Ana Sayfa
-www.vitrindekikitaplar.com

Dilsel Sorunlar

EskiSayılar: 12-13 14-15 16 17 18-20 21-27 28-29 30-32 33 34-39 40 41 42-43-44-45-46 47-48-49 50-51-52 53-57
2004/01 02 03 04 05
Sözcüklerle oynarken

'Ansiklopedik Bilişim Sözlüğü', hayatımıza yeni yeni giren, el yordamıyla doğru yerlere koymaya çalıştığımız sözcükleri içeriyor

SENEM ONAN


ANSİKLOPEDİK BİLİŞİM SÖZLÜĞÜ
Bülent Sankur, Pusula Yayınları, 2002, 880 sayfa, 42 milyon lira.

Büyük Larousse Sözlük ve Ansiklopedisi'nde, sözlüklerin içeriklerinin, bir uygarlık durumunun ve bir dilsel topluluğun kendisine ilişkin yansıması olduğu yazıyor. Yarattığımız sözcükler de kendimizle ilgili bir yansıma veya düşüncenin sonucu. John Locke 'İnsan Ahlakı Üzerine Bir Makale'sinde, sözcükleri, şeylerin kendileri yerine değil; oldukları gibi, yani düşüncelerimizin işaretleri olarak ele alsaydık, dünyada çok daha az tartışma oldurdu.' diyor.
İnsanı insansı-maymunlardan ayıran basit bir nokta var. O da yüksek bilişsel gücü. Bu sayede akıl yürütebiliyor, sözcüklere kendimize dair yansımalar yükleyip onlarla oynayabiliyoruz. Bazen bir sözcüğün neye karşılık geldiği konusunda anlaşmazlıklar yaşıyoruz. Yaşamı bir oyun gibi düşününce işler karışıyor, oyunlarımız bozulabiliyor. Daha iyi anlaşmak ya da tartışmak, enine boyuna düşünmek için 'şeyler'e adlar koymaya, onları tanımlamaya ve bu konuda uzlaşmaya uğraşıyoruz. Sonra bir de madalyonun öbür yüzüyle karşılaşıyoruz. Lawrence Weiskrantz'ın da dediği gibi; 'Kesin tanımlar konusunda ısrarcı olsaydık, sonunda konuşamaz hale gelirdik. Tanımlar, başlangıç noktası değildir, onlara araştırmaların sonunda varılır.'

Oyun oynayan canlı türleri için
Pusula Yayınları'ndan çıkan ve Boğaziçi Üniversitesi öğretim üyesi Bülent Sankur'un hazırladığı 'Ansiklopedik Bilişim Sözlüğü', hayatımıza yeni yeni giren, bazılarımızın da el yordamıyla doğru yerlere koymaya çalıştığı kimi sözcüklerin anlamlarını açıklığa kavuşturuyor. Kitap bilgisayar, iletişim, internet, elektrik, elektronik, kontrol, istatistik, ölçme alanındaki kavram ve terimleri de kapsıyor. Bilişim alanında dünyada ortak dilin
İngilizce olmasından dolayı İngilizce-Türkçe hazırlanan sözlük; sadece terim ve kavramların Türkçe karşılıklarını vermekle kalmıyor, her maddenin ayrıntılı açıklamasını da içeriyor.
İşte bu sözlük yeni yılın ilk günü lazım oldu bize. Bir grup Homo Lubens (oyun oynayan hayvan) olarak, bir süre sonra kendimizi tatil gününü neşe içerisinde geçirme niyetiyle 'dilmece' (scrabble) oynarken bulduk. Her oyunda olduğu gibi kısa süre sonra mızıkçılar itirazlara başladı. Rezonans'ın yazılışı doğru muydu? Daha Türkçesi yok muydu? Bu sorunun cevabının açıklığa kavuşması için 'Ansiklopedik Bilişim Sözlüğü'ne başvuruldu. Eldeki deliller doğrultusunda itiraz reddedildi. Ama bu sefer de sözlüğe karşı itirazlar yükseldi. 'Rezonans'ın açıklamasında 'çınlama' yazıyordu. Hayır olamaz, çünkü rezonans çınlama değildir! Üşenmedik, bir de orada ne yazılmış diye, McGraw-Hill Yayınevi'nin Dictionary of Scientific and Technical Terms'ine baktık. "Titreşebilen bir sistem, fazı ve frekansı, öz frekansı ile aynı olan bir dış titreşimin etkisinde kalırsa, giderek büyüyen bir genlik ile titreşmeye başlar. Buna rezonans olayı denir. Salıncağın iterek sallandırılması rezonans için basit bir örnek oluşturur: Bir salıncak her öne doğru gitmeye başlarken hafifçe itilirse giderek hızlanır ve her gidiş gelişte daha uzun yol alır. Yani, bu devinimin genliği büyür. Bu da tipik bir rezonans olayıdır." Çınlama ise eko darbesi ya da yansıma süresi çok kısa olan yansımalara verilen addır.

