| Ana Sayfa | ||
Yeni Kitaplar Eski Sayılar:12 Erotik
Türk Sineması FENG SHUI SAKLI SAFKAN Kadın Bedenini Soyarsa/ Meltem Arıkan/ Everest Yayınları/ 328 s. "Bir kadın kendi başına soyunabilir mi?" Elinizdeki kitabın anahtar cümlesi olan bu soru, bu romanın baş kişisi Lâl'in, daha doğrusu bütün kadınların, erkeklerin kurallarıyla yönetilen bir dünyada varolabilmek üzere kendi içilerine yaptığı yolculuğun anahtarıdır aynı zamanda. Yazdığı her metinde kendinin farkına varmayı amaçlayan modern kadını anlatmaya soyunan Meltem Arıkan bu romanında, kadınları ve erkekleri kışkırtarak, kadınları kadın yapabilecek erkeklerden ve erkekleri erkek yapabileek kadınlardan oluşabilecek, yeni bir kadın-erkek ilişki dengesinin kurulabileceğinin ipuçlarını veriyor. Yurdumuzu Sevmenin Sorumluluğuyla/ Erol Ertuğrul/ Cumhuriyet Kitapları/ 183 s. Ülkemizi on yıllardır yönetenler, Atatürk'ün adını ağızlarından düşürmeyen Atatürk ilkelerine en büyük kötülükleri yaptılar. Bu ülkede sanki ezanın, Kuran'ın yok olması olasılığı varmış gibi, alanlarda ezandan, Kuran'dan söz ettiler. Ve bunu en çok da Atatürk adına yaptılar. Acaba, Atatürk yaşasaydı, böyle yapanlara ne derdi? Açılan binlerce Kuran kursuyla, imam-hatip okullarıyla, 1924 yılında getirilen Öğretim Birliği'nden sapıldı. Çağdaş ve Laik Türkiye Cumhuriyeti'nde, Cumhuriyet ve Atatürk düşmanları, devlet eliyle yaratıldı, beslendi, büyütüldü. Devlet ele geçirildi, yoğun bir kadrolaşmaya gidildi. Ve bir karşıdevrim, devlet desteğiyle, bir avuç oy uğruna gerçekleştirildi. Eğer Atatürk Devrimleri'nden ödünler verilmeseydi; çağdaşlık, uygarlık yolundan geri dönüşler olmasaydı; demokrasi tüm kurum ve kurallarıyla uygulanarak, demokratikleşme gerçekleştirilseydi; sosyal adalet ve hukukun üstünlüğü sağlansaydı, bugün ülkemiz çok daha başka bir yerde olurdu. SIRITKAN KIRMIZI AY 11 Eylül 2001'in Düşündürdükleri.../ Osman Özbek/ Cumhuriyet Kitapları/ 207 s. Emekli Tümgeneral Osman Özbek, elinizdeki bu ilk kitabında, süper güç ABD'ye yönelik 11 Eylül terörist saldırısının nedenleri ve sonuçlarını irdeliyor. Türkiye'ye ilişkin sonuçları ve etkilerini değerlendiriyor. Telesafir-"Bizde Böyle Başladı"/ Halit Kıvanç/ Remzi Kitabevi/ 200 s. + Albüm. Halit Kıvanç, bizim televizyonun doğduğu, emeklediği, yürüdüğü, konuştuğu, yuvaya gittiği, okula başladığı günlerde, onun yanında, çok yakınındaydı. Televizyonumuz geliştiğinde, iş sahibi, çoluk çocuk sahibi olduğunda da ayrılmadı ondan. Daha sonra televizyonumuzun alkışlandığı ya da eleştirildiği günlerde, gecelerde, Kıvanç'ı "konuşur" yanıyla hep ekranda gördük; bgün de görmeye devam ediyoruz. İşte Halit Kıvanç, şimdi de "yazar" yanıyla, yaşadığı bu anıları size sunuyor ve televizyon tarihimize ışık tutuyor. Tarz-ı Hayat'tan Life Style'a-Yeni Seçkinler, Yeni Mekânlar, Yeni Yaşamlar/ Rıfat N. Bali/ İletişim Yayınları/ 376 s. Türkiye toplumu 1980'den bu yana çok hızlı bir dönüşüm geçirdi. Serbest piyasa ekonomisinin hâkimiyetiyle birlikte tüketim, insanların kimliklerini belirleyen en önemli unsur haline geldi. GÜndelik yaşam renklendi ve Amerikanlaştı. Eskiden görünmez olmaya çalışan işadamları imaj restorasyonuna giderek her gün gazetelerde boy göstermeye ve "entelektüel" muamelesi görmeye başladılar. Gazeteciliğin tanımı değişti ve iktidarı temsil edenlerle içli dışlı olan gazeteci tipi türedi. Yaşam tarzı yazıları ve Avrupai ve milliyetçi "Yeni Türk İnsanı" projeleri ile köşe yazarları, bu dönemin yeni aristokratları oldular. Genç, kentli, iyi eğitimli ve yüksek gelir düzeyine sahip Beyaz Türkler, "kara kalabalıklar"dan uzaklaşıp korunaklı sitelere yerleştiler. İyi yemek, puro ve şaraptan anlamak, statü simgesine dönüştü. Pera nostaljisi, gayrimüslimlere yönelik ilgiyle bir arada gitti. Siyasetçiler, imajlarıyla gündeme gelir oldular. Son yirmi yılın gazete ve dergileri arasında titiz bir arşiv çalışması yapan Rıfat N. Bali, bugüne kadar hep üzerinde konuştuğumuz bu dönüşümün kaydını önümüze seriyor. Bizleri, medya-iş dünyası-siyasi iktidar sacayağında yer alan muktedirlerin dayattığı seçkinci ideolojiye karşı uyanık tutacak malzeme ile karşı karşıya getiriyor. Genel Hukuk Teorisi ve Marksizm/ Evgeny B. Pasukanis/ Çeviren Onur Karahanoğulları/ Birikim Yayınları/ 200 s. Evgeny B. Pasukanis'in Genel Hukuk Teorisi ve Marksiz m çalışmasının yetmiş beş yıl sonra yeniden okunması, çağdaş Marksist yazının sürekli kendi içine/üzerine kapanarak, tamamen kapalı bir dile ve hava geçirmez bir tartışma alanına sıkışmasının sakıncalarını bertaraf edecek; Marksizm'de incelenmesi gereken, örneğin hukuk gibi, büyük ve gerçek sorun alanları olduğunu ortaya koyarak hatırlatması bakımından yararlı olacak; bunun yanı sıra, hukuk alanında çalışan ve düşünsel olarak hukukun deli gömleğine girmeyi sürekli reddeden, ancak hukukçu olma pratiklerinin zorlaması altında bunalan hukukçuların, eleştirel bir hukuk kuramı üzerinde çalışmalarının önünü açabilecek bir girişimdir. Köklü eleştirisine rağmen yine de eleştirdiği kavramların uygulanmasına katlanmak ve aracılık etmek zorunda olan hukukçunun, düşünsel tatminsizliğinin yaratacağı hayal kırıklığının önüne geçecek, en azından bunu tahammül edilebilir kılacak tek yol, bizzat eleştirinin de önemli bir devrimci pratik olduğunun kabul edilmesidir. Uygarlık Süreci-Cilt 