Ana Sayfa
-www.vitrindekikitaplar.com

Dilsel Sorunlar

EskiSayılar: 12-13 14-15 16 17 18-20 21-27 28-29 30-32 33 34-39 40 41 42-43-44-45-46 47-48-49 50-51-52 53-57
2004/01 02 03 04 05 06 07
100. Sayı

Ali Dündar

"Ukuşka biligke bu tilmaçe til 
Yaruttaçe erni yonk tilni bil 
Kişik til ağırlar bulur kut kişi 
Kişik til ucuzlar barır er başı 
Til arsalan turur kör ışıkta yatur 
Aya evleg er sak başıngnu yiyür 
Tilin emgemiş er negü tir eşit 
Bu söz işke tutgıl özünge iş it!..."
(î)

"Türk Dil Kurumu, 12 Temmuz 1932' de kuruldu. Türk Dil Kurumu' nü 19 Ekim 1983' te kapattılar. Türk dilinin bağımsızlık ülküsünü ulusumuz yaşatıyor, yaşatacak" iletisini, yayın yaşamına giren ilk sayısından beri, kutsal bir çığlık gibi yinelemesini sürdüren Türk Dili Dergisi, elinizdeki sayısıyla dalya dedi. Türkçemizin yazı dili olarak kullanılmasının ve yabancı sözcüklerden, yabancı dil kurallarından arındın imasını n yazılı örneklerini verdi. Türk Dil Dergisi' nde yazılan, şiirleri, öyküleri yayımlananlar, her sayının kapak içinde verilen bu iletiyi candan / yürekten bir kavrayışla alımladılar ve yazılarında Türkçesi varken, yabancı bir sözcüğün ya da dil kuralının kullanılmaması için hep özen gösterdiler; sevgili Miskioğlu' nün, arka kapağın içinden verdiği "Bu dergi, yabancı sözcüklerin yerine olabildiğince Türkçelerini koymayı görev bilir." uyarısını geri çevirmediler. Böylece Türk Dili Dergisi, yazar, ozan ve düşünür imecilerinin de özverili katkılarıyla, saygın bir dil imecesi kimliğiyle, Ahmet Miskioğlu1 nün öncülüğünde, 100. sayısına ulaştı.

Öğretmenliğimde öğrencilerime, yazı'nın, dilin tapusu olduğunu söyledim.Ulusumuzun tarihine alıcı gözle baktıklarında bunu görebileceklerini; Türk dilinin yazısız, abecesiz kaldığı dönemlerde nasıl sözcük yitimine uğradığını, anlatım ve iletim yeteneğini yitirmeyle karşı karşıya kaldığım anlayabileceklerini söyledim, "Erdemin başı dildir" diyen Kaşkarlı Mahmut bile yakınıyor bir anadilin yazısızlığından. Anadillerim yazılı konuşamayanların, başka dillerle buluştuklarında daha kolay ve çok etkilendiklerini; ülkelerinde en temiz dili kullandıkları halde, başka ülkeleri görüp geldiklerinde dillerinin kirletilmiş olduğunun görüldüğünü söylüyor. "Tegme çeçek öküldü / Bukuklanıp büküldü / Tugsin tügün tügüldü / Yazılıp yana yorgeşur." (2) Farsçaya, Arapçaya karışmamış Türkçe ile yazılan dizelerin güzelliğini, duygulandırıcılığını örnek gösteriyor.

Onun için, yazı ve dil devriminin temeli aynı anda atıldı. Tek başına bir yazı ya da tek başına bir dil devrimiyle istenilen sonucun elde edilemeyeceğinin bilincinde olan Atatürk, Osmanlı1 dan devir aldığı abecesiz bir toplumu, kitaplı toplumlar uygarlığına evriltmenin olanağını, anadilinin yazılı konuşulmasında gördü.

Ne var ki, O1 nün bu öngörüsünü kendisinden sonra gelenler doğru algılayanındılar. Ne denli dil devrimi ve yeni yazı deseler de, öngörülen temci iletiyi, dil ve yazının biribirini bütünleyerek, yazılı konuşma etkenine dönüşmesini gerçekleştiremediler Eğitim öğretim dizgemizde yazı, eskiden olduğu gibi, tahrir, sözümona yeni adıyla kompozisyon aracı olmaktan öteye geçemedi; yeni yazının kabulüne ilişkin yasa ile Örneği verilen yazı örneği bile öğretilemedi, unutturuldu. Bugün dilimiz var, abecemiz var Ama ne yazık ki, bir Türk yazı ve elyazısı ırası / biçimi henüz oluşturabilmiş değiliz. En yetişkin insanlarımız bile kitap imceleriyle alıyorlar notlarını. Kimi çokbilmişlerse, ya Fransız yazı örneğini, ya Alman ya da İngiliz yazı örneğim kullanıyorlar. Ne ayıp!...

Dil gibi, yazı gibi, hatta düşünüş yoldam ve yöntemleri gibi yeni / çağcıl ekinleşme araç ve yoldamlarına eski kafa, eski ekinsel davranış egemen oldu. Örneğin, abece öğretimini elifba öğretimi gibi, yazıyı ayrı, dilin abece seslerine yansımasını ayrı algıladık, ayrı öğretme yanlışlıklarına düştük. Osmanlı eğilim öğretim dizgesinde yazı, Kuran okumak için öğretilirdi, onun için gerekli görülürdü. O düzende okuduğunu öğrenmek ve anlamak apayrı bir konuydu. Kuran yazısını okumasını öğrenenler, okuduklarının ne olduğunu, ne anlama geldiğini bilmek için, öğrendikleri yazının dili olan Arapçayı da ayrıca öğrenmek zorundaydılar. Çok çetrefilli bir düzenek. Onun için Osmanlı, tebaam dediği toplumun, yediyüz yılda ancak %9.6' nı sözde okur yazar yapabildi. Çünkü Arap dilinin ve Arap yazısının, anadili Türkçe olanlar için herhangi bir özgeçmişi ve çağrışımı yoktu. Yazı ve dil devrimi, anadili Türkçe olanlar için, özgeçmişini ve çağrışımını yüklenmiş olarak geldi. Tanzimattan beri süregelen yazma / yazışma kargaşasını ortadan kaldırdı, bütün ıslahat kördüğümlerini tek bir kılıç vuruşuyla kökünden çözdü. Devrim önderlerinden ismet İnönü'nün deyişiyle, "Dil ve yazı devrimi, bir karanlık alemden, bir aydınlık dünyaya çıkarmıştır. Arap dili ve Arap yazısı, Arap kültür ve medeniyetinin simgesiydi, ifade ve istila aracıydı. Türk ulusu o yapı içinde yitip gitmediyse bunu, tarihsel doku sağlamlığına borçludur. Ama gene de büyük kayıpları olmuştur. Dil ve yazı devrimiyle ortaçağ karanlığından çıkıp 20. yüzyılın uygar toplumları arasına girmemizin en etkili aracını elde etmiş bulunuyoruz."(3)

Ah bir de hala televole ve arabesk bataklığında bocalayıp duruşumuz; içeriden ve dışarıdan güzel Türkçemize yapılan saldırılar karşısındaki umursamazlığımız; dili yanlış kullananlar, sözü yanlış sesletenler karşısında suskun kalışımız ve kös dinleyiciliğimiz olmasa!...

(1) Kutadgu Bilig' den, anlamı: Anlayış ve bilgi ileten, konuşturan dildir, değerini bilmelisin. Dil değerlendirir, erdemlendirir ama değer de düşürür kelle de vurdurur. Dil aslandır, eşikte yatar, onun için başını sakın, uyanık bulun. Bu öğütleri dinle, ona göre davran.
(2) Anlamı: Türlü çiçekler toplandı, tomurcuklandı büklüm büklüm oldu, kabardı köşelendi düğüm düğüm oldu, açıldı birbirine dolandı.
(3) Ulus gazetesi, 9 Ağustos 1953

EskiSayılar: 12-13 14-15 16 17 18-20 21-27 28-29 30-32 33 34-39 40 41 42-43-44-45-46 47-48-49 50-51-52 53-57
2004/01 02 03 04 05 06 07

Ö z k a n P A P A T Y A
Genel Yayın Yönetmeni
admin@vitrindekikitaplar.com