DİL MESELELERİ
NECMİYE
ALPAY
Okurlardan
İbrahim Alan'ın mektubunda beş
soru var.
"1. Cümle içinde
kullanılan parantezler konusunda
bir istikrar olmadığını
(hangi konuda var ki
diyeceksiniz!) görüyorum.
Parantez içindeki ayrıntı,
cümle dışı bir unsurdur.
Doğrudan cümleyle bağlantılı
olmayabilir. Fakat şu vereceğim
türdeki örneklere sıkça
rastlıyoruz. Bu cümlede
parantez içindeki kelime
okunmadığında cümlenin
yapısı bozuluyor: 'Cahit
Sıtkı'nın şiirlerinde
(yalnızlık, ölüm korkusu)
gibi temalar büyük yer
tutar.'"
— Alan'ın verdiği örnekteki
ayraçları kaldırıp
atabiliriz. Belki bir vurgulama
gereği duyulmuş ama, kullanan
kişi, ayraç denen noktalama
işaretinin vurgulama işlevi
olmadığını unutmuş belli ki.
Vurgulama için ayraç yerine
italik, koyu yazı ya da tırnak
gibi vurgulama olanakları
kullanılabilir.
"2. İki noktadan sonra TDK,
büyük harfi tercih ediyor. Ama
yayınevleri bu konuda
kendilerine göre bir yol
tutturmuşlar. Siz hangisini
tercih ediyorsunuz?"
Türkçede kural, iki noktadan
sonra büyük harfle başlanması
biçiminde. Yalnızca şimdiki
TDK değil, eskisi ve diğer
kılavuzlar da böyle diyor. Tek
istisnayla: İki noktadan sonra
bir yancümle gelmeyip yalnızca
tek tek örnekler
sıralanıyorsa, büyük harf
gerekmiyor.
Ben de bu kurala uyuyorum. Batı
dillerinde iki noktadan sonra
büyük harf kullanılmıyor.
Yayınevleri belki bunun
etkisindedir. Ne var ki,
Türkçede böyle yazılınca iki
noktanın noktalı virgülle
karışması tehlikesi artıyor.
"3. Tırnak içinde tırnak
konusunda ise kafam oldukça
karışık: Tek tırnak
kullanılabilir diyeceksiniz
belki... Bilmiyorum."
— Türkçede kural, önce çift
tırnak, bunun içinde yeniden
tırnak gerektiğinde tek tırnak
kullanmak biçiminde.
İngilizcede bunun tersi.
Türkçedeki sistem dilin kendi
yapısına daha uygun, çünkü
Türkçede bol miktarda kesme
işareti kullanmak gerekiyor ve
tek tırnak kesme işaretiyle
karışıklık yaratabiliyor.
"4. Bazı kelimelerin
kullanımı, gramer açısından
yanlış olmasa da, yaygın (...)
olmadığı için (...) biraz
sırıtıyor:
* 'rağbet başlaması', Modern
Türk Edebiyatının Ana
Çizgileri, Kenan Akyüz,
İnkılap Yay., s.57 (Elimdeki
(...) sözlüklerde 'rağbet
etme'nin dışında bir
kullanıma rastlamadım.)"
— "Rağbet
göstermek" de denir.
Verdiğiniz örnekte yazar,
"rağbet edilmeye
başlandı" gibi uzun bir
anlatımdan kurtulmak istemiş
olmalı. Gündelik dilde değilse
bile, uzlaşımsal bir yazıda
kusurlu sayılabilecek bir
anlatım, haklısınız.
"* 'Babı ğli delegelerine
ya İzzet veya Tevfik Paşa
riyaset edecektir.', Çankaya,
Falih Rıfkı Atay, Bateş,
s.315"
— Sanıyorum bu tür hataların
nedeni, tamlamalarda
"ve" kullanımı ile
"veya/ ya da"
kullanımı arasındaki farkın
dikkatlerden kaçmasıdır.
"İzzet ve Tevfik
paşalar" rahat bir anlatım
olur ama, "İzzet veya
Tevfik Paşa" sözü,
İzzet'in kimliği konusunda
ikircim uyandırıyor gerçekten
de. Anlatımı netleştirmek
için burada Paşa sıfatını
yinelemek gerekir: "...
delegelerine İzzet Paşa veya
Tevfik Paşa riyaset
edecektir" biçiminde.
"* 'Dayatışmacılar
arasında yalnız haydut
çeteleri yoktur.', Çankaya,
Falih Rıfkı Atay, Bateş,
s.235"
— İbrahim Alan burada
"dayatışmacılar"a
takıldı sanıyorum. Bence
yaratıcı bir kullanım bu:
Türkçede, dayatmak diye bir
fiil var; zorla kabul ettirmeye
çalışmak, "empoze
etmek" anlamına geliyor.
İki taraf da birbirine bir
şeyler dayatmaya çalışıyorsa
neden dayatışmacılar denmesin?
"* 'eğitim almak' mı,
'eğitim yapmak' mı?"
— Bu ikisi birbirinin
alternatifi değil. Birinci fiil
öğrenci konumundaki kişi
açısından, ikincisi ise daha
genel bir açıdan bakıyor. Öte
yandan, "aldığı eğitimin
niteliği" gibi çekimler
yaygın olmakla birlikte, fiil
olarak yaygın olan "eğitim
almak" değil, "eğitim
görmek".
"5. Şiar Yalçın bu
konularda edebiyat klasiklerinin
ölçü alınabileceğini
söylüyor. Siz ne
dersiniz?"
— Klasikler,
sözlükçülüğün
ölçütlerinden elbette;
sözlükler için gerekli
örnekler de onlardan seçiliyor.
Ama hepsinin her zaman ölçüt
olarak seçilebileceği
söylenemez. Dillerinin eskimekte
olduğu, ayrıca her zaman
"temsil" niteliğinin
bulunmayabileceği unutulmamalı.
(Radikal Kitap)
|
|
|