Sözcüklerle
oynarken
'Ansiklopedik
Bilişim Sözlüğü',
hayatımıza yeni yeni
giren, el yordamıyla
doğru yerlere koymaya
çalıştığımız
sözcükleri içeriyor
SENEM ONAN
ANSİKLOPEDİK
BİLİŞİM SÖZLÜĞÜ
Bülent Sankur, Pusula
Yayınları, 2002, 880
sayfa, 42 milyon lira. Büyük
Larousse Sözlük ve
Ansiklopedisi'nde,
sözlüklerin
içeriklerinin, bir
uygarlık durumunun ve
bir dilsel topluluğun
kendisine ilişkin
yansıması olduğu
yazıyor.
Yarattığımız
sözcükler de kendimizle
ilgili bir yansıma veya
düşüncenin sonucu.
John Locke 'İnsan
Ahlakı Üzerine Bir
Makale'sinde,
sözcükleri, şeylerin
kendileri yerine değil;
oldukları gibi, yani
düşüncelerimizin
işaretleri olarak ele
alsaydık, dünyada çok
daha az tartışma
oldurdu.' diyor.
İnsanı
insansı-maymunlardan
ayıran basit bir nokta
var. O da yüksek
bilişsel gücü. Bu
sayede akıl
yürütebiliyor,
sözcüklere kendimize
dair yansımalar
yükleyip onlarla
oynayabiliyoruz. Bazen
bir sözcüğün neye
karşılık geldiği
konusunda
anlaşmazlıklar
yaşıyoruz. Yaşamı bir
oyun gibi düşününce
işler karışıyor,
oyunlarımız
bozulabiliyor. Daha iyi
anlaşmak ya da
tartışmak, enine boyuna
düşünmek için
'şeyler'e adlar koymaya,
onları tanımlamaya ve
bu konuda uzlaşmaya
uğraşıyoruz. Sonra bir
de madalyonun öbür
yüzüyle
karşılaşıyoruz.
Lawrence Weiskrantz'ın
da dediği gibi; 'Kesin
tanımlar konusunda
ısrarcı olsaydık,
sonunda konuşamaz hale
gelirdik. Tanımlar,
başlangıç noktası
değildir, onlara
araştırmaların sonunda
varılır.'
Oyun oynayan canlı
türleri için
Pusula Yayınları'ndan
çıkan ve Boğaziçi
Üniversitesi öğretim
üyesi Bülent Sankur'un
hazırladığı
'Ansiklopedik Bilişim
Sözlüğü',
hayatımıza yeni yeni
giren, bazılarımızın
da el yordamıyla doğru
yerlere koymaya
çalıştığı kimi
sözcüklerin
anlamlarını
açıklığa
kavuşturuyor. Kitap
bilgisayar, iletişim,
internet, elektrik,
elektronik, kontrol,
istatistik, ölçme
alanındaki kavram ve
terimleri de kapsıyor.
Bilişim alanında
dünyada ortak dilin
İngilizce olmasından
dolayı
İngilizce-Türkçe
hazırlanan sözlük;
sadece terim ve
kavramların Türkçe
karşılıklarını
vermekle kalmıyor, her
maddenin ayrıntılı
açıklamasını da
içeriyor.
İşte bu sözlük yeni
yılın ilk günü lazım
oldu bize. Bir grup Homo
Lubens (oyun oynayan
hayvan) olarak, bir süre
sonra kendimizi tatil
gününü neşe
içerisinde geçirme
niyetiyle 'dilmece'
(scrabble) oynarken
bulduk. Her oyunda
olduğu gibi kısa süre
sonra mızıkçılar
itirazlara başladı.
Rezonans'ın yazılışı
doğru muydu? Daha
Türkçesi yok muydu? Bu
sorunun cevabının
açıklığa kavuşması
için 'Ansiklopedik
Bilişim Sözlüğü'ne
başvuruldu. Eldeki
deliller doğrultusunda
itiraz reddedildi. Ama bu
sefer de sözlüğe
karşı itirazlar
yükseldi. 'Rezonans'ın
açıklamasında
'çınlama' yazıyordu.