Sorgulamaktan vazgeçmemek
Belki de insandaki yıkmak duygusunun verdiği tuhaf dürtüyle sözlüğü karıştırmaya devam ettik. Oyunun şekli değişmişti. Mesela fade-in ve fade -out terimleri sadece görüntü için kullanılmıştı, oysa ki aynı terimler
ışık ve ses için de geçerliydi. Drop-in ve drop-out terimlerinin sadece manyetik ortamlar için geçerliymiş gibi anlatılıp, optik ve artık yaygın olmasa da mekanik ortamlar için de geçerli olduğuna değinilmemesi başka bir oyunun kuralını bozmak gibi geldi bize.
14.524 kavram ve terim, 855 kısaltma ve dosya uzantısı ve 541 çizim ve fotoğraf ile Bilişim alanında Türkçe'nin en kapsamlı başvuru kaynağı olmak gibi ulvi bir amaçla yola çıkınca küçük de olsa hatalar yapılabiliyor. Önemli olan okuduklarımızı, duyduklarımızı, gördüklerimizi hatta kendi hakkımızdaki yansımalarımızı ne kadar güvenilir de olsalar sorgulamaktan vazgeçmemek.
(Radikal Kitap)

DİL MESELELERİ

NECMİYE ALPAY


Farklı yorumlar
*
2 Ocak 2004 tarihli Dil Meseleleri'nde, bir okurun sorduğu neden "Dil Sorunları" değil de "Dil Meseleleri" sorusunu yanıtlamaya çalışmıştım. Emre Aköz, bu "cevaba kelimesi kelimesine katıl"dığını yazdı
(7 Ocak 2004 tarihli Sabah gazetesi). Bana kalırsa Aköz'le tam olarak aynı fikirde değiliz.
Benim anlayışıma göre, Türkçeye iyi bakılacaksa, eski sözcüğün özel kullanımlar dışında tarihsel yükü bulunmadığı ve içsel anlam açısından bir farklılık doğmamış olduğu sürece, iyi türetilmiş yeni sözcükler yeğlenmelidir. Aköz ise, "'Tek kelimeyle harika' diyoruz ama 'Tek sözcükle harika' demiyoruz" diye yazıyor.
Bence, "tek sözcükle harika" diyoruz. Dememek için bir neden yok; çünkü "sözcük"le "kelime" arasında, deyimin içsel anlamını değiştirecek bir fark oluşmadı. İçsel anlamın aynı olmasından kastım, sözgelimi bir yapıt karşısında, biri "tek sözcükle harika", diğeri "tek kelimeyle harika" diyen iki kişinin o yapıtı beğenme dereceleri konusunda aynı fikri edinmemizdir.
İçsel anlamın aynı olması, sözü çevreleyen ortam katmanlarına, yani sözün dış bağlamına ait başka bilgiler iletme özelliği açısından iki söz arasında fark olmayacağı anlamına gelmiyor elbette. Aynı örnek üstünden gidecek olursak, "tek sözcükle harika" diyen kişinin bu sözünden, ilgili yapıtı fazlasıyla beğenmiş olmasından başka, kişinin dil anlayışına ilişkin bilgiler de edinebiliriz.
Bu bilgiler, "sözcük" sözcüğünün o kişi, dönem ya da çevre tarafından dışlanıp dışlanmadığı bilgisinden başlayıp, sözün söyleniş tarzı, vurgulanışı vb., ortamın sınırsız sayıda denebilecek diğer öğelerinin göz önünde tutulmasıyla edinilebilen çok çeşitli bilgiler olabilir. Ama bu tür dışsal farklılıklar, karşılaştırma dışında bile, her söz için geçerli.
