Ana
Sayfa
Melih
Cevdet Anday
Melih Cevdet Anday
gerçeği
|
FOTOĞRAF:
MUHSİN AKGÜN
|
Melih Cevdet, Türk
edebiyatının evrensel bilince sahip bir şairiydi.
Dünyaya kültürün içinden bakıyordu. Hayat onun
için kavranması gereken birer zihinsel süreçti
11/12/2002 (104 defa
okundu)
HASAN
BÜLENT KAHRAMAN
Melih Cevdet'in Türk edebiyatında oynadığı rolün
yeterince önemsendiği ve anlaşıldığı kanısında
değilim. Bunun birçok nedeni var fakat başlıcası
onun zamanının önünde, ötesinde bir insan
olmasıdır. Bunu da Melih Cevdet öncelikle bir kültür
ve düşünce adamı olmasına borçluydu.
Türk edebiyatı belli bir dönemin dışında
kültürün içinden üretilen bir edebiyat olmadı.
Edebiyatla kültür arasındaki bağlar daima zayıf
kaldı. Bu bizim modern edebiyatımızın
üretilmesindeki özgül koşulların desteklediği bir
durumdu. Edebiyat toplumsalın bir parçası olarak,
hatta onu üreten en temel araçlardan birisi olarak
doğuyor ve gelişiyordu. Ulusal bilinci, kimliği
oluşturan, ulus bağlarını yaratan kurum edebiyattı.
Bu olgu zamanla edebiyatın halkçılıkla iç içe
geçmesine yol açtı. Edebiyat bu dönemde,
bazılarının kullandığı bir deyimle söylemek
gerekirse
'halksallaştı'. Bu elbette edebiyatın kendi iç
değerlerinden ödün vermesi anlamına geliyordu.
Üstelik de iki düzeyde. Hem edebiyat halka göre bir
edebiyat olarak kurgulanıyordu hem de edebiyatın amacı
ve öznesi sadece halktı. Daha üst bir bilinç süreci
olarak edebiyatı tercih edenler geriye itiliyordu.
Soru
soran şiir: Garip
Felsefenin bulunmadığı bir toplumda böylesi bir
kısıtlamanın yaşanması doğaldı. Bu kısıtlamayı
daha özgül bir yaklaşımla aşmak isteyenler ortaya
sentez kavramını atmışlardı. Edebiyat geçmiş
birikimi ele alacak ve modernliği ancak oradan
çıkaracaktı. Bunun çok önemli bir nedeni özgün
kaynaklara yaslanmak, edebiyatın halktan kopmamasını
sağlamaktı. Oysa bu
süreç edebiyatın git gide bir orta sınıf değerine
dönüşmesine yol açıyordu.
Çok ilginç bir biçimde, Melih Cevdet bu yaklaşıma
şiddetle direndi. İlginç olan şuydu: Anday, şiirini
toplumsal bir duyarlılığa, hatta bilince ilk
açanlardan birisiydi. Bunu da doğal karşılamak
gerekir. Çünkü, Anday'ın da kurucusu olduğu Garip,
poetikanın gündelikleştirilmesi için atılmış bir
adımdı. Fakat, Garip'in bu süreç içinde bir
özelliği daima unutuldu. O da, Garip'in sıradan,
gündelik, gelip geçici bir şiir yazarken aslında
'cevap veren' değil, 'soru soran' bir şiir
üretmesiydi. Bunu 1960'larda ortaya çıkan pop
kültürü düşünerek daha iyi anlamak mümkün. Nasıl
Andy Warhol'un bir deterjan kutusunu veya bir hazır
çorba kutusunu resmetmesi resmi sıradanlaştırmıyor,
tersine herkesin yapabileceği bir şeyi niçin
yaptığını bize sordurtuyor, ayrıca da o resmedişle
resmin ontolojik sınırlarını genişletiyor idiyse
Garip de aynı şeyi yapıyordu. O basit poetikanın
sınırlarına çekerek şiirin alanını
genişletiyordu. Üstelik de Garip, üstgerçekçiliğe
yaslanan bir akımdı. O da 'sözcük'le 'dil'
arasındaki farkı anımsamamız demekti. Çünkü, her
sürrealist resimde ögeler teker
teker anlaşılabilir fakat bir bütün olarak bir araya
geldiklerinde oluşan cümle 'garip'likler taşırsa
aynı şey Garip şiiri için de geçerliydi. Kısacası,
halka dönükmüş gibi dursa da ondan çok ötede bir
olguydu Garip şiiri.
