Türkiye'nin
dili Tarzanca mı? Gündüz
Vassaf
13/04/2003
- Radikal
Türkiye
farkında olmadan yeni bir 'dil
devrimi'nden mi geçiyor?
İstanbul'da sarayın Osmanlıcası,
Cumhuriyet rejiminin, Farsça ve Arapça
kelimeleri 'temizleyip' Orta Asya'daki
'ana yurdumuz'dan da saf kelimeler ithal
etmesiyle, yerini yeni bir dil ve
alfabeye bıraktı.
Eski dilde ısrar edenlere sert
müeyyideler uygulandı. Genç
Cumhuriyet, bayrağıyla birlikte
Türkçeyi ulusal varlığının bir
göstergesi olarak gururla benimsedi.
Hatta o kadar ileri gidildi ki, rejimin
geliştirip propagandasını yaptığı
Güneş Dil teorisine göre dünyada
birçok dilin kökeninin Türkçe olduğu
bile iddia edildi. İstanbul
sokaklarında binlerce yıldır
konuşulan Rumca ve Ladino (İspanyol
Yahudilerinin dili) gibi azınlık
dilleri, 'Vatandaş Türkçe konuş!'
kampanyalarıyla duyulmaz oldu. Amaç,
imparatorluktan cumhuriyete geçişle
birlikte kafaları değiştirmekti. Bir
kültür yok edildi. Geçmişle
bağımız koparıldı. Zamanla bu yeni
dil, Nâzım Hikmet gibi şairler, Orhan
Kemal gibi yazarların eserleriyle kendi
edebiyatını yarattı,
üniversitelerdeki yayınlarla bilim
diline kavuştu, basın ve radyo
öncülüğünde, gündelik
konuşmalarımızda canlanıverdi,
Nurullah Ataç gibi dilbilimcilerinin
çalışmalarıyla yapısına oturdu.
Ancak Türkiye'de 12 Eylül rejimiyle
çok şey değişti. ABD, komünizme
karşı İslami yeşil kuşağın
yaygınlaşmasını istediğinde,
kürsüden ayetler okuyan Kenan Evren'in
kişiliğinde Atatürk'ü
Müslümanlaştırma çabalarına,
Evren'in yerine gelen Turgut Özal'ın
kişiliğinde de bir Anadolu insanının
Amerikanlaşıp, Türkçenin
İngilizceleşmesi sürecine tanık
olduk. Artık bir zamanlar köylü
ağzıyla politika yapan Süleyman
Demirel, 'Televole aydınları',
reklamcılar, sanki Türkçe
karşılığı yokmuş gibi her fırsatta
oraya buraya yerleştirdikleri birkaç
İngilizce kelimeyle anadillerine
yabancılaşmanın, Batı'ya karşı
aşağılık komplekslerinin,
örneklerini verdiler. Kimileri,
alfabemize, 'x' ve 'w' gibi harflerin
alınmasını önerdi. Devlet
liselerinde, üniversitelerde derslerde
Türkler Türklerle
'İngilizce' konuşuyoruz diye Tarzanca
konuşur oldu.
Kimsenin bilmediği, anlamadığı bir
dilde eğitim yapma gayretleri sade
acıklı ve aşağılayıcı bir manzara
değil, aynı zamanda Cumhuriyet boyunca
gelişmiş olan bir bilim dilini yok
etmeye yönelik. YÖK'ten sonra
Boğaziçi Üniversitesi'nden istifa
etmiştim. Türkiye'de İngilizce
eğitimin "Amiral Gemisi"
sayılan bu kurumda bile, bu dili
bildikleri varsayılan ve hiçbir sınava
tabi tutulmayan hocaların önemli bir
kısmının İngilizcesi dökülüyordu.
Akademisyenler, İngilizce bilimsel
yayınları takip edebilmeli, makale
yazabilmeli, meslektaşlarıyla fikir
teatisinde bulunabilmeli. Ve hatta
akademik kariyerinde ilerleyebilmesinde,
göstermelik değil, "Makaleler
Bibliyografyası"nda (Citation
Index) yayınlar gibi evrensel kıstaslar
esas tutulmalı. Ama bu, ulusal dil ve
kültürlerin öldürülmesi pahasına
olmamalı.
Türkiye'de üniversiteye yönelik
tartışmalar hâlâ siyasi platformda
yapılıyor. YÖK'ün
kapıkullaştırdığı üniversite
hocaları seslerini çıkarmıyor,
çıkarmaya korkuyor. Kafanın
dışındaki başörtüsü konusunda
karşılıklı cepheleşirken,
kafalarımızın hangi dillerde
düşünüp şekilleneceğini
konuşmuyoruz bile.
|
NECMİYE ALPAY
Edebiyat
sözlükleri
Edebiyat alanında bütünüyle doyurucu
denebilecek, en yeni kavramları da kapsayan bir
genel sözlük yok ama, yeni baskılarında
doyurucu duruma getirilebilecek iyi
başlangıçlar var.
* * *
"Yazın Terimleri Sözlüğü", Dil
Derneği Yay., 1998.
Bu sözlük, alanın bütününü kapsayacak
biçimde tasarlanmış madde başlıkları,
kaynakçası ve dizinleriyle, iyi
başlangıçların başında geliyor. Dizinler
dört dilde: eski terimler, Almanca, Fransızca
ve İngilizce.