Sözcüğe gelince, şiirsellik çerçevesinde salt ses ya da çağrışım açısından "kelime"nin yeğlenmesini gerektiren sayısız durum olabilir elbette. Ama "kelime" yerine "sözcük" dendiğinde içsel anlamın değiştiği bir deyim gelmiyor aklıma.
Buna karşılık, Aköz'ün aynı amaçla verdiği "deniz/ derya" örneği gayet yerinde. Bir insan için "o bir deryadır" dediğimizde oluşan anlamı, "o bir denizdir" diyerek elde etmemize olanak yok.
Eski sözcükleri yenileriyle değiştirme çabasının bir katkısı Türkçenin köklerini canlı tutmaksa, bir katkısı da bu tür farkları belirtme olanaklarını artırmasıdır.
*
9 Ocak tarihli Dil Meseleleri'nde, bir okurun sorusu üzerine, "ya devlet başa ya kuzgun leşe" deyiminin kaynak kitaplardaki açıklamalarına, bu deyimdeki "devlet" sözcüğünün "mutluluk, gönenç" anlamına geldiği eklenmeli, diye yazmıştım.
Bulut Bebek'in yaratıcısı, "Binbir Kadın Masalları"nın anlatıcısı Nuray Çiftçi, bu deyimle ilgili yorumunu gönderdi:
"Ya devlet başa, ya kuzgun leşe deyiminin anlamını, (Osmanlı döneminden kaldığını unutmadan) şöyle yorumlamanın doğru olduğu kanısındayım:
"Devlet (padişah, vezir, vb.) otoritesini göstermeli, zayıf ve basiretsiz davranmamalı (gereken kelleleri kesmekte duraksamamalı); aksi halde fırsatçı iç ve dış düşmanlar (belki de yeniçeriler, hatta padişahı devirip tahta geçmeye çalışan bir kardeş...) hepimizi mahveder, kaos hakim olur."
Devlet sözcüğünün anlamları göz önüne alındığında iki olası yorumdan birinin de Nuray Çiftçi'ninki olduğunu kabul etmek gerekir. Deyimlerin çekici sözler olması genellikle bu tür çift anlamlı sözcükler içermeleriyle de ilgili değil midir?
Ancak, bu deyim tarihsel olarak Çiftçi'nin yorumladığı biçimde yorumlanmış mıdır, bilmiyorum. Benim baktığım kaynaklardaki karşılıklarda, siyasal yönetim anlamındaki devleti çağrıştıran bir veri yok.
Bunları böylece yazdığım Çiftçi'den aldığım yanıt, genel olarak devlet sözcüğüne verilegelen anlamlar açısından da önemli bir yorum içeriyor. Şöyle diyor Nuray Çiftçi:
"İktidar ile zulmü yüceltme zorunluluğu arasındaki bağı düşününce, bu sözün altında başka anlamlar aramanın gereksiz olduğu kanısındayım. Herhangi bir ölçekteki iktidar (evdeki, iş yerindeki, vb.) bu sözü kullandığı an, devlet sözcüğü o iktidarın yerine kullanılmış ve o söz artık deyim olmuş demektir."
(Radikal Kitap)
EskiSayılar: 12-13 14-15 16 17 18-20 21-27 28-29 30-32 33 34-39 40 41 42-43-44-45-46 47-48-49 50-51-52 53-57
2004/01 02 03 04 05

Ö z k a n P A P A T Y A
Genel Yayın Yönetmeni
admin@vitrindekikitaplar.com