Anday bu gerçeği en çok yakalayan ve duyan şair oldu
aralarında. Bununla da kalmadı, Telgrafhane'yi,
Yanyana'yı oluşturan şiirleri yazdı. O dönemin son
kitabı olan Yanyana 1952'de yayımlanmıştı. Melih
Cevdet'in yaptığını Türk edebiyatı ancak 1960'tan
sonra keşfettiğinde o artık başka bir dünyaya el
atmıştı. Artık şiiri toplumsaldan çıkarıp
tarihselin ve kültürelin içine yerleştiriyordu. Bunu
da öncelikle bir düşünür olarak yapıyordu.
Melih Cevdet, şiirin bir düşünsel edim olduğunu
biliyordu. Bu şiirseli oluşturan ögeleri düşünce
adına ortadan kaldırmak anlamına gelmedi hiçbir zaman
onun için. Tam tersine şiirseli en çok zorladığı
noktalarda bile (Güneşte yapıtı bunun somut
örnekleriyle doludur) şiiri kendisine özgü olandan
koparmadı. Bu bağlamda Melih Cevdet, modern Türk
şiirinin belki de tek modern şairidir. Çünkü,
gelenek onun için salt yerellik demek değildi.
Evrenseli yoklamayan bir yerelliğin olamayacağı
kanısındaydı. Bu ise Türk modernleşmesinin temel
zihniyetini tersine çevirmekti. Öte yandan bu Anday'ın
yerli olana kapalılığı anlamına da gelmez. 'Türk
Şiiri, Modernite,
Şiir' isimli yapıtımda belirttiğim gibi Anday'ın
Tohum şiiriyle Selimi'nin gazeli arasındaki ilişkiyi
görmek bu konudaki bilincinin sınırlarını anlamak
için çarpıcı bir örnektir.
Ne var ki, Anday, şiirin usun ötesinde bir boyut
taşısa da gene ancak usla kavranabilecek bir şey
olduğunu peşin peşin kabul etmişti. Bu nedenle Türk
edebiyatında Descartesci bir mantığı öncelikle
benimsemiş ve moderniteyi ancak bu ussallıkla
kurabileceğimizi düşünen tek kişiydi. Felsefeyi
evrensel bir sorgulama edimi olarak benimsediğinden ve
öncülü bu olduğundan Descartesçı yaklaşımı
Anday'ı hiçbir zaman kuru ve sonradan çok
eleştirilmiş bir rasyonalizme sürüklemedi. O kadar
ki, bitkilerin duyduğunu öğrendiği geceyi sabaha
kadar uyumadan geçirecektir.
Ussallık, Anday'da dünyayı kavramanın bir aracıydı.
Fakat usu kullanarak da olsa dünyayı asıl
kavrayacağımız araç dildi. Sözcükler'di. Ne var ki,
sözcüklerle uğraşırken hiçbir zaman İkinci Yeni
şiirinden anımsadığımız bir sözcükçülük ondan
kendisini göstermedi. Anday'ın sözcüklerle kurduğu
bağ usun ve kültürün içindendi. Anday'ın geçmiş
kültürel birikimlerle uğraşmasında da bu iki olgunun
etkili olduğunu düşünmek gerekir.
Eleştirel
mesafeyi korudu
Anday, geçmişin zihinsel bir süreç olarak ancak
bugünün gerçekliğiyle kavranabileceğini
varsayıyordu. Fakat burada Anday'ın şiirselliği de
kendisini gösterir. Çünkü, Anday, şiirin ve
edebiyatın temel ögesinin, olgusunun insan olduğunun
bilincindedir. İnsanı ise bütün gerçekliğiyle ve
evrensel varoluşunu sağlayan kimliğiyle çağlar
içinde ele alır. Bu onun dramatiğini yakalamanın da
en iyi yoludur.
