik), sözdizimi, dilbilgisi, kısaca dile ve metne bugünden yüklediğimiz anlamlar çerçevesinde baktığımız ürünlerdir. Bu yazılı ve yazınsal ürünler aradan geçen zamanda her bakımdan anlam değişimi ya da anlam kaymasına uğradığı için, bilgiye dayalı eleştirel bakışı ve böylece inceleme nesnesinin iç ve dış ilintisini belirlemek gerekmektedir. İşte burada disiplinlerarası çalışmak zorunluluk haline gelir.

Daha önce de belirtildiği gibi, Sayın Onur Bilge Kula, metinlerarasılık, kültürlerarasılık ve yazınlararasılık yöntemlerine başvurarak, nesnel bilgi üretme yönünde ülkemizin bilim ve kültür dünyasına önemli katkılarda bulunmuştur. Geçmişte Batının Türk'e bakışını pekiştiren imgeleri olanak olduğunca bütün boyutları ve bağlantılarıyla ortaya çıkarmaya çalışmıştır. Bu bağlamda geçmişte pekişen bu imgelerin kendisini günümüzde nasıl gösterdiğini, Türk'e ve İslama ilişkin değerlendirmeleri ve yargıları bugün nasıl belirlediğini göstermesi bakımından Prof. Dr. Kula'nın dizgeli çalışmaları oldukça boyutlandırıcıdır.

Çoğulcu düşünce

Bugün gelişmişliğin, uygarlığın ve demokrasinin ölçütü sayılan "çoğulcu düşünce" ya da "ötekinin kültürünün" de yan yana yaşayabildiğini, karşılıklı saygı ve anlayış temelinde var olabildiğini Anadolu'daki tarihsel-kültürel kökleriyle okura sunan "Çoğulcu Düşünce Karşıt Kültür- Anadolu'da Karşıt Kültür Birikiminin Kökleri" (Büke Yay., İstanbul, 2002) adlı yapıt, batılı uygarlıklara ya da Batı kaynaklı demokrasilere örnek olabilecek çoğulcu bir kültürel mirasa sahip olduğumuzu gösteriyor. Yeter ki, kendimize ilişkin bugünkü bakış ve değerlendirmelerimizi özsaygı, insancıl, eleştirel, adil ve eşitlikçi üretim ve paylaşıma doğru yönlendirelim.

Kültürbilim açısından üzerinde yaşadığımız kültür coğrafyasının tarihsel köklerinin diyalektiğe ters düşmediğini tanıtlaması, buna bağlı olarak karşıtların temelde bir olduğunu, demokratik ve insancıl bir ulus bilinci oluşumuna katkısı bakımından dikkatle okunması gereken bu yapıt, insanla, dolayısıyla özümüzle ilgili her şeye demokrasi ve hoşgörü çerçevesinden bakıldığında, bilinç köklerimizin referansının aslında bizde varolduğunu görmemize önemli katkı yapmaktadır. Sorun, kültüre, tarihe, kendi kültürümüze ve tarihimize ilişkin bu -olması gereken- demokratik bakışımızı istençli bir ulusal kültür politikası, hatta evrensel bir kültür felsefesi haline getirmeyi gerçekten ne kadar istediğimizde; çoğulculuğu ne kadar içimize sindirebildiğimizde, içselleştirebildiğimizde yatıyor.

Kant, Herder, Hegel, Marx ve Engels'in Türk/Osmanlı ve İslama ilişkin oluşturdukları ya da pekiştirdikleri imgeler, hiç kuşkusuz coğrafya sınırlarını aşan ölçü ve nitelikte olumlu ya da olumsuz etkide bulunmuştur. Ortaçağ'da filizlenen "Türk ve İslama ilişkin 'barbar', 'yakıcı', yok edici'" gibi imgelerin bugün dahi değişik yoğunlukta devam ettiğini belirtiyor Prof. Dr. Kula "Batı Düşününde Türk ve İslam İmgesi" (Büke Yayınları, İstanbul 2002) adlı yapıtında. Avrupa'da ya da daha yakın bir örnek olarak Almanya Federal Cumhuriyeti'nde bugün artık kalıcılaşan Türklere yöneltilen bazı nitem ya da sıfatlar bu bilgiyi somutlar. Yazar, kitabın yargılama amacıyla okunmaması, somut ve kültür tarihsel bir veriler bütünü olarak bilinmesi gerektiğini de ekliyor. Avrupa Birliği sürecinde Türkiye'nin tam üyeliğine karşı olunmasının kültürel, düşünsel ve tarihsel köklerine inildiği bu çalışma, üstte anılan düşünürlerin Türk/Osmanlı ve İslama ilişkin olumlu ya da olumsuz anlamda oluşturdukları, pekiştirdikleri imgelerin metinlere dayanarak irdelenmesinden oluşuyor söz konusu yapıt.

Metinlerarasılık, yazınlararasılık ve kültürlerarasılık yöntemi, eleştirel tarih bilinci anlayışıyla bütünleşmiş ve böylece de nesnel bilgilere dayanan bir yapıt serimlenmiş. Batı dünyasının bugünkü politikalarını, uygulamalarını, (ön)yargı, yergi ya da çoğu zaman açıkça dillendirilmeyen görüşlerinin düşünsel temellerini anlayabilmek ve Batı'nın, diyesi, ötekinin bize ilişkin bakışını kavrayabilmek, daha doğrusu kendimize ötekinin aynasıyla bakmak anlamında bu yapıt düşün-tarihsel belge niteliğinde.

İkilem ve açmazlar

Tek Avrupa Cumhuriyeti düşüncesinden, insanlığın ırka dayalı sınıflandırılmasına kadar uzanan görüşler, eleştirel süzgeçten geçirilip, günümüzde varolan ulusal ya da uluslararası ikilem ve açmazlarla ilintilendirilmiş. Dün ve bugün, geçmiş ve şimdi arasında bilimsel verilere dayanan köprüler kurulmuş ve günümüz düşünüş, yönelim ya da eğilimleri de sorgulanmış aynı zamanda. Hem kültür tarihine, hem de düşün tarihine önemli bir katkı sunulmuş böylece.

Son söz Sayın Prof. Dr. Onur Bilge Kula'nın üstte anılan anlam, konu ve alanlarda ulusal bilinç oluşumuna, özgürleşme ve demokratikleşme sürecimize katkısı bilimsel olarak ortaya koydukları bakımından yadsınamaz nitelik ve önemde. Bunu doğrulamanın ya da yanlışlamanın en sağlam dayanağı ise yine bilimsel tutum ve eylemle olanaklı. O da ortaya konulan ve bu yazıda da adı geçen yapıtları eleştirel süzgeçten geçirmekle, tartışmakla olanaklı. Bilimsel ilerleme ise nitelikli tartışma süreçlerinin devinimine bağlı.

(*) Ank13.03.2003ara, Hacettepe Üniversitesi

(Cumhuriyet 13.03.2003)

EskiSayılar: 12-13 14-15 16 17 18-20 21-27 28-29 30-32 33 34-39 40 41

Ö z k a n P A P A T Y A
Genel Yayın Yönetmeni
admin@vitrindekikitaplar.com