----------------------------------------------------------Ana Sayfa------------------------------------------------www.vitrindekikitaplar.com

Dersimiz Türkçe
Doğru Yazalım Doğru Konuşalım

DİLSEL SORUNLAR

EskiSayılar: 12-13 14-15 16 17 18-20 21-27 28-29 30-32 33 34-39 40 41 42-43-44-45-46
Gündüz Vassaf Türkiye'nin dili Tarzanca mı?

Gündüz Vassaf

13/04/2003 - Radikal

Türkiye farkında olmadan yeni bir 'dil devrimi'nden mi geçiyor?
İstanbul'da sarayın Osmanlıcası, Cumhuriyet rejiminin, Farsça ve Arapça kelimeleri 'temizleyip' Orta Asya'daki 'ana yurdumuz'dan da saf kelimeler ithal etmesiyle, yerini yeni bir dil ve alfabeye bıraktı.
Eski dilde ısrar edenlere sert müeyyideler uygulandı. Genç Cumhuriyet, bayrağıyla birlikte Türkçeyi ulusal varlığının bir göstergesi olarak gururla benimsedi. Hatta o kadar ileri gidildi ki, rejimin geliştirip propagandasını yaptığı Güneş Dil teorisine göre dünyada birçok dilin kökeninin Türkçe olduğu bile iddia edildi. İstanbul sokaklarında binlerce yıldır konuşulan Rumca ve Ladino (İspanyol Yahudilerinin dili) gibi azınlık dilleri, 'Vatandaş Türkçe konuş!' kampanyalarıyla duyulmaz oldu. Amaç, imparatorluktan cumhuriyete geçişle birlikte kafaları değiştirmekti. Bir kültür yok edildi. Geçmişle bağımız koparıldı. Zamanla bu yeni dil, Nâzım Hikmet gibi şairler, Orhan Kemal gibi yazarların eserleriyle kendi edebiyatını yarattı, üniversitelerdeki yayınlarla bilim diline kavuştu, basın ve radyo öncülüğünde, gündelik konuşmalarımızda canlanıverdi, Nurullah Ataç gibi dilbilimcilerinin çalışmalarıyla yapısına oturdu.
Ancak Türkiye'de 12 Eylül rejimiyle çok şey değişti. ABD, komünizme karşı İslami yeşil kuşağın yaygınlaşmasını istediğinde, kürsüden ayetler okuyan Kenan Evren'in kişiliğinde Atatürk'ü Müslümanlaştırma çabalarına, Evren'in yerine gelen Turgut Özal'ın kişiliğinde de bir Anadolu insanının Amerikanlaşıp, Türkçenin İngilizceleşmesi sürecine tanık olduk. Artık bir zamanlar köylü ağzıyla politika yapan Süleyman Demirel, 'Televole aydınları', reklamcılar, sanki Türkçe karşılığı yokmuş gibi her fırsatta oraya buraya yerleştirdikleri birkaç İngilizce kelimeyle anadillerine yabancılaşmanın, Batı'ya karşı aşağılık komplekslerinin, örneklerini verdiler. Kimileri, alfabemize, 'x' ve 'w' gibi harflerin alınmasını önerdi. Devlet liselerinde, üniversitelerde derslerde Türkler Türklerle
'İngilizce' konuşuyoruz diye Tarzanca konuşur oldu.
Kimsenin bilmediği, anlamadığı bir dilde eğitim yapma gayretleri sade acıklı ve aşağılayıcı bir manzara değil, aynı zamanda Cumhuriyet boyunca gelişmiş olan bir bilim dilini yok etmeye yönelik. YÖK'ten sonra Boğaziçi Üniversitesi'nden istifa etmiştim. Türkiye'de İngilizce eğitimin "Amiral Gemisi" sayılan bu kurumda bile, bu dili bildikleri varsayılan ve hiçbir sınava tabi tutulmayan hocaların önemli bir kısmının İngilizcesi dökülüyordu.
Akademisyenler, İngilizce bilimsel yayınları takip edebilmeli, makale yazabilmeli, meslektaşlarıyla fikir teatisinde bulunabilmeli. Ve hatta akademik kariyerinde ilerleyebilmesinde, göstermelik değil, "Makaleler Bibliyografyası"nda (Citation Index) yayınlar gibi evrensel kıstaslar esas tutulmalı. Ama bu, ulusal dil ve kültürlerin öldürülmesi pahasına olmamalı.
Türkiye'de üniversiteye yönelik tartışmalar hâlâ siyasi platformda yapılıyor. YÖK'ün kapıkullaştırdığı üniversite hocaları seslerini çıkarmıyor, çıkarmaya korkuyor. Kafanın dışındaki başörtüsü konusunda karşılıklı cepheleşirken, kafalarımızın hangi dillerde düşünüp şekilleneceğini konuşmuyoruz bile.