"Yazın Terimleri Sözlüğü" beş
yazar tarafından ve bir dernek adına
hazırlanmış olmasına karşın, öznellik
dışında açıklanması zor bazı tavırlara
rastlanabiliyor bu sözlükte: "Üslup"
karşılığı olarak artık hayli tutunmuş olan
"biçem"in değil de
"deyiş"in yeğlenmesi, üstelik
"biçem"e hiç yer verilmemesi gibi.
Gerçi sunuş bölümünde yeni terimlerin birer
öneri olarak kabul edilmesi isteniyor ama, bir
edebiyat sözlüğünde
"biçem, kurmaca" gibi yeni de olsa
büyük ölçüde yerleşmiş yaygın
sözcükleri bulabilmeliyiz.
"Dönem roman", "şiirsel
düzyazı", "halk romanı" gibi,
elden geçirilmesi gereken epey madde başlığı
ve açıklama da var ayrıca. "Ton",
"vahşet tiyatrosu",
"zıtlaştırma (oxymoron)",
"grotesk", "epik" gibi,
eklenmesi gereken önemli maddeler de.
* * *
"Edebiyat Bilgileri Sözlüğü", Emin
Özdemir, Remzi Kit., 1990.
Bu sözlüğün üstbaşlığı, "Örnekli,
Açıklamalı". Gerçekten de öyle,
maddeler kapsamlı açıklamalarla sunuluyor.
Ayrıntılı bir Türkçe dizin de var. Ancak,
sözlükteki tüm bilgiler yalnızca Türkçe.
Oysa günümüz dünyasında, alan
sözlüklerinin dört, hatta beş dilde dizin
içermesini bekliyor insan. Bir de kaynakça
elbette. Yukarıda "Yazın Terimleri
Sözlüğü" için belirttiğim türden
eksikliklerin bazıları bu sözlük için de
geçerli.
* * *
"Edebiyat Terimleri Kılavuzu", Seyit
Kemal Karaalioğlu, İnkılâp ve Aka Kit., 1975.
Bu sözlük için "başlangıç"
diyebilmemizi isterdim. Karaalioğlu'nu 1995
yılında yitirdiğimiz için, dili biraz eski
kalsa da uzun açıklamaları ve az rastlanan
açılımlarıyla hayli sempatik olan bu
sözlüğün geliştirilmesine olanak
bulunabilecek mi, bilmiyorum. Başka dillerdeki
karşılıklar bu sözlükte de yok. Buna
karşılık, Fransızcacı dönemin ruhunu,
"vitalite", "vodvil" gibi
madde başlıklarına yer verecek kadar içeriden
yansıtıyor. Yeni terimler epey eksik,
kaçınılmaz olarak: "Dize" yok,
"mısra" var vb.
* * *
"Modern Eleştiri Terimleri", Dr. Hasan
Boynukara, Boğaziçi Yay., 1997.
Fazlasıyla Batı edebiyatına dayalı bir
sözlük. "Beyit" maddesini
açıyorsunuz, yalnızca İngiliz şiirinden söz
ediliyor. Buna karşılık, sözlük yalnızca
Türkçe olarak düzenlenmiş. Hayli yüksek bir
çevriyazı oranıyla: "fiksiyon",
"figüratif dil", "parodik",
"parodist" vb.
* * *
"Divan Şiiri Sözlüğü", İskender
Pala, Ötüken Yay.
Bu kapsamlı sözlüğün üstbaşlığı olan
"ansiklopedik" sıfatına bakıp tek
tek Divan şairlerine ilişkin maddeler
içerdiği sanılmamalı; bu sıfat daha çok
Divan şiirinin tekniğiyle ilgili terimlere ve
şiirlerde sıkça rastlanan özgül
sözcüklere, ayrıca bol miktarda örnek ve
açıklamaya yer verildiğini belirtmek için
kullanılmış. Sözlükte madde
başlıklarının Osmanlı alfabesiyle
yazılışlarını da buluyoruz.
* * *
"Modern Türk Şiirinde Edebî
Sanatlar", Dr. Hasan Aktaş, Söylem
Yayınları, 2002.
Bu ilginç kitabı da bir tür sözlük
sayabiliriz. İçindekiler bölümüne bakınca
Divan şiirine odaklanmış bir çalışmayla
karşı karşıya olduğumuzu sanabiliyoruz ama,
bu kitapta yapılan, geleneksel kavramlar tek tek
tanıtılırken her kavram için Divan şiiri
kadar modern şiir üstünde de uygulama
örnekleri sunulması. Bir tür, gelenekle
bağlantı kurma çalışması da denebilir.
Sözgelimi, "tenâsüp/ mürâat-ı nazir/
uygunluk" gibi bir madde başlığının
altında tanımdan sonra verilen örnekler Ahmet
Paşa'dan başlayıp Turgut Uyar'dan geçerek
arada Sezai Karakoç ve daha başka şairlere
uğradıktan sonra Osman Hakan A.'ya kadar
geliyor. Şiirle ilişkimizi tazeleyici bir yanı
var bu çalışmanın.
* * *
Geçen hafta, "Türkiye'li" mi
yazılmalı "Türkiyeli" mi sorusunu
yanıtlarken düpedüz uyumuşum ve -li eki
yalnızca yapım eki olarak kullanılır diye
anlaşılabilecek bir yanıt vermişim, yazı
yayımlanınca fark ettim. Oysa, -li'yi çekim
eki olarak da kullanabiliyoruz, "ABD nasıl
olsa saldıracak, Türkiye'li ya da
Türkiye'siz" örneğindeki gibi.
Kısacası, "Türkiyeli" mi,
"Türkiye'li" mi sorusunun yanıtı,
çoğu kez olduğu üzere, "yerine
göre".
|