Burada bir noktaya dikkat etmek gerekir. Anday'ın en
çok görmezden gelen yanı oyunlarıdır. Oysa
oyunlarında Anday'ın düşünür ve şair kimliğinin
bütün özelliklerini bulmak mümkündür. Hemen
tümünde, hatta Turgenyev'den uyarladığı oyunda bile
sürreel bir yoklama kendisini gösterir. Anday bunu daha
çok şu nedenden ötürü yapar gibidir:
Üstgerçekçilik bu oyunların şiirselliğini
kurgularken onun yaratılan geniş imgelem ortamında
insansal durumları en geniş kapsamıyla verebilmesinin
yollarını da yaratmaktadır. O zaman da sıradanın
içindeki gülmece ögesi kendiliğinden ortaya çıkar
ve Anday belli bir ironiyi her zaman yedeğinde
tutmuştur.
İkinci bir öge de şudur: Bütün şiirsel birikimine
rağmen Anday, insana eğilirken daima iki şeyi dikkatle
gözetmiştir. Hem insana belli bir mesafeden bakmış, o
eleştirel mesafesini korumayı daima önemsemiş hem de
bununla insanal durumların içerdiği o garip
yabansılığı / yabancılığı söz konusu
edebilmiştir. 'Mikado'nun Çöpleri'nde veya 'Yarın
Başka Koruda' oyununda vurgulanan da gene bundan başka
bir şey değildir. İkincisi, bu bizi gene başa
döndürüyor, Anday, insanı ve halkı bir öge olarak
elbette benimser. Ama bu sorgulayıcı, sınayıcı bir
yaklaşımdır. Bu, hiçbir zaman Anday'a duygusal olma
eğilimi kazandırmaz. Tersine, onun kadar şiirselin
içindeyken bile duygusallıktan uzak kalan bir ikinci
ozan daha bulmak güçtür.
Melih Cevdet, Türk edebiyatının evrensel bilince sahip
çok az sayıdaki ozanından birisiydi. Dünyaya
kültürün içinden bakıyordu. Hayat ve her şey onun
için kavranması gereken birer zihinsel süreçti. Bu
nedenle Tanpınar ve Ataç gibi iki farklı kişilik onun
saygı duyduğu isimler arasında yer aldı. Şimdi
üçü de yok. Bu Türk edebiyatının nelerden yoksun
kaldığını yeterince gösteren çarpıcı bir olgudur.
***
DİL MESELELERİ
10/12/2002 (66 defa
okundu)
NECMİYE ALPAY
Zamandışı
bir zihin: Melih Cevdet Anday
"Zamandışı", İngilizceden
("timeless"ten) gelen bir kavram. Bazıları
"zamansız" diye çeviriyor ama hiç iyi
etmiyorlar, çünkü sözcüğün yerleşik
düzanlamıyla karışıyor. Zamansız sözcüğünün
düzanlamı, "uygun olmayan bir zamanda". Oysa
zamandışılık, "zamanla ölçülemeyen, bengi,
ebedi, her zaman için geçerli olan, egemen zamanlarla
kayıtlı kalmayan" gibi anlamlarıyla önemli.
Yazdıklarının toplamı ve gitgide ağır basan
eğilimiyle Melih Cevdet Anday'a çok uyan bir kavram.
Egemen zamanlar, egemen tarih yazımının zamanları.
Belirli anlatılarla sınırlı bir yüzeyde tutulup,
belirli ışık ve gölge oyunlarına maruz bırakılan
bir tarih karşısında, Ece Ayhan'ın da MCA'nın da
kimsenin aydınlatmadığı yerlere meşaleler
götürdükleri anlaşılıyor: Ece Ayhan Çanakkaleli
Melahat'a, MCA Rosenberglere, ikisi de İkarus'a vd.
Olabilecek en geniş ufuklu yazarlardan onlar. Bu
tanımın içine, "ufuk"la bağlantılı her
şey giriyor:
En geniş zaman, en geniş mekân, en geniş bakış
açısı. Memet Fuat'ın
MCA için, "Doğu-Batı ayrımına sığmayacak
kadar eskilere iner" demesi bu çerçevede
anlaşılabilir sanıyorum. Bu saptamanın, gevşek
zeminlerde binaların depremde yıkılmaması için
temellerin nasıl olması gerektiğine ilişkin
bilgilerin değeri türünden bir değeri var; bir
başına, MCA'yı her zaman ilk okunacaklar listesine
çakmaya yeten bir saptama.