Hayır olamaz, çünkü
rezonans çınlama
değildir! Üşenmedik,
bir de orada ne
yazılmış diye,
McGraw-Hill Yayınevi'nin
Dictionary of Scientific
and Technical Terms'ine
baktık.
"Titreşebilen bir
sistem, fazı ve
frekansı, öz frekansı
ile aynı olan bir dış
titreşimin etkisinde
kalırsa, giderek
büyüyen bir genlik ile
titreşmeye başlar. Buna
rezonans olayı denir.
Salıncağın iterek
sallandırılması
rezonans için basit bir
örnek oluşturur: Bir
salıncak her öne doğru
gitmeye başlarken
hafifçe itilirse giderek
hızlanır ve her gidiş
gelişte daha uzun yol
alır. Yani, bu devinimin
genliği büyür. Bu da
tipik bir rezonans
olayıdır."
Çınlama ise eko darbesi
ya da yansıma süresi
çok kısa olan
yansımalara verilen
addır.
Sorgulamaktan
vazgeçmemek
Belki de insandaki
yıkmak duygusunun
verdiği tuhaf dürtüyle
sözlüğü
karıştırmaya devam
ettik. Oyunun şekli
değişmişti. Mesela
fade-in ve fade -out
terimleri sadece
görüntü için
kullanılmıştı, oysa
ki aynı terimler
ışık ve ses için de
geçerliydi. Drop-in ve
drop-out terimlerinin
sadece manyetik ortamlar
için geçerliymiş gibi
anlatılıp, optik ve
artık yaygın olmasa da
mekanik ortamlar için de
geçerli olduğuna
değinilmemesi başka bir
oyunun kuralını bozmak
gibi geldi bize.
14.524 kavram ve terim,
855 kısaltma ve dosya
uzantısı ve 541 çizim
ve fotoğraf ile Bilişim
alanında Türkçe'nin en
kapsamlı başvuru
kaynağı olmak gibi ulvi
bir amaçla yola
çıkınca küçük de
olsa hatalar
yapılabiliyor. Önemli
olan okuduklarımızı,
duyduklarımızı,
gördüklerimizi hatta
kendi hakkımızdaki
yansımalarımızı ne
kadar güvenilir de
olsalar sorgulamaktan
vazgeçmemek.
(Radikal Kitap)
|
|
DİL
MESELELERİ
NECMİYE ALPAY
Farklı yorumlar
*
2 Ocak 2004 tarihli Dil
Meseleleri'nde, bir
okurun sorduğu neden
"Dil
Sorunları" değil
de "Dil
Meseleleri" sorusunu
yanıtlamaya
çalışmıştım. Emre
Aköz, bu "cevaba
kelimesi kelimesine
katıl"dığını
yazdı
(7 Ocak 2004 tarihli
Sabah gazetesi). Bana
kalırsa Aköz'le tam
olarak aynı fikirde
değiliz.
Benim anlayışıma
göre, Türkçeye iyi
bakılacaksa, eski
sözcüğün özel
kullanımlar dışında
tarihsel yükü
bulunmadığı ve içsel
anlam açısından bir
farklılık doğmamış
olduğu sürece, iyi
türetilmiş yeni
sözcükler
yeğlenmelidir. Aköz
ise, "'Tek kelimeyle
harika' diyoruz ama 'Tek
sözcükle harika'
demiyoruz" diye
yazıyor.
Bence, "tek
sözcükle harika"
diyoruz. Dememek için
bir neden yok; çünkü
"sözcük"le
"kelime"
arasında, deyimin içsel
anlamını değiştirecek
bir fark oluşmadı.
İçsel anlamın aynı
olmasından kastım,
sözgelimi bir yapıt
karşısında, biri
"tek sözcükle
harika", diğeri
"tek kelimeyle
harika" diyen iki
kişinin o yapıtı
beğenme dereceleri
konusunda aynı fikri
edinmemizdir.
İçsel anlamın aynı
olması, sözü
çevreleyen ortam
katmanlarına, yani
sözün dış bağlamına
ait başka bilgiler
iletme özelliği
açısından iki söz
arasında fark
olmayacağı anlamına
gelmiyor elbette. Aynı
örnek üstünden gidecek
olursak, "tek
sözcükle harika"
diyen kişinin bu
sözünden, ilgili
yapıtı fazlasıyla
beğenmiş olmasından
başka, kişinin dil
anlayışına ilişkin
bilgiler de edinebiliriz.
