| 100. Sayı Ali
Dündar
"Ukuşka
biligke bu tilmaçe til
Yaruttaçe erni yonk
tilni bil
Kişik til ağırlar
bulur kut kişi
Kişik til ucuzlar barır
er başı
Til arsalan turur kör
ışıkta yatur
Aya evleg er sak
başıngnu yiyür
Tilin emgemiş er negü
tir eşit
Bu söz işke tutgıl
özünge iş it!..."
(î) |
"Türk
Dil Kurumu, 12 Temmuz 1932' de
kuruldu. Türk Dil Kurumu' nü 19
Ekim 1983' te kapattılar. Türk
dilinin bağımsızlık
ülküsünü ulusumuz
yaşatıyor, yaşatacak"
iletisini, yayın yaşamına
giren ilk sayısından beri,
kutsal bir çığlık gibi
yinelemesini sürdüren Türk
Dili Dergisi, elinizdeki
sayısıyla dalya dedi.
Türkçemizin yazı dili olarak
kullanılmasının ve yabancı
sözcüklerden, yabancı dil
kurallarından arındın
imasını n yazılı örneklerini
verdi. Türk Dil Dergisi' nde
yazılan, şiirleri, öyküleri
yayımlananlar, her sayının
kapak içinde verilen bu iletiyi
candan / yürekten bir
kavrayışla alımladılar ve
yazılarında Türkçesi varken,
yabancı bir sözcüğün ya da
dil kuralının kullanılmaması
için hep özen gösterdiler;
sevgili Miskioğlu' nün, arka
kapağın içinden verdiği "Bu
dergi, yabancı sözcüklerin
yerine olabildiğince
Türkçelerini koymayı görev
bilir." uyarısını
geri çevirmediler. Böylece
Türk Dili Dergisi, yazar, ozan
ve düşünür imecilerinin de
özverili katkılarıyla, saygın
bir dil imecesi kimliğiyle,
Ahmet Miskioğlu1 nün
öncülüğünde, 100. sayısına
ulaştı.
Öğretmenliğimde
öğrencilerime, yazı'nın,
dilin tapusu olduğunu
söyledim.Ulusumuzun tarihine
alıcı gözle baktıklarında
bunu görebileceklerini; Türk
dilinin yazısız, abecesiz
kaldığı dönemlerde nasıl
sözcük yitimine
uğradığını, anlatım ve
iletim yeteneğini yitirmeyle
karşı karşıya kaldığım
anlayabileceklerini söyledim, "Erdemin
başı dildir" diyen
Kaşkarlı Mahmut bile
yakınıyor bir anadilin
yazısızlığından. Anadillerim
yazılı konuşamayanların,
başka dillerle buluştuklarında
daha kolay ve çok
etkilendiklerini; ülkelerinde en
temiz dili kullandıkları halde,
başka ülkeleri görüp
geldiklerinde dillerinin
kirletilmiş olduğunun
görüldüğünü söylüyor. "Tegme
çeçek öküldü / Bukuklanıp
büküldü / Tugsin tügün
tügüldü / Yazılıp yana
yorgeşur." (2)
Farsçaya, Arapçaya
karışmamış Türkçe ile
yazılan dizelerin güzelliğini,
duygulandırıcılığını
örnek gösteriyor.
Onun için,
yazı ve dil devriminin temeli
aynı anda atıldı. Tek başına
bir yazı ya da tek başına bir
dil devrimiyle istenilen sonucun
elde edilemeyeceğinin bilincinde
olan Atatürk, Osmanlı1 dan
devir aldığı abecesiz bir
toplumu, kitaplı toplumlar
uygarlığına evriltmenin
olanağını, anadilinin yazılı
konuşulmasında gördü.
Ne var ki,
O1 nün bu öngörüsünü
kendisinden sonra gelenler doğru
algılayanındılar. Ne denli dil
devrimi ve yeni yazı deseler
de, öngörülen temci iletiyi,
dil ve yazının biribirini
bütünleyerek, yazılı konuşma
etkenine dönüşmesini
gerçekleştiremediler Eğitim
öğretim dizgemizde yazı,
eskiden olduğu gibi, tahrir,
sözümona yeni adıyla
kompozisyon aracı olmaktan
öteye geçemedi; yeni yazının
kabulüne ilişkin yasa ile
Örneği verilen yazı örneği
bile öğretilemedi, unutturuldu.
Bugün dilimiz var, abecemiz var
Ama ne yazık ki, bir Türk yazı
ve elyazısı ırası / biçimi
henüz oluşturabilmiş değiliz.
En yetişkin insanlarımız bile
kitap imceleriyle alıyorlar
notlarını. Kimi
çokbilmişlerse, ya Fransız
yazı örneğini, ya Alman ya da
İngiliz yazı örneğim
kullanıyorlar. Ne ayıp!...
Dil gibi,
yazı gibi, hatta düşünüş
yoldam ve yöntemleri gibi yeni /
çağcıl ekinleşme araç ve
yoldamlarına eski kafa, eski
ekinsel davranış egemen oldu.
Örneğin, abece öğretimini
elifba öğretimi gibi, yazıyı
ayrı, dilin abece seslerine
yansımasını ayrı algıladık,
ayrı öğretme
yanlışlıklarına düştük.
Osmanlı eğilim öğretim
dizgesinde yazı, Kuran okumak
için öğretilirdi, onun için
gerekli görülürdü. O düzende
okuduğunu öğrenmek ve anlamak
apayrı bir konuydu. Kuran
yazısını okumasını
öğrenenler, okuduklarının ne
olduğunu, ne anlama geldiğini
bilmek için, öğrendikleri
yazının dili olan Arapçayı da
ayrıca öğrenmek
zorundaydılar. Çok çetrefilli
bir düzenek. Onun için
Osmanlı, tebaam dediği
toplumun, yediyüz yılda ancak
%9.6' nı sözde okur yazar
yapabildi. Çünkü Arap dilinin
ve Arap yazısının, anadili
Türkçe olanlar için herhangi
bir özgeçmişi ve
çağrışımı yoktu. Yazı ve
dil devrimi, anadili Türkçe
olanlar için, özgeçmişini ve
çağrışımını yüklenmiş
olarak geldi. Tanzimattan beri
süregelen yazma / yazışma
kargaşasını ortadan
kaldırdı, bütün ıslahat
kördüğümlerini tek bir
kılıç vuruşuyla kökünden
çözdü. Devrim önderlerinden
ismet İnönü'nün deyişiyle,
"Dil ve yazı devrimi, bir
karanlık alemden, bir aydınlık
dünyaya çıkarmıştır. Arap
dili ve Arap yazısı, Arap
kültür ve medeniyetinin
simgesiydi, ifade ve istila
aracıydı. Türk ulusu o yapı
içinde yitip gitmediyse bunu,
tarihsel doku sağlamlığına
borçludur. Ama gene de büyük
kayıpları olmuştur. Dil ve
yazı devrimiyle ortaçağ
karanlığından çıkıp 20.
yüzyılın uygar toplumları
arasına girmemizin en etkili
aracını elde etmiş
bulunuyoruz."(3)
Ah bir de
hala televole ve arabesk
bataklığında bocalayıp
duruşumuz; içeriden ve
dışarıdan güzel Türkçemize
yapılan saldırılar
karşısındaki
umursamazlığımız; dili
yanlış kullananlar, sözü
yanlış sesletenler
karşısında suskun
kalışımız ve kös
dinleyiciliğimiz olmasa!...
(1) Kutadgu Bilig' den,
anlamı: Anlayış ve bilgi
ileten, konuşturan dildir,
değerini bilmelisin. Dil
değerlendirir, erdemlendirir ama
değer de düşürür kelle de
vurdurur. Dil aslandır, eşikte
yatar, onun için başını
sakın, uyanık bulun. Bu
öğütleri dinle, ona göre
davran.
(2) Anlamı: Türlü
çiçekler toplandı,
tomurcuklandı büklüm büklüm
oldu, kabardı köşelendi
düğüm düğüm oldu, açıldı
birbirine dolandı.
(3) Ulus gazetesi, 9
Ağustos 1953
|