"Tanrılardır taşın zamanı" sözü,
MCA'nın.
Coğrafyanın bu yakasında bulunduğu için,
"Kolları Bağlı Ulysses"i değil,
"Kolları Bağlı Odysseus"u yazdı. Bizim
buralarda Odysseus denir; Avrupa'nın Batı yakasında
Ulysses.
Anday'ın ulaştığı bakış açısının genişliği
için, bence kendi yapıtları içinde "ilk
okunacaklar" listesine de alınması gereken,
"Dogmacılığın Bir Türü" (17.2.1989
tarihli Cumhuriyet) başlıklı yazısına bakılabilir.
Bu yazıda "dogmacılığın bir türü" derken
kendi dizelerinden birini söz konusu etmektedir. Kendi
şiirine dışardan bakmak, yöneltilen eleştiriyi
kavramak için zihnini nasıl bir açıya yerleştirdiği
orada görülebiliyor.
MCA'nın dille olan ilişkisi, buraya kadar söylediğim
temel özellikleriyle belirleniyor. "Sözcük"
sözcüğünün yaratıcısı, "Dilimiz Üstüne
Konuşmalar" ve "Sözcükler" adlı
kitapların, ayrıca, "Sözler ve İşler"
adlı şiirin yazarı.
"Sözler ve İşler" şiiri
("Güneşte" adlı kitabı, Adam Yay.), dilin
ve şiirin neliğini sorun eden şiirler içinde belki en
kurcalayıcılarından biri. Bu düzyazısal şiir, bize
nesnelerin 'özünde' herhangi bir anlam
bulunmadığını, anlam denen şeyin bizim zihnimizde
olup bittiğini duyumsatıyor. Gündelik dille
ilişkilendirilebilecek anlamak
ile, şiir diliyle ilişkilendirilebilecek anlamak aynı
şey değil; MCA bu şiirde bunu duyumsatıyor. Bir
dilbilgisi terimini de kullanarak: "Sıfat-eylemler
ise doğrudan düşmanınızdır." Dilin neliğini
sınamak için zihinsel alıştırma önerisi olarak
kabul edilebilecek şu sözler de aynı şiirden:
"Anlamak nesneleri yatsımakla gerçekleşir",
"[D]il yok edilmeden töze varılamaz."
Çoğumuzun, belki yeterince geliştirmeksizin
giriştiği alıştırmalar değil midir bunlar?
Başka okurların bu çetrefil şiiri okurken benim
"duyumsatıyor"la anlatmak istediğimden
farklı deneyimler edinmeleri çok doğal. Sonuçta bir
makaleyle değil, bir şiirsözle karşı karşıyayız.
Benim yaptığım, okumada hesaba katılabilecek
önerilerde bulunmak. şu önerme de öyle: MCA, iki
ayrımı temel alarak konuşuyor: 1) dilin gündelik
işlevleri ile şiirsel işlevi arasındaki ayrım, 2)
dil-söz ayrımı.
Dilin, nesnelerden ayrı bir sistem ve özerk bir evren
oluşturduğu, şiirsözün de gündelik dilden ayrı bir
düzlemde yer aldığı fikrini akılda tutmak, MCA'yla
yakınlık kurmada yardımcı oluyor. Başka bir
deyişle, MCA'nın "evren" dediği yerde, bunu
şu nesnel evren için mi söylüyor, yoksa dilin
oluşturduğu evren için mi, bakmakta her zaman yarar
var.
Melih Cevdet'i
yitirdik
|
Çeşitli
edebi türlerde ürün veren Anday,
düşünceleriyle de etkiliydi.
|
Türk
edebiyatının gelmiş geçmiş en önemli isimlerinden
şair, yazar Melih Cevdet Anday yaşamını yitirdi. 87
yaşındaki Anday, modern Türk şiirinin
öncülerindendi
29/11/2002
(845 defa okundu)
AA -
İSTANBUL - Türk edebiyatının duayenlerinden Melih
Cevdet Anday, yaşamını yitirdi. Marmara Üniversitesi
Tıp Fakültesi Hastanesi'nde, önceki gün akşam
solunum ve böbrek yetmezliği tanısıyla tedavi altına
alınan 87 yaşındaki Melih Cevdet Anday, dün akşam
dünyaya veda etti.