Bu bilgiler,
"sözcük"
sözcüğünün o kişi,
dönem ya da çevre
tarafından dışlanıp
dışlanmadığı
bilgisinden başlayıp,
sözün söyleniş
tarzı, vurgulanışı
vb., ortamın sınırsız
sayıda denebilecek
diğer öğelerinin göz
önünde tutulmasıyla
edinilebilen çok
çeşitli bilgiler
olabilir. Ama bu tür
dışsal farklılıklar,
karşılaştırma
dışında bile, her söz
için geçerli.
Sözcüğe gelince,
şiirsellik
çerçevesinde salt ses
ya da çağrışım
açısından
"kelime"nin
yeğlenmesini gerektiren
sayısız durum olabilir
elbette. Ama
"kelime" yerine
"sözcük"
dendiğinde içsel
anlamın değiştiği bir
deyim gelmiyor aklıma.
Buna karşılık,
Aköz'ün aynı amaçla
verdiği "deniz/
derya" örneği
gayet yerinde. Bir insan
için "o bir
deryadır"
dediğimizde oluşan
anlamı, "o bir
denizdir" diyerek
elde etmemize olanak yok.
Eski sözcükleri
yenileriyle değiştirme
çabasının bir
katkısı Türkçenin
köklerini canlı
tutmaksa, bir katkısı
da bu tür farkları
belirtme olanaklarını
artırmasıdır.
*
9 Ocak tarihli Dil
Meseleleri'nde, bir
okurun sorusu üzerine,
"ya devlet başa ya
kuzgun leşe"
deyiminin kaynak
kitaplardaki
açıklamalarına, bu
deyimdeki
"devlet"
sözcüğünün
"mutluluk,
gönenç" anlamına
geldiği eklenmeli, diye
yazmıştım.
Bulut Bebek'in
yaratıcısı,
"Binbir Kadın
Masalları"nın
anlatıcısı Nuray
Çiftçi, bu deyimle
ilgili yorumunu
gönderdi:
"Ya devlet başa, ya
kuzgun leşe deyiminin
anlamını, (Osmanlı
döneminden kaldığını
unutmadan) şöyle
yorumlamanın doğru
olduğu kanısındayım:
"Devlet (padişah,
vezir, vb.) otoritesini
göstermeli, zayıf ve
basiretsiz davranmamalı
(gereken kelleleri
kesmekte duraksamamalı);
aksi halde fırsatçı
iç ve dış düşmanlar
(belki de yeniçeriler,
hatta padişahı devirip
tahta geçmeye çalışan
bir kardeş...) hepimizi
mahveder, kaos hakim
olur."
Devlet sözcüğünün
anlamları göz önüne
alındığında iki
olası yorumdan birinin
de Nuray Çiftçi'ninki
olduğunu kabul etmek
gerekir. Deyimlerin
çekici sözler olması
genellikle bu tür çift
anlamlı sözcükler
içermeleriyle de ilgili
değil midir?
Ancak, bu deyim tarihsel
olarak Çiftçi'nin
yorumladığı biçimde
yorumlanmış mıdır,
bilmiyorum. Benim
baktığım kaynaklardaki
karşılıklarda, siyasal
yönetim anlamındaki
devleti çağrıştıran
bir veri yok.
Bunları böylece
yazdığım Çiftçi'den
aldığım yanıt, genel
olarak devlet
sözcüğüne verilegelen
anlamlar açısından da
önemli bir yorum
içeriyor. Şöyle diyor
Nuray Çiftçi:
"İktidar ile zulmü
yüceltme zorunluluğu
arasındaki bağı
düşününce, bu sözün
altında başka anlamlar
aramanın gereksiz
olduğu kanısındayım.
Herhangi bir ölçekteki
iktidar (evdeki, iş
yerindeki, vb.) bu sözü
kullandığı an, devlet
sözcüğü o iktidarın
yerine kullanılmış ve
o söz artık deyim
olmuş demektir."
(Radikal Kitap) |
|