NECMİYE ALPAY
Edebiyat sözlükleri
Edebiyat alanında bütünüyle doyurucu denebilecek, en yeni kavramları da kapsayan bir genel sözlük yok ama, yeni baskılarında doyurucu duruma getirilebilecek iyi başlangıçlar var.
* * *
"Yazın Terimleri Sözlüğü", Dil Derneği Yay., 1998.
Bu sözlük, alanın bütününü kapsayacak biçimde tasarlanmış madde başlıkları, kaynakçası ve dizinleriyle, iyi başlangıçların başında geliyor. Dizinler dört dilde: eski terimler, Almanca, Fransızca ve İngilizce.
"Yazın Terimleri Sözlüğü" beş yazar tarafından ve bir dernek adına hazırlanmış olmasına karşın, öznellik dışında açıklanması zor bazı tavırlara rastlanabiliyor bu sözlükte: "Üslup" karşılığı olarak artık hayli tutunmuş olan "biçem"in değil de "deyiş"in yeğlenmesi, üstelik
"biçem"e hiç yer verilmemesi gibi. Gerçi sunuş bölümünde yeni terimlerin birer öneri olarak kabul edilmesi isteniyor ama, bir edebiyat sözlüğünde
"biçem, kurmaca" gibi yeni de olsa büyük ölçüde yerleşmiş yaygın sözcükleri bulabilmeliyiz.
"Dönem roman", "şiirsel düzyazı", "halk romanı" gibi, elden geçirilmesi gereken epey madde başlığı ve açıklama da var ayrıca. "Ton", "vahşet tiyatrosu", "zıtlaştırma (oxymoron)", "grotesk", "epik" gibi, eklenmesi gereken önemli maddeler de.
* * *
"Edebiyat Bilgileri Sözlüğü", Emin Özdemir, Remzi Kit., 1990.
Bu sözlüğün üstbaşlığı, "Örnekli, Açıklamalı". Gerçekten de öyle, maddeler kapsamlı açıklamalarla sunuluyor. Ayrıntılı bir Türkçe dizin de var. Ancak, sözlükteki tüm bilgiler yalnızca Türkçe. Oysa günümüz dünyasında, alan sözlüklerinin dört, hatta beş dilde dizin içermesini bekliyor insan. Bir de kaynakça elbette. Yukarıda "Yazın Terimleri Sözlüğü" için belirttiğim türden eksikliklerin bazıları bu sözlük için de geçerli.
* * *
"Edebiyat Terimleri Kılavuzu", Seyit Kemal Karaalioğlu, İnkılâp ve Aka Kit., 1975.
Bu sözlük için "başlangıç" diyebilmemizi isterdim. Karaalioğlu'nu 1995 yılında yitirdiğimiz için, dili biraz eski kalsa da uzun açıklamaları ve az rastlanan açılımlarıyla hayli sempatik olan bu sözlüğün geliştirilmesine olanak bulunabilecek mi, bilmiyorum. Başka dillerdeki karşılıklar bu sözlükte de yok. Buna karşılık, Fransızcacı dönemin ruhunu, "vitalite", "vodvil" gibi madde başlıklarına yer verecek kadar içeriden yansıtıyor. Yeni terimler epey eksik, kaçınılmaz olarak: "Dize" yok, "mısra" var vb.
* * *
"Modern Eleştiri Terimleri", Dr. Hasan Boynukara, Boğaziçi Yay., 1997.
Fazlasıyla Batı edebiyatına dayalı bir sözlük. "Beyit" maddesini açıyorsunuz, yalnızca İngiliz şiirinden söz ediliyor. Buna karşılık, sözlük yalnızca Türkçe olarak düzenlenmiş. Hayli yüksek bir çevriyazı oranıyla: "fiksiyon", "figüratif dil", "parodik", "parodist" vb.
* * *
"Divan Şiiri Sözlüğü", İskender Pala, Ötüken Yay.
Bu kapsamlı sözlüğün üstbaşlığı olan "ansiklopedik" sıfatına bakıp tek tek Divan şairlerine ilişkin maddeler içerdiği sanılmamalı; bu sıfat daha çok Divan şiirinin tekniğiyle ilgili terimlere ve şiirlerde sıkça rastlanan özgül sözcüklere, ayrıca bol miktarda örnek ve açıklamaya yer verildiğini belirtmek için kullanılmış. Sözlükte madde başlıklarının Osmanlı alfabesiyle yazılışlarını da buluyoruz.
* * *
"Modern Türk Şiirinde Edebî Sanatlar", Dr. Hasan Aktaş, Söylem Yayınları, 2002.
Bu ilginç kitabı da bir tür sözlük sayabiliriz. İçindekiler bölümüne bakınca Divan şiirine odaklanmış bir çalışmayla karşı karşıya olduğumuzu sanabiliyoruz ama, bu kitapta yapılan, geleneksel kavramlar tek tek tanıtılırken her kavram için Divan şiiri kadar modern şiir üstünde de uygulama örnekleri sunulması. Bir tür, gelenekle bağlantı kurma çalışması da denebilir. Sözgelimi, "tenâsüp/ mürâat-ı nazir/ uygunluk" gibi bir madde başlığının altında tanımdan sonra verilen örnekler Ahmet Paşa'dan başlayıp Turgut Uyar'dan geçerek arada Sezai Karakoç ve daha başka şairlere uğradıktan sonra Osman Hakan A.'ya kadar geliyor. Şiirle ilişkimizi tazeleyici bir yanı var bu çalışmanın.
* * *
Geçen hafta, "Türkiye'li" mi yazılmalı "Türkiyeli" mi sorusunu yanıtlarken düpedüz uyumuşum ve -li eki yalnızca yapım eki olarak kullanılır diye anlaşılabilecek bir yanıt vermişim, yazı yayımlanınca fark ettim. Oysa, -li'yi çekim eki olarak da kullanabiliyoruz, "ABD nasıl olsa saldıracak, Türkiye'li ya da Türkiye'siz" örneğindeki gibi. Kısacası, "Türkiyeli" mi, "Türkiye'li" mi sorusunun yanıtı, çoğu kez olduğu üzere, "yerine göre".

EskiSayılar: 12-13 14-15 16 17 18-20 21-27 28-29 30-32 33 34-39 40 41 42-43-44-45-46

Ö z k a n P A P A T Y A
Genel Yayın Yönetmeni
admin@vitrindekikitaplar.com