Anday, 13 Mart 1915'te İstanbul'da doğmuştu. Büyük
dedesi Mirliva Mehmed Raşit Paşa, Osmanlı Devleti'nin
ilk eczacı paşasıydı. Çocukluğu Kadıköy
Bahariye'de geçen Anday, ilkokulu eski Fenerbahçe
Stadyumu'nun yanındaki Taş Mektep'te, ortaokulu
Kadıköy Sultanisi'nde okumuş, babasının görevi
dolayısıyla lise öğrenimini Ankara Gazi Lisesi'nde
tamamlamıştı. Liseyi bitirdikten sonra önce Ankara
Hukuk Fakültesi'ne, ardından Dil ve Tarih Coğrafya
Fakültesi'ne giren Anday, öğrenim hayatına devam
etmemişti. 1938'de sosyoloji öğrenimi için
Belçika'ya giden Anday, 2. Dünya Savaşı nedeniyle
dönerek bir süre Milli Eğitim Yayın
Müdürlüğü'nde danışmanlık yapmıştı. Anday;
Akşam, Tercüman, Büyük Gazete, Tanin ve Cumhuriyet
gazetelerinde fıkra yazarlığı, sanat sayfası
yöneticiliği yapmış, denemeler yazmış, 1954
yılında başladığı İstanbul Belediye
Konservatuvarı Tiyatro Bölümü fonetik-diksiyon
öğretmenliğinden 1977 yılında emekli olmuştu. 1979
yılında UNESCO kültür müşaviri olarak Paris'e giden
Anday, hükümet değişince geri çağrılmıştı.
Sanatçının
bazı eserleri
Melih Cevdet Anday, 'Mikado'nun Çöpleri' adlı oyunuyla
1967-68
İlhan İskender Armağanı'nı, 'Gizli Emir' adlı
romanıyla TRT 1970 Sanat Ödülleri Roman
Armağanı'nı, Tarjel Vesaas'tan çevirdiği 'Buz
Sarayı' romanıyla da TDK 1973 Çeviri Ödülü'nü
kazanmıştı. Anday, şiire Ankara Gazi Lisesi'nde
okurken arkadaşları Orhan Veli Kanık ve Oktay Rifat'la
başlamış, daha sonraları 'Garip' hareketi çevresinde
oluşacak beraberliklerinin temeli böylece
atılmıştı. Anday'ın ilk şiiri, 1936'da Varlık
Dergisi'nde yayımlanan 'Ukde'ydi. Varlık'ta
yaptıkları bir çıkışla Anday, Orhan Veli ve Oktay
Rifat, Türk şiirine yeni bir anlayış getirmişlerdi.
Anday, 'Teknenin Ölümü' adlı şiir kitabıyla 1976
Yeditepe Şiir Armağanı'nı, 'Sözcükler' adlı şiir
kitabıyla 1978 Sedat Simavi Edebiyat Ödülü'nü,
'Ölümsüzlük Ardında Gılgamış' adlı şiir
kitabıyla da 1981 İş Bankası Büyük Ödülü'nü
kazanmıştı. Anday'ın yapıtları, Rusça, Fransızca,
İngilizce, Bulgarca, Yunanca, Sırp ve Polonya dillerine
çevrildi. Şiir eleştirmeni Mehmet H. Doğan, Anday'ı
şöyle anlatıyor:
"Anday, anlamı; öz biçim ayrılığında değil,
ayrılmazlığında arayan, duygu ve düşünceden çok
imgeye dayanan ama mitolojiden, tarihten, felsefi
düşünce ve kavramlardan yararlanarak sağlam şiirsel
yapılara varmaya çalışan çağcıl bir şiire
yönelmiştir 1960'lardan sonra. Denilebilirse Anday,
duyguya hiç ödün vermeden yalnızca akılla
okunabilecek şiirler yazan tek şairimizdir."
ANI
Bir çift güvercin havalansa
Yanık yanık koksa karanfil
Değil bu anılacak şey değil
Apansız geliyor aklıma
Neredeyse gün doğacaktı
Herkes gibi kalkacaktınız
Belki daha uykunuz da vardı
Geceniz geliyor aklıma
Sevdiğim çiçek adları gibi
Sevdiğim sokak adları gibi
Bütün sevdiklerimin adları gibi
Adınız geliyor aklıma
Rahat döşeklerin utanması bundan
Öpüşürken bu dalgınlık bundan
Tel örgünün deliğinde buluşan
Parmaklarınız geliyor aklıma
Nice aşklar arkadaşlıklar gördüm
Kahramanlıklar okudum tarihte
Çağımıza yakışan vakur, sade
Davranışınız geliyor aklıma
Bir çift güvercin havalansa
Yanık yanık koksa karanfil
Değil unutulur şey değil
Çaresiz geliyor aklıma.
'Anı', Melih Cevdet Anday'ın en tanınan şiirlerinden
biri. Bu eser, Türkiye'de en fazla bestelenen şiir
özelliğini taşıyor
| |
Melih Cevdet Anday'ı
kaybettik |
 |
|
Türk edebiyatının duayenlerinden Melih Cevdet
Anday, İstanbul'da vefat etti. Marmara
Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi'nde,
solunum ve böbrek yetmezliği tanısıyla
yatmakta olan ve önceki yoğun bakıma alınan
87 yaşındaki Anday, dün akşam yaşamını
yitirdi. Melih Cevdet Anday, 13 Mart 1915'te
İstanbul'da doğmuştu. Büyük dedesi Mirlava
Mehmed Raşit Paşa, Osmanlı Devleti'nin ilk
eczacı paşasıydı. 1938 yılında sosyoloji
öğrenimi için Belçika`ya giden Anday, 2.
Dünya Savaşı nedeniyle yurda dönerek Milli
Eğitim Bakanlığı Yayın Müdürlüğü'nde
danışmanlık yapmıştı.
Anday; Akşam, Tercüman, Büyük Gazete, Tanin
ve Cumhuriyet gazetelerinde fıkra yazarlığı,
sanat sayfası yöneticiliği yapmış, denemeler
yazmış, 1954 yılında başladığı İstanbul
Belediye Konservatuvarı Tiyatro Bölümü
fonetik-diksiyon öğretmenliğinden 1977
yılında emekli olmuştu.
Anday, şiire Ankara Gazi Lisesi'nde okurken
arkadaşları Orhan Veli Kanık ve Oktay Rifat'la
başlamış, daha sonraları 'Garip' hareketi
çevresinde oluşacak beraberliklerinin temeli
böylece atılmıştı. Anday'ın ilk şiiri,
1936 yılında Varlık Dergisi'nde yayımlanan
'Ukde' olmuştu. Varlık Dergisi'nde birlikte
yaptıkları bir çıkışla Anday, Orhan Veli ve
Oktay Rifat, Türk şiirine yeni bir anlayış
getirmişlerdi. Melih Cevdet Anday, 'Teknenin
Ölümü' adlı şiir kitabıyla 1976 Yeditepe
Şiir Armağanı'nı, 'Sözcükler' adlı şiir
kitabıyla 1978 Sedat Simavi Vakfı Edebiyat
Ödülü'nü, 'Ölümsüzlük Ardında
Gılgamış' adlı şiir kitabıyla da 1981 İş
Bankası Büyük Ödülü'nü kazanmıştı.
Anday'ın yapıtları, Rusça, Fransızca,
İngilizce, Bulgarca, Yunanca'ya, Sırp ve
Polonya dillerine çevrildi.
|
Bir devi uğurluyoruz
|
Melih
Cevdet Anday'ın örnek gösterilen aydın
kimliğinin temelinde, geniş birikimi ve
çokyönlülüğü vardı. FOTOĞRAF: MUHSİN AKGÜN
|
Cumhuriyet
döneminin büyük şair, yazar ve düşünce adamı
Melih Cevdet Anday bugün toprağa veriliyor
30/11/2002
(713 defa okundu)
FÜSUN AKATLI
İSTANBUL - Hemen hemen dört kuşağı besleyip
zenginleştiren, çok yönlü, alabildiğine verimli bir
kültür adamının ardında bıraktığı boşluk,
keşke sadece maddi varlığının, yaşayan Melih beyin
bıraktığı boşluk olarak kalsa, kalabilse. Ardında
bıraktığı eser toplamı onu elbette çoktan
ölümsüz kılmıştır. Ama keşke hemen, biyolojik
ölümünü vesile bilerek, bugünden itibaren yaşatmaya
başlayabilsek onu. Kültür, düşünce ve sanat hayatımızın
gün geçtikçe artan sığlığına gür bir ırmak gibi
akar, bizi kendi engin ufkundan yansıttığı ışıkla
özlediğimiz aydınlıklara taşırdı. Anday'ın çok
yönlü üretkenliğinden başlamalıyım söze: şair,
oyun yazarı, romancı, denemeci, düşünür....
Öncü
şair
Altmış yıllık bir edebiyat serüveni içinde,
şiirimizde yaşanan köklü değişimin öncülerinden
biri olmuş, sonra da hep Türk şiirinin en önde gelen
şairlerinden biri olarak kalmıştır. 1940'lı
yıllarda, 'Garip' hareketinin şairlerinden biri olarak
başladığı şiir serüveni, şiirimize
'Rahatı Kaçan Ağaç'tan 'Teknenin Ölümü'ne, 'Kolları
Bağlı Odysseus'tan taptaze bir şiir damarından
fışkıran son iki kitabı 'Güneşte' ve 'Yağmurun
Altında'ya, başyapıt niteliğinde eserler
kazandırarak sürüp gitmiştir. Şiire tarihi,
mitolojiyi, felsefeyi getiren; ama bu son derece
tehlikeli yolda, şiir dilinin, şiir musikisinin, imge
üretiminin yordamından hiç ayrılmayarak yürüyüp
düze -hatta doruklara çıkabilen bir şair olarak
okuruz onu. Şiirinde düşünceyi duygudan, hayattan ayrı
bir yere konumlamadığını, bir poetikası olduğu
halde, şiirini o poetikaya köle etmediğini alımlamak
önemlidir. Bunun için de, Melih Cevdet'in bütünselliğini
hep göz önünde bulundurmak gerekir.
En
iyi romancılardan biri
Bir edebiyat türünün tartışmasız ve vazgeçilmez
ustası olanlar, el attıkları diğer türlerde de belli
bir düzeyi tutturmakla birlikte, 'önce şair', 'önce
romancı',' önce oyun yazarı' vb.'dirler. Anday'ın
şiir dışındaki edebiyat türlerinde vermiş olduğu
yapıtlara baktığımızda, onun hiç şiir yazmamış
olsaydı da o türlerdeki başarısıyla seçkinleştiğini
teslim ederiz. 'Aylaklar' ve 'Gizli Emir' adlı
romanları, tematik yapılarıyla kurgu ve biçem ustalıklarıyla,
Türk romanının ilk on ya da yirmi yapıtı içinde yer
alırlar.
Tiyatronun
değerli kalemi
Aynı savı, Melih Cevdet'in oyun yazarlığı için
yinelemek mümkün. Gerçekçi tiyatro geleneğine
eklemlenebilecek oyunlarıyla olsun, absürd tarzı
denediği oyunlarında olsun, seçtiği problematikler,
yarattığı atmosfer ve derinlikli oyun kişileri Melih
Cevdet'i tiyatro edebiyatımızın en önemli yazarlarından
biri olarak tanıtıyor bize. Bir 'İçerdekiler', bir
'Mikadonun Çöpleri'... Belki bu sefer, ilk beş içinde.
Edebiyatımızın bu çok yönlü, verimli, derinlikli
yazarını gerçek anlamda tanımak, onun düşünür
kimliğiyle mutlaka tanışmayı şart koşuyor.
Denemelerinde Anday'ın düşünsel yapısının bütünselliğini
oluşturan, onun bir aydın olarak 'örnek'
gösterilebilmesinin temelinde yatan çok yönlülüğü
buluruz. Ama 'biraz ondan-biraz bundan' çeşniciliği
ile değil; soran ve soruşturan, saptayan ve eleştiren,
geniş bir birikime ve sağlam bir uslamlamaya dayanan,
aydın merakının üretkenliği ile bütünlenmiş bir
çok yönlülüktür bu. Felsefeden müziğe, bilimden
edebiyata, yaşama kültüründen dünya görüşlerine
uzanan, 'insani olan hiçbir şey'i dışta bırakmayan
bir çok yönlülük. Felsefenin mayasının
katılmadığı