2/ Norbert Elias/ Çeviren Erol Özbek/ İletişim Yayınları/ 448 s. Norbert Elias'ın, modernleşme sürecine ilişkin literatürün klasiklerinden olan Uygarlık Süreci'nin ikinci cildi, konusunun daha genel düzeyde bir tarihsel yorumuna yoğunlaşmaktadır. Elias, başyapıtının bu cildinde, uygarlık sürecinin Ortaçağ boyunca sosyo-oluşumunu, yani, uygar davranış kalıplarının oluşumuna zemin hazırlayan siyasal, iktisadi ve topulmsal dönüşümleri ele alıyor. Bu dönüşümün ana unsurlarını özetlersek Vergi ve güç tekelinin oluşması... Böylelikle devlet yapılarının merkezileşmesi... Saraylı toplumu içinde gelişen "kibarlığın", "nezih/iyi toplum"un yaygınlaşarak "halka inmesi"... Şiddeti ve "yoğun duyguları" kontrol altına almaya dönük davranışın, "kendini tutma" alışkanlığının kökleşmesi... Bu arada kadınlara davranışın yavaş yavaş "barbarlıktan" uzaklaşması... Kitapta söz konusu edilen değişimlerin anlatımında "yavaşlık" sıfatının çok sık kullanıldığı dikkat çekecektir. Elias, modernleşme sürecinin ve uygarlaşmanın, yavaş yavaş ilerleyen bir süreç olduğunu özellikle vurgular. Aynı zamanda, bitimsiz, belki de tamamlanmayacak bir süreç olduğunu ve bu sürecin henüz erken bir aşamasında bulunduğumuzu da... Turuncu Kayık/ Vivet Kanetti/ Gendaş Yayınları/ 216 s. Yeniköy'deki ikiz bir yalıda oturan gazeteci Refika, defalarca reenkarne olduğuna inanır. Yabancı bir dergide "Reenkarnasyon Geçmiş Ruhlar Kliniği"ne rastlar ve gider. Dönüşünde kliniğin adresini, ruhu 'düdüklü tencere' gibi öten meslektaşına verir. Refika'nın bir diğer özelliği hayatta ve efsanelerde rastladığı ikizleri not etmektir. Kliniğin doktoru ise, hastalarının hikâyelerini iki ayrı mürekkeple yazan bir 'kelime hırsızı'dır. Muhtemelen o da, diğer kelime hırsızları gibi bir sonraki hayatında dilsiz olacaktır. Kliniğe yatan hastalar kendisine yeni bir isim seçmektedirler. 'Kahramanımız' Turuncu Kayık adını alır. Ve reenkarne olan pek çok ruh 'Turuncu Kayık'a binmeye ve ruhlar trafiğine karışmaya başlar. Aralarında Ahmet Haşim'in yanı sıra Ahmet Hamdi Tanpınar'ın biri ünlü diğeri 'öteki' iki kahramanı da vardır; Nuran ve Emma. Ruhlar yeni bir nefes alma kaygısıyla reenkarne olurken, zamanla roman da bundan etkilenmeye başlar. Öyle ki, elinizde tuttuğunuz roman, gün gelir reenkarne olur. Önceki hayatında Vivet Kanetti'nin önsözünü, E. Emine'nin imzasını taşıyan roman, 'ters yüz' olmuştur. Artık, önsözü E. Emine'ye, imza Vivet Kanetti'ye aittir. İçlerinden bir diğerinin kahramanıdır ama gerçeği yazarın kendisi de bilmemektedir. Turuncu Kayık'ta her şey bir bilezik ya da sarmal gibi iç içe geçerken, "Her okuma bir reenkarnasyon değil midir?" sorusu zihninize yer edecek. Herkes Kadar/ Behçet Çelik/ İletişim Yayınları/ 120 s. Behçet Çelik'in öyküleri, öykü sanatının ana kanalında akıyor İnsanın günlük hayattaki rolleri... Gündelik hayat parçaları ve parça parça ruh halleri... Anlık duygular, gelgeç hislenmeler, jestler, tavırlar... "Hayatın içinden" öykünmeciliğinden uzak-sade ve has öyküler. şaşırtıcı bir ustalıkla karşılaşacaksınız. Ölümün Rengi/ Ali Özenç Çağlar/ Aydın Kitabevi Yayınları/ 152 s. Ali Özenç Çağlar, uzun yıllardır yurtdışında yaşayan bir yazarımız. Yazın yaşamına şiirle başlayıp, sonradan öyküye yönelen Ali Özenç Çağlar, bir ara romana yöneldiyse de yeniden öyküye döndü. Ölümün Rengi'nde yer alan öyküleriyle 1999 Samim Kocagöz Öykü Ödülü'nü almıştı Ali Özenç Çağlar. İlgiyle okuyacağınız öyküler var kitapta. Minta/ Solmaz Kâmuran/ İnkılâp Kitabevi/ 349 s. Minta efendilerin ve kölelerin yüzyıllık hikâyesi. Yirminci yüzyılın hikâyesi. Savaşlar, ırkçılık ve göçlerin acısıyla savrulup gitmişlerin, hayatın önünde sürüklenmişlerin hikâyesi. Onların öfkeleri, isyanları ve yine de vazgeç emedikleri aşkları var Minta'da. Günahları, sırları, suçları... Ege'nin Muğla'sı ve Miami'nin Lauderdale'i birbirine ne kadar benzer birbirinden ne kadar farklıdır. Belki de bunu en iyi bu iki kıyı arasında milyonlarca yıldır gidip gelen bir caretta caretta bilebilir. Onun adı Minta. Özgürlüğün simgesi Minta. O her şeyi sessizce gördü ve anlattı. Yelkenlileri de, buharlı gemileri de, denizaltıları da ve plastik torbalarla, zehirli atıklarla günden güne kirlenen suları da... İnsanları da. Bu romanda Afrika'dan koparılan bir ailenin beş kuşak boyunca dünyanın değişik yörelerinde yaşadıklarına tanıklık ederken beş kuşak geçmişinizi de sorgulayacaksınız. Cool-Bir Tavrın Anatomisi/ D. Pountain - D. Robins/ Çeviren Aslı Ağca/ Ayrıntı Yayınları/ 205 s. Cool sözcüğü bir onay terimi olarak tüm dünyada gençlerin ağzında. Günümüze kadar var olan bütün gençlik altkültürlerinin önemli bir öğesi olmayı başaran, ama ailelerin kafasını karıştırmak için sürekli ad ve kostüm değiştiren bu tavır, değişik duran bir modadan mı ibaret? Yoksa popüler kültürü fethetmekle yetinmeyip aşırı milliyetçi, dini ve solc akımların 'sıkıcı'lığını alkol, sigara, uyuşturucu, seks, müzik ve şiddetin cazibesiyle sarsan bu apolitik isyan tavrı başka bir 'yaşama tarzı'nın habercisi mi? Pountain ve Robins, kitaplarının 'geniş kapsamlı sosyal bilimsel bir araştırma iddiası' olmadığını söyleyip 'son 50 yıldaki popüler kültür evrimlerini açıklama konusunda cool'dan nasıl yararlanırız diye yola çıktık' diyorlar. Ama cool'un izlerini Afrika kültürlerindeki antik köklerinden, Amerika'daki siyahi kölelerin isyan müziğine; Rönesans İtalya'sından, 'Anadolu gülüşü'ne; siyahi cazcılardan, iki savaş arası dönemin resim, sinema, edebiyat ve müziğinin avangart sanatçılarına; ve günümüzde spordan, psikolojiden, Wal. Street'e; reklam ve medya dünyasına kadar sürerek yukarıda sorulan sorulara sağlam argümanlara dayanan yanıtlar veriyorlar. Tavandaki Kukla/ Ingvar Ambjörnsen/ Çeviren Banu Gürsaler Syversten/ Ayrıntı Yayınları/ 138 s. Tavandaki Kukla intikamcı bir kadının hikâyesi... ama aynı zamanda 'suç', 'ceza' ve 'intikam' üzerine düşünmeye davet eden bir yeraltı kitabı... İnsanlığın 'ilkel' diye adlandırılan döneminde kişi sorununu kendi çözerdi. 'Uygarlık'la birlikte 'toplumsal sözleşmeler' yapıldı ve 'ceza' verme görevini devlet üstlendi. Peki, verilen her 'aeza' mağdurdaki hasarı onarıyor, intikam isteğini dindiriyor, barışa imkân veriyor mu? Ya da verilen 'ceza' tecavüz edilen kadınlardaki yarayı sarabilir mi? Erojen Bölge/ Philippe Djian/ Çeviren Yaşar Avunç/ Ayrıntı Yayınları/ 271 s. Erojen Bölge, yırtıcı bir aşkın anlatıldığı Betty Blue'nun da, Eşiktekiler'in de ana teması olan, bir yazarın hayat karşısında bocalamasının romanı. Kendisini 'tuhaf' sözcüğüyle adlandıran anti-kahraman bir yazarın kadınlarla, yazıyla ve hayatla ilişkisi anlatılıyor Erojen Bölge'de. Parayla ilişkisini minimum düzeyde tutan, gerektiğinde şoförlük yapan, yük taşıyan, hırsızlık yapmaktan çekinmeyen bir yazar söz konusu bu kitapta. İnsanların dert ve sıkıntıdan korktukları için bok dolu vitrinlere ve hiçbir yere çıkmayan boş sokaklardan ibaret acımasız bir dünyaya mahkûm edildiğini düşünen; sırtında bir kelebek ağı mı yoksa bir bazuka mı taşımak gerektiğine karar veremeyip kendisini 'dağıtmayı' seçen; içkiyi, uyuşturucuyu ve seksi bağımlılık derecesinde seven gözüpek bir yazar bu. Sert, neşeli, ironik ve erotik bir kitap Erojen Bölge. Gönüllü Sürgün-Suerte/ Claude Lucas/ Çeviren Hamdi Tuncer/ Ayrıntı Yayınları/ 461 s. Gönüllü Sürgün-Suerte, hapishane günlerini felsefeyle geçirdiği için İspanyol basınının 'filozof gangster' diye tanıttığı Claude Lucas'ın otobiyografik romanı. İncelikle planlanan suçların soğukkanlılıkla uygulamaya konduğu bir kara roman niyetiyle okunabileceği gibi; hapishane ve hücre yaşamının en nesnel, en soğuk, en felsefi anlatımı olarak da görülebilir. Ya da topluma karşı yazılmış çağdaş sövgülerin en ağırlarından biri olarak da kabul edilebilir. Bir 'kahraman haydut' mitolojisi ya da hapishane edebiyatı değil Suerte. Art arda işlediği 'suçlar'ın ya da yaptığı soygunların bir önemi yok Lucas'ın gözünde, bir otel odasının ya da bir hapishane hücresinin tavanına gözlerini dikip hayatı temaşa etmektir başlıca uğraşı; yanı başında ya da zihninde ise Emmanuel Levinas'ın eseri. Dibe vurmuş ümitsizliklerle en yürekten sevinçleri kaynaştıran bir eser Suerte. Ayna ve Düş/ Adonis/ Çeviren Metin Fındıkçı/ Aviesta Yayınları/ 142 s. "Şiirimin temel yapısı, yani başlangıç noktası Tanrısal sezgi yoluyla hayata bakmadım.Şiirim hem discursif, hem de sezgisel oluşturucu olarak belirginlik kazandı. Şiirim, parçalanan Arap kuşağını, dağılan halkını sergiler. Araplar için ölüm, basit ve doğal bir olaydır, iyi tanıdıkları toprağa dönüştür. Şiirlerimde adı sıkça geçen Şamlı Mihyar, Adonis'in yansımasıdır. Doğada çocukluktur, saflıktır, iyiliktir. Onun için şiirimin arka planında bir mistisizm yatar. Şamlı Mihyar sürekli devinim halindedir, dinin kalıplaştırdığı toplumu sarsmaya gelen ve sürekli haksızlığa karşı çıkan bir devrimcidir. Şiirimdeki temel gelenek budur. Şiirim geleneğe dayalıdır. ama bununla birlikte şiirim, Arap şiir geleneğine yeni bir soluk getirmiştir ve Arap şiir geleneğine şiirimle yeni bir giysi biçip dikerek giydirdim. Şiirim Hallaç ve Niffari'nin temeli üzerinde yükselmiştir." diyor Adonis şiiri için. Ölüm Lobisi - Batı Irak'ı Nasıl Silahlandırdı?/ Kenneth R. Timmerman/ Çeviren İbrahim Bingöl/ Avesta Yayınları/ 583 s. Çöl Fırtınası Operasyonu'ndan yıllar sonra akıllarda şu sorular kaldı Irak'ın askeri gücü nedir ve Saddam Hüseyin Körfez Savaşı'nı başlatmak için bu silahları nereden aldı? Ne kadar silah elde etti ve elde ettiği silahlardan geriye ne kadarı kaldı? "Ölüm Lobisi", Irak'ın silah inşasını ayrıntılı olarak anlatan ilk kitaptır. Kitapta bu inşanın sorumluluğunun Saddam'a silah tedarik eden Batılı ülkelere ait olduğunu canlı bir biçimde anlatmıştır. Bir Arzuyu Beslemek/ Mahir Öztaş/ Yapı Kredi Yayınları/ 283 s. Türk edebiyatının özgün seslerinden Mahir Öztaş, bir 'arayış' romanıyla çıkıyor bu kez okurunun karşısına gizem dolu bir cinayet kurgusunun etrafında, İstanbul'dan Glasgow'a, San Francisco'dan New Orleans'a uzanan bir coğrafyada gelişiyor hikâye. İşin içine neler girmiyor ki Ünlü ressam Balthus ve İstanbul'un resim çevreleri, yazarlar ve yazar müsveddeleri, aşklar ve sahte aşklar, kayboluşlar ve kaybolamayışlar, apartmanlardan taşan kötücüllükler, ölenler ve kalanlar... Verilmiş Sözdür/ A. Hicri İzgören/ Avesta Yayınları/ 64 s. A. Hicri İzgören 1950 Siverek doğumlu bir şairimiz. Diyarbakır Eğitim Enstitüsü Sosyal Bilgiler Bölümü'nü bitirmiş. Şiirleri ilk kez 1980 yılında çeşitli gazete ve dergilerde yayımlanmaya başlamış. Yurtiçi ve yurtdışında birkaç ödülün sahibi İzgören. Daha önce şu kitapları yayımlamıştı Hicri İzgören "Acıyla Diri", "Sessizliğin Sağnağı", "Verilmiş Sözdür", "Bedeli Ödenmiştir", "Ve Öteki", "Ve Suç Duyurusu". Elimizdeki kitap "Verilmiş Sözdür"ün yeni baskısı. Meleklerin Küllerinden-Günahkar Bir Irkın Yasaklanmış Mirası/ Andrew Collins/ Çeviren Zafer Avşar/ Avesta Yayınları/ 476 s. Mitolojide melekler çok güzel ve zeki varlıklardır -şehvet ve kibirden dolayı inayetten düşmüş ulaklar... Eski dini metinler Gözleyenler olarak bilinen meleklerin ölümlü kadınlarla nasıl birleştiklerini, kadınların Nefilim olarak bilinen dev soyunu nasıl doğurduklarını anlatır. Sözü edilen kitaplar bu fiziksel varlıkların insanlığa, yasak sanatları, bilimleri -Büyük Sel ile onların yok olmalarına yol açan günahları- nasıl öğrettiklerinden de bahseder. Bu öyküler gerçekte neyi yansıtıyorlardı? Cennetin Gözleyenleri veya melekleri aslında kimlerdi? Andrew Collins, Gözleyenler'in günahının arkasındaki efsanelerin, aslında insan-meleklerin normal insanlarla ilişkilere girdiği çok eski bir çağdaki gerçek olayların içinde solmuş anıları olduklarını gösteriyor. Tüm Orta Doğu bölgesini kapsayan araştırmasında yazar, tarih sayfalarında yitip gitmiş bir zamanların kudretli ırkının izlerini sürüyor. Uzun, beyaz saçlı, engerek yüzlü olarak betimlenen bu insan meleklerin Mısır kökenli olduğunu, son Buzul Çağında Nil kıyısında kurulan diğer megalitik anıtların yanında Büyük Sfenks'i de yapmış olduğunu iddia ediyor. Mensur Şiirler-Mezardan Sesler/ Halid Ziya Uşaklıgil/ Yayına Hazırlayan Ferhat Aslan/ Özgür Yayınları/ 237 s. Düz yazı ve şiir dildeki temel varlık alanlarından olmasına rağmen, "poèm en prose" yani, "düz yazı tarzında şiir", dilin olanaklarını zorlayan; iki varlık alanı arasında kendine bir "ara alan" oluşturan özgün bir türdür. Mensur Şiirler ve Mezardan Sesler adlı eserleriyle Halid Ziya Uşaklıgil, edebiyatımızda bu yeni türün ilk örneklerini verirken aynı zamanda onun isim babası da olmuştur. Rıomanlarının gölgesinde kaldığı için döneminde de hak ettiği ilgiyi göremeyen ve bugüne kadar yeni harflerle yayımlanmayan bu eserleri bugünkü karşılıklarıyla birlikte okurken ileride bir yıldız olacak genç bir yazarın ilk kalem tecrübelerine de tanık olacaksınız. Sen Latife Değil Latif'sin/ Nezihe Araz/ Özgür Yayınları/ 247 s. Mustafa Kemal Atatürk'ün, yaşamının önemli bir bölümünü oluşturuyor Latife Hanım ile birlikteliği. Elimizdeki kitapta Nezihe Araz, Mustafa Kemal-Latife Hanım ilişkisine yeniden bakıyor. Mustafa Kemal'in ve Latife Hanım'ın insan olarak tanımak için iyi bir" Sen Latife Değil Latif'sin" adlı kitap. Meraklısı İçin Her Güne Bir Şiir/ Derleyen Erdal Doğan/ Alfa Yayınları/692 s. Her Güne Bir Şiir, takvimdeki 365 güne şiirin penceresinden bakan bir kitap. Günleri, haftaları, ayları ve mevsimleri şiirle geçmenin, şiirle karşılamanın kitabı. Bir davet kitabı. Okur, birçok şairin ismiyle ilk kez bu kitapla karşılaşabilir. Ve yine okur, dilediği bir günü, bir başka şiirle de karşılayabilir. Kitap, kişisel bir şiir takvimidir. FINDIK ÇİCEK AÇINCA YAZARLAR VE ŞAİRLER
SÖZLÜĞÜ Çoban Yıldızı/ Asaf Güven Aksel/ Telos Yayıncılık/ 360 s. Asaf Güven Aksel, yıllardır yayın dünyasının tam göbeğinde yer alıyor. Felsefeyi seviyor, edebiyatı seviyor ve bu konularda çeşitli yayın organlarında yıllardır yazılar yayımlıyor. Elimizdeki kitap, Asaf Güven Aksel'in bu yazılarından bir derlemeyi elimizin altına getiriyor. Daha önce okumuşsanız bile bir kez daha okuyun Asaf'ın yazılarını. Büyük keyif alacaksınız. AĞIR YOLCU DOKUN! SEVGİ UYANSIN... LA CUCINA ÖTEKİ ALEVİLİK KOSTANTİNOPL'DA SAVAŞIN İKİ
YILI ÇIPLAK ÖLÜM OSMANLI BELGELERİ'NDE
ALEVİLER - BEKTAŞİLER MATHILDE SİMONOV'UN SEYAHATLERİ
EKSİK TAŞLAR 55 YILIN TANIKLARI MOONCULUK ----------------------------------------- Cinnet Misafirleri/ Yeşim Eyüboğlu/ Can Yayınları/ 133 s. Yeşim Eyüboğlu, kendine özgü bir dille, yaralı, hastalıklı duyguları tek tek çıkarıp ustaca ortaya döküyor; onuru kırılan, taciz edilen insanları; kullanılan, sömürülen çocukları; cinsel nesne olarak görülen kadınları, erkekleri anlatıyor. Farklı bir teknikle kurduğu anlatım, çağrışımlarla zenginleşen başka okumalara, alt metinlere açıyor öykülerini. Yeşim Eyüboğlu, kapalı, okuru rahat bırakmayan, anlattığı şeyi kurcalayan bir atmosfer kuruyor, dili ve gizemiyle öne çıkan öyküler sunuyor Cinnet Misafirleri'nde. Tiyatro deneyiminin sağladığı zengin bir fon üzerinde geliştiriyor öykülerini ve okuruna neyi nasıl sunacağını iyi biliyor. Deli Aşk/ Peride Celal/ Can Yayınları/ 276 s. Deli Aşk, kocasına saplantılı, çılgınca bir aşkla bağlı olan Elif'in romanı. İstanbul'la Paris arasında dokunan roman, 70'li -80'li yılların solgun fonu üzerinde gelişirken trajik bir aşk öyküsü anlatıyor. Yalnız bir çocukluk ve gençlik geçiren, annesini küçük yaşta kaybeden, babasına ise yabancı kalan Elif, babasının itirazlarına karşın gazeteci Cem'le evlenir. Ancak kısa bir süre karı-koca, uzun ayrılıklarla sürdürmeye başlarlar evliliklerini. Elif, zamanının çoğunu Paris'te geçirirken Cem, karısının İstanbul'daki köşkünde kalır, gününü gün eder. Elif, kocasına hem tapar hem de ondan uzakta olmayı yeğler. Deli bir aşktır onunkisi, hastalık gibidir, içinde bir tümör gibi büyür; öyle ki Cem'den ve acı çekmekten kurtulmak için ölmeyi bile düşünür. Paris'teki yalnız günlerini paylaşan yakın dostu Kristof da aslında Elif'in kendi ülkesinden, Cem'den, geçmişinden uzak olmanın doğurduğu boşluğu dolduran bir can simididir. Usta yazar Peride Celal, 'Orhan Kemal Roman Armağanı'na değer bulunan Kurtlar romanından on yıl sonra tamamladığı Deli Aşk'ta unutulmaz bir aşkın öyküsünü anlatıyor. Pembe Gecelikli Kız/ Zehra Tırıl/ Can Yayınları/ 99 s. İlk öykü kitabı Odalarda Annem Yok ile okurun ve edebiyat çevrelerinin ilgisini çeken, 2000 yılında Cevdet Kudret Öykü Ödülü'nü kazanan Zehra Tırıl, yeni kitabı Pembe Gecelikli Kız ile öykücülüğünün sınırlarını daha da genişleterek yeni ufuklara açılıyor. Anadolu'nun küçük kentlerindeki dar, kıstırılmış yaşamlardan yola çıkarak gelenekler ve çevre baskısıyla kuşatılmış insanların dünyalarından çarpıcı kesitler veriyor. Tanıdığı, iyi bildiği bir dünyayı abartmadan, sesini yükseltmeden, dışarıda kalmayı başarıp içeriden bakarak, duyarak, hissederek anlatıyor Zehra Tırıl. Hayatın dayattığı güçlükleri yazgısıymışçasına kabullenmiş sıradan insanların beklentilerini, umutlarını, umutsuzluklarını, hayal kırıklıklarını taşıyor öykülerine. Bu kitabında da küçük bir Anadolu kentinde kadın olmanın güçlüklerini anlatırken, kadının baskılar karşısındaki umarsızlığına, boyun eğmişliğine karşın içten içe başkaldırışını küçük karelerle, düşündürücü ayrıntılarla, kendine özgü sesiyle veriyor. Gülleylâ'ya Anılar (En Hakiki Mürşit)/ Azra Erhat/ Can Yayınları/ 222 s. Azra Erhat, 12 Mart askeri darbesinden sonra İstanbul Sıkıyönetim Komutanlığı'nca 1971 tutuklandı. Maltepe Askeri Cezaevi'nde dört ay tutuklu kaldı. Burada kaldığı sürece, yeğeni Gülleylâ'ya mektuplar biçiminde anılarını yazmaya başladı. İlerde bu anılarını tamamlayıp En Hakiki Mürşit adı altında yayımlamayı düşünüyordu, ancak ömrü buna yetmedi. Gülleylâ'ya yazarken bir yandan da günümüz Türk gençliğine seslenmeye çalışıyordu. En Hakiki Mürşit'in bu ilk bölümü kendi koyduğu adla Gülleylâ'ya Anılar adıyla yayımlanıyor. Duygusal Bir Katilin Günlüğü-Polisiye İki Uzun Öykü/ Luis Sepúlveda/ Çeviren Mesut Özden Gözütok/ Can Yayınları/ 116 s. Şilili yazar Sepúlveda, 'kara roman'ın çarpıcı örneklerinden birini bu kitapla veriyor. Duygusal Bir Katilin Günlüğü'nde yer alan iki küçük polisiye roman ya da iki uzun polisiye öykü, tüm trajik hem de komik yanlarıyla Sepúlveda okurları için tatlı bir sürpriz. İlk öyküde, kendinden çok genç bir kadına âşık olan bir kiralık katil, son derece duygusal olduğu için kurbanlarından birinin gerçek kimliğini ve yaptığı işi merak edince İstanbul'da, hem kendinin, hem aşkının, hem de kurbanının başını fena halde belaya sokar ve kendini Madrid, İstanbul ve Meksika arasında geçen, kimin katil, kimin kurban olduğu bilinmeyen soluk kesici bir serüvenin içinde bulur. İkinci öykü ise kendisi de militan bir çevreci olan Sepúlveda'nın elinden çıktığını hemen belli ediyor. Brezilya'nın uçsuz bucaksız bataklıklarında yaşayan Anare yerlilerini ve onların geçim kaynağı olan timsahları açgözlü Batı dünyası rahat bırakmayınca Brezilya'dan Milano'ya uzanan bir kaçakçılık serüveni başlar. Kimsenin dilini ve alışkanlıklarını bilmediği, ürkütücü karabüyülerin ustası yerliler, Milano'ya ulaşınca işleri çözmek de eski bir polis memuru olan Şilili göçmen bir sigorta müfettişine kalır. Sepúlveda'nın sıcak üslubunu, neşeli, mizah dolu anlatımını, akıcı dilini özleyen okurlarımız için. Uzun Zamandan Beri/ Erik Orsenna/ Çeviren Sevim Akten/ Can Yayınları/ 408 s. Bütün erkek üyelerinin adı Gabriel olan bir ailenin sonuncu temsilcisi, atalarından farklı davranmaya, kendine bir düzen kurup yüreğinin isteklerine kulaklarını tıkamaya kararlıdır. 'Gitme' duygusunu hatırlatan her şeyden uzak durur; yerleşik düzenin kaynağı olan toprağa yönelir; bahçe mimarı olur. Ancak Eros'un okları Gabriel'i tam da kalesinde vurur Bir botanik bahçesinde. Yüksek dereceli bir memur olan evli, iki çocuklu Elizabeth'le arasında fırtına gibi bir aşk başlar. Yüzlerce ayrılık mektubu, binlerce 'ben döndüm' fısıltısı, kararsızlıklar ve vicdan azapları. Aldatmanın büyülü çizgisinde can bulan, iç burkucu ama eğlenceli, sonsuz bir aşktır onlarınki. Uzun Zamandan Beri, güzel bir masal. İnsanların bilinçaltında 'aşk' gerçekten de ortak bir imgeyse ve aslında herkesin beklediği aynı aşksa... Türk Küçükleri/ Umur Bugay/ Bilgi Yayınevi/ 174 s. Toplum olarak, sınıf, yaş, eğitim, meslek farkı gözetmeyen bir cinnet içindeler. Hayatın her alanında yaşadıkları kirlenme, artık oturma odalarına kadar dayandı. Değerleri alabora oldu; "Bu millet adam olmaz"la başlayıp, "gemisini kurtaran kaptan"la sürüp, "Bana dokunmayan yılan bin yaşasın"la sonlanan bir mantık ya da mantıksızlık silsilesi içinde günler geçiriyorlar. Ama yine de, iyiye, güzele doğru gitme umutlarını da hiçbir zaman yitirmiyorlar. Kimler mi onlar? Sen, ben, biz, siz, onlar... Bizim toplumumuz. İşte bu iyiye, güzele gidişteki umutları besleyen en önemli kaynaklardan biri, bir sanat emekçisi, bir mizah ustası Umur Bugay, bizi yazdı. Eleştirel gözlemlerine kattığı sivri dilli mizah anlayışıyla, akıcı Türkçesiyle. Keyfine doyulmaz hikâyelerden oluşan ve kahkaha tufanı vaat eden Türk Küçükleri, okuru uyarıyor Gülmekten kırıl, eğlen ama oyunun da farkına var artık!.. Çankaya Muhalefeti/ Cüneyt Arcayürek/ Bilgi Yayınevi/ 465 s. Cüneyt Arcayürek'in 11 kitaptan oluşan "Büyüklere Masallar-Küçüklere Gerçekler" dizisinin sekizincisi Çankaya Muhalefeti. Dizinin bu kitabı bir dönemin aynası. Çankaya Muhalefeti, devletin tepe noktasında yaşanan, gerçek içeriği kamuoyuna yansımayan ilginç, önemli ve renkli olayları aktarıyor. Çankaya Muhalefeti'nin yadsınamaz değeri, kitabın adından da anlaşılacağı gibi, 9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel ile zamanın Başbakanı Tansu Çiller arasındaki önlenemeyen çekişmeleri ayrıntılarıyla, üstelik gerçeklerden sapmadan ve gerçekleri saptırmadan yansıtmasıdır. Başbakanını hemen her vesile ile küçümseyen, iç ve dış siyasetini eleştiren, yetenek ve niteliklerine değer vermeyen bir Cumhurbaşkanı ile seçime zorlanmaktan hoşlanmayan, hükümetteki bünyesel bir değişiklikten sonra Başbakanlık görevini Çankaya'dan alamamak korkusuyla yaşayan bir Başbakan arasındaki sürekli gerilimli günler, Çankaya Muhalefeti'nin özünü teşkil ediyor. Kitap sadece bir dönemin olaylarını yansıtmıyor; o döneme damgasını vuranların renkli ama bilinmeyen kimliklerini de sergiliyor. Çankaya Muhalefeti "tarihe düşülen notlar" diye de tanımlanabilir. Kürt Dilinin Tarihçesi/ Faik Bulut/ Berfin Yayınları/ 422 s. Bu kitap, bir dil manifestosudur. Hint-Avrupa dil ailesinin 6 bin yıllık geçmişinden süzülüp gelen Kürtçenin dil bildirgesidir. Farsça, Arapça ve Türkçenin bir lehçesi değil, bağımsız bir dildir Kürtçe. Toplumun anadili olması sıfatıyla fizik, biyoloji, etnokültür, biyokültür, dilbilim, linguistik, düşünce, sosyoloji, hukuk, siyaset ve felsefe düzleminde mücadele ederken; yapay, geri, feodal ve yetersiz bir dil olmadığını; tam tersine, çağın ihtiyaçlarına cevap verebileceğini beyan ediyor. Yeter ki tanınsın. Parola Mandarin/ Ruth Rendell/ Çeviren Esra Öztemir/ Doğan Kitapçılık/ 197 s. Mao sonrası Çin'de turistik bir gezi yapan İngiliz grubundan ünlü avukat Adam Knighton'un eşi Bayan Knighton, Londra'ya dönüşlerinden altı ay kadar sonra evinde ölü bulunur. Olayı soruşturmakla görevli ve aynı zamanda bu gezide bir rastlantı sonucu grupla birlikte olan baş müfettiş reg Wexford'a göre "Her evli erkeğin cinayet işlemek için bir sebebi vardır" ama?.. İlk romanını (From Doon With Death) 1964'te yazan Ruth Rendell, bugün dünyanın en ünlü polisiye-gerilim yazarlarındandır. Eserleri eleştirmenler arasında büyük yankı uyandıran yazar, birçok ödülün de sahibidir. Umutsuzluğa Yolculuk-Gerçek Yaşam Öyküsü/ Gülhan Moeel/ Çeviren ve Kurgulayan Esin İnan/ Berfin Yayınları/ 277 s. "(...) İran petrol şirketinde genç bir petrol mühendisi olarak başladığı çalışma yaşamını allak bullak eden İran-Irak Savaşı'nı, Ahvaz kentinde bombalarla iç içe yaşadıklarını nasıl unutabilirdi? Ya molla rejiminin, eşi Shobbar'ı tutukladığı günlerdeki yalnızlığını? İran'da gencecik bir anne olarak kucağına aldığı bebeklerine, o günlerde hissettiklerini, yıllar sonra Amerika'da İngilizce olarak anlatmak zorunda kalacağı hiç aklına gelir miydi? Onu İran'a sürükleyen Türkiye'nin krizli yıllarındaki öğrenciliğini, ODTÜ baskınını, yaşadığı yurt günlerini de unutmamıştı kuşkusuz. Gülhan'ın öyküleri, Türkiye'nin ve İran'ın yakın tarihinin tanıklıkları.. Acılar geçer ama insanın içine koyar da geçer. Bazen panik ataklar bırakır hediye olarak.. Gülhan onları da yenmesini bilir. Ne de olsa bu coğrafyanın insanı. Güçlü bir kadın o. Her bir öykü, zorlu bir yaşam mücadelesinin ayrı bir halkasına odaklanmış. Bir roman değil, bir öykü kitabı da değil. Bir iç döküş.. Kurmaca değil gerçek yaşamların edebi yansıması... Bu yaşam mozaiğini anlamlı bir tabloya dönüştürerek Türkçeleştiren Prof. Dr. Esin İnan sevgi dolu, saygın bir çalışma yapmış. Türkiye ve İran'ın çalkantılı günlerinin yaşamlarımıza yansıması bu kadar içten, bu kadar sıcak hiç anlatılmadı..." diyor Füsun Özbilgen kitap için. Kuva-yı Milliye'nin İçyüzü/ Ali Fuat Cebesoy/ Yayına Hazırlayan Osman Selim Kocahanoğlu/ Temel Yayınları/ 339 s. "(...) Burada bir noktaya işaret edelim. Ali Fuat Paşa bu kitabında anlattığı olaylara 'Milli Mücadele Hatıraları'nda da yer verdiğine göre, acaba ikisi arasında bir fark veya benzerlik var mıdır, varsa nedir? Anlaşıldığı kadarıyla Paşa hatıralarını önce bu kitaptaki şekliyle kaleme alıp tespit etmiş, ancak bunları yayımlamamıştır. 1963 yılında Vatan gazetesinde tefrika edildikten sonra, aynı gazete tarafından kitap halinde yayımlanan 'Milli Mücadele Hatıraları' ise elimizdeki bu metin esas alınarak, günün siyasi atmosferine uygun hale getirilmiş başka bir versiyondur. Kolay anlaşılır ve akıcı bir üslupla kaleme alınması ve vesikalara orijinal şekliyle aynen yer verilmesi güzel bir gazetecilik olayı gibi de değerlendirilebilir. Şu halde 'Kuva-yı Milliye'nin İçyüzü', 'Milli Mücadele Hatıraları'nın hem ilk versiyonu hem de orijinal vesikalara yer veren bir Kurtuluş Savaşı belgeselidir. İki eser birbirini tamamlamaktadır" diyor Osman Selim Kocahanoğlu. Büyük Zaferden Lozan'a-Siyasî Hatıralar-Cilt 1/ Ali Fuat Cebesoy/ Yayına Hazırlayan Osman Selim Kocahanoğlu/ Temel Yayınları/ 369 s. Büyük Taaruza kadar Ankara... İlk Meclis'te Müdafaa-i Hukukçular ve İkinci Grup... Gazi'nin uykusuz geceleri... Başkumandanlık Kanunu'na muhalefet edenler... Mehmet Akif'in gözyaşları... Büyük Taarruz ve Türk Ordusunun zaferi... İlk Meclis'te hamaset ruhu... Yunan vahşeti ve İzmir alevler içinde... Lozan Konferansı ve İngiliz emperyalizmi... Lozan'da bir çetin ceviz İsmet Paşa... Gazi Paşa'ya kurulan pusu... Lozan Konferansı neden yarıda kesildi?.. Meclisdeki Lozan kavgası ve İkinci Grup... Ali Şükrü Bey'in öldürülmesi... Lozan Konferansı'nda ikinci devre... Cumhuriyet idaresi ve devrimlere doğru... gibi birçok konunun anlatıldığı bu kitap bir Cumhuriyet belgeselidir. Lozan'dan Cumhuriyete-Siyasî Hatıralar-Cilt 2/ Ali Fuat Cebesoy/ Yayına Hazırlayan Osman Selim Kocahanoğlu/ Temel Yayınları/ 269 s. Çankaya'ya gizli bir toplantı ve Lozan'ın Meclis'te kabul edilmesi... Lozan'da doğan yeni Türkiye ve bağımsız Türk vatanı... Hükümet merkezi artık Ankara... Ankara'da heyecanlı günler ve Cumhuriyet'in ilanı... Ağa Han ve Emir Ali meselesi... İstiklal Mahkemesi İstanbul'da... Gazi'nin kalp krizi ve etrafındaki oportünistler. Ordu Müfettişliği'nden siyasete geçerken... Terakkiperver Fırka neden ve nasıl kapatıldı?.. Sıra Cumhuriyet devrimlerinde... Devrimleri ancak başlayanlar bitirir... Sinsi ve gizli irtica... İzmir suikastinin içyüzü.... Atatürk'ün hastalığı... Savarona'da 22 gün beraberlik ve son görüşme gibi konular kitabı oluşturuyor. Türkler ve Yunanlılar-Çatışan Komşular/ Vamık D. Volkan-Norman Itzkowitz/ Çeviren Banu Büyükkal/ Bağlam Yayıncılık/ 294 s. "Bu kitapta amacımız Türk-Yunan ilişkilerinin psikolojik temellerini aydınlatmak üzere bunlara psikanaliz açısından bakmak ve bir yandan fantezileri ve bilinçdışı fenomenleri gerçeklikten ayırırken, diğer yandan bu ilişkilerdeki mantıkdışı tutumlara açıklama getirmektir. Bir kez bu konu tam olarak anlaşıldıktan sonra, düşman imgesine ilişkin yapıların psikolojik analizi Türkleri ve Yunanlıları ayıran farklılıklara barışçıl çözümler getirmeye daha yakın tutumların geliştirilmesini adım adım kolaylaştırabilir. Amacımız Türkler ve Yunanlılar olduğu kadar, işin içinde olabilecek üçüncü tarafların da, genellikle dış politika ve uluslararası ilişkilerin belirleyicileri olarak kabul edilen sözde ulusal egemenlik çıkarları, devletlerinhakları ve yükümlülükleri, ulusların prestij ve onuru, taktik-politik-strateji hesapları ve 'reel-politik' alanda yatan derin ve karmaşık psikolojik gereksinimleri, güdülenmeleri ve kaygıları anlamalarına yardımcı olmaktır. Ayrıca bu kitabın derinlikli bir psiko-tarihsel ve psiko-politik analizin nasıl gerçekleştirildiğine bir örnek oluşturacağını umuyoruz." diyorlar Vamık D. Volkan ve Norman Itzkowitz. Psikanalizi Yazmak/ Talat Parman/ Bağlam Yayıncılık/ 158 s. "Son yıllarda yazdığım psikanaliz yazılarını bu kitap için bir araya getirdim. Tek imzalı yazılar bunlar. Ancak imza tek olsa da, tek kişinin ürünü değiller. Çokluk ve çoğunluk içinde düşünüldüler, şekillendiler ve kaleme döküldüler. Çünkü insanı tek boyutlu gören bakış açılarının tersine psikanaliz, bireyin çokluğundan ve çoğulluğundan doğmuştur. Çünkü psikanalistler kişisel denklemlerini çokluk ve çoğulluk üzerine kurarlar. Bu yazılar çokluk ve çoğulluk içinde yazıldılar, umarım öyle okunurlar" diyor Talat Parman. Romantik Muamma/ Besim F. Dellaloğlu/ Bağlam Yayıncılık/ 156 s. "Romantizm ilkellik ve saflıktır; o, gençliktir, yaşamdır; doğal insanın coşkulu yaşama duygusudur. Fakat aynı zamanda, o, solgunluk, ateş, hastalık, dekadan ve 'yüzyılın hastalığı'dır. Romantizm ölümdür. O, yaban, grotesk, mistik, doğa ötesi, ay ışığı, büyülü şatolar, devler, akan su, karanlık, karanlığın güçleri, akıldışılık ve söylenemeyendir. O, aynı zamanda, aşinalık, gelenek, günlük doğanın gülen yüzündeki neşedir. O, antik, tarihsel, gotik katedrallerdir. O, yeniliğin peşinde olmak, devrimci değişim, şimdiyi yaşama tutkusu, bilgiyi reddediş, geçmiş ve gelecek, zamansızlığın bilincidir. O, nostalji, roya, tatlı ve acı melankoli, yalnızlık, sıla hasreti, yabancılaşma duygusudur. O, enerji, güç, irade, ama aynı zamanda kendine eziyet etme, kendini tüketme, intihardır. Romantizm, tekil olana sadakattir. Hem güzel, hem çirkindir. Hem 'sanat için sanat' hem 'toplumsal kurtuluşun aracı olarak sanat'tır. Güç ve güçsüzlük, bireycilik ve kolektivizm, devrim ve karşıdevrim, barış ve savaş, yaşamı sevmek ve ölümü istemektir. Romantizm hem Tanrı'ya inanmak hem de ona isyan edecek gücü kendinde bulmaktır. Romantizm, dinin estetize edilmesi, sanatın ilahileştirilmesidir. Romantizm bir muammadır" diyor Besim F. Dellaloğlu. Portedeki Hayalet-Müziğin Sosyolojisi Üzerine Denemeler/ Ali Ergur/ Bağlam Yayıncılık/ 176 s. "Müzik, kitle insanı için katalizör etkisinin yanı sıra, ondan çok daha dehşet verici bir işlev yüklenmiştir; boşluk doldurmaktadır! Üretimin gitgide sanallaşması, buna mukabil insanların her geçen gün daha fazla meşgul (busy) hale gelmeleri, yalnızca bu meşguliyet üzerine kurulu bir ekonomik etkinliğe (business) mahkûm (ve kelimenin her anlamıyla, medyun) günümüz insanının dolan gündemine karşılık ruhunda açılan boşlukların yarattığı sıkıntı hissini en süreğen ve yüzeysel şekilde tatmin etmek için müziği başlıca kurtarıcı addetmesine yol açmaktadır. Müziğin bunca tekdüzeleşmesinin ardında böyle bir uyuşturucu etkisinin olması bizi şaşırtmamalı. Müzikle umutsuzca doldurulmaya çalışılan, zamanın aşırı doluluğundan, paradoksal olarak, türeyen zaman boşlukları ve önceden tasarlanmış yaşam biçimlerine bağlanmanın sonucunda gelen genel sıkıntı halinin yol açtığı akıl gedikleridir" diyor Ali Ergur. Hayat/ Engin Geçtan/ Metis Yayınları/ 167 s. "Bilemediğim bir zamandan bu yana psikiyatriyle aramda zaten bir mesafe yok gibi, bir süredir o artık benim yaptığım bir iş değil. Dolayısıyla neyi nereden edindiğimin de önemi yok. Yine de, yıllardır iç dünyalarını benimle paylaşan insanlar olmasaydı herhalde bu satırları yazıyor olamazdım diye düşünüyorum. Buna bir boyut daha eklendi son yıllarda. İlgilendiğim konuları pek konuşmamama rağmen, insanlar bana ne aradığımı biliyorlarmışçasına kitaplar önerdiler ya da armağan ettiler; nasıl bir sezgi gücüyle bu isabetli seçimleri gerçekleştirdikleri konusunda beni hayrete düşürerek. Hangi şekilde olursa olsun, insanların benimle, benim de onlarla paylaşımlarımızın sonucu edindiklerimin bugününü daha geniş bir kitleyle paylaşmak istedim, bu kitabı kaleme aldım" diyor Engin Geçtan. Komedya/ Ümit Otan/ Alfa Yayınları/ 138 s. "Gazete sayfalarını çeviriyorum, içim daralıyor. Kanallarda geziniyorum, içim daralıyor. Keyifle okuduğum, sevgiyle izlediğim o güzel insanların çoğu yok. Birazdan Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Sinema Televizyon Bölümü birinci sınıfında okuyan arkadaşlarıma medya dersimi vermeye gideceğim. Bugün okudukları haberleri ve ne anladıklarını soracağım. 'Aman ha okuduğunuz her haberin önüne, sağına, soluna iyi bakın' diyeceğim. Onlar da bana manşetten giren bir özelleştirme haberinin ne anlama geldiğini anlatacaklar. Gazetelerin artık eşyaların promosyonu haline geldiğini belirtip, 'Bu medyanın gidişatı ne olacak?' diye soracaklar. Ben de onlara, medyamızın yaprak dökümünü, hazan mevsimini yaşadığını, kışın da çok çeşit geçeceğini ama her kışın bahara varmaktan başka yolu olmadığını söyleyeceğim..." diyor Ümit Otan. İnternet Çağında Gazetecilik/ Hazırlayanlar Serhan Yedig-Haşim Akman/Metis Yayınları/189 s. Sanayi devriminden daha önemli bir gelişme olarak nitelenen internet hayatımızda köklü değişiklikler yarattı. İnternetten en çok etkilenen alanlardan biri de medya ve gazetecilik. İnternetin yazılı basını ortadan kaldırıp kaldırmayacağı, gazeteciliği nasıl etkileyeceği tartışılırken, değişimler olağanüstü tempoda kendini gösterdi. Hemen hemen bütün günlük ulusal gazeteler internette de yayımlanmaya başladı. Sadece internette yayım yapan pek çok haber sitesi kuruldu. Kuşkusuz bu değişim, yeni soruları ve sorunları da beraberinde getirdi. İşte İnternet Çağında Gazetecilik, bu değişimi ve bu değişimin ortaya çıkardığı mesleki, teknik, etik ve hukuki sorunları, Türkiye ve Almanya'daki yüksek tirajlı gazetelerin internet pratikleri ışığında, deneyimli editörlerin kaleminden aktarıyor. Kitap ayrıca internetle ilgili Türkiye'deki yasal mevzuatın ve RTÜK Yasası'yla yapılmak istenen düzenlemelerin eleştirel bir analizine yer veriyor. Milliyetçilik Türkiye'nin Çıkmazı/ Erdoğan Aydın/ Gendaş Yayınları/ 295 s. Temel hak ve özgürlükleri kendi "kutsal" egemenliğine karşı risk olarak gören, kendi halkına her an "davulcuya" kaçabilecek "kız" muamelesi reva gören bir devlet geleneği ile karşı karşıyayız. Bu gelenekten dolayı, gerçek bir demokrasi, Cumhuriyet'in, 80. yılında bile hâlâ mümkün olamamaktadır. Yazara göre yaygın kanının aksine milliyetçilik, (ulusal esaret gibi özel koşullar hariç) gerçekte olumlu bir değer oluşturmamaktadır. Aksine içte halkın hak ve özgürlüklerine, dışta ise evrensel hukuka karşı yabancılaştırıcı bir işleve sahiptir. Milliyetçiliğin bu niteliği, mevcut çıkar ilişkilerini korumaya yönelik temel bir ideolojik araç olarak kullanılmasını da olanaklı kılar. Milliyetçiliğin ideolojik yorumu karşısında sağlam bir duruş edinilemediği müddetçe, yurtsever ve demokrat olmanın olanaksızlığından hareketle Erdoğan Aydın, bu kitabında, devlet-toplum ilişkilerini, çarpıtılmış "milli çıkar" ve tarih anlayışını sorgulamakta, milliyetçiliğe karşı toplumcu bir bakış açısı oluşturmaktadır. Aşk ve Poster/ Demir Özlü/ Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları/ 133 s. Demir Özlü'nün 1974-75 yıllarında kaleme aldığı "uzun bir yolculuğun" öykülerinden oluşan "Aşk ve Poster"i okurları, yaşamın umulmadık anlarda karşımıza çıkardığı mutlu tesadüfler eşliğinde Beyoğlu'nun sonsuz büyüsünü taşıyan arka sokaklarından Akdeniz'in liman kentlerine, Paris cafelerinden Kuzey'in soğuk iklimli kentlerine götürüyor. Özlü'nün bu kitaptaki "Yılbaşı Gecesine Hazırlık" adlı öyküsü ilk kez yayımlanıyor. Yağmur Başlamıştı/ Nihan Taştekin/ Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları/ 133 s. Polisiye türündeki ikinci romanı olan "Yağmur Başlamıştı"da, bir cinayet öyküsünü ve bu öykü etrafında bir araya gelen "karşılaşmalar"ı anlatan Nihan Taştekin, gazetelerde yer alan tek sütunluk bir cinayet haberi etrafında şair, katil ve romanın kahramanı gazeteci Ece'yi buluşturan, sürüklüyeci bir roman sunuyor okura. "Basın"ın "medya"ya dönüştüğü günümüz Türkiyesi'nde, yazarının deyişiyle "zaruriyetten" gazetecilik yapmaya çalışan Ece, cinayet haberiyle birlikte karşılaştığı esrar perdesini aralamak isterken, bir taraftan da kendi yaşamına dair gerçeklerle yüzleşiyor.
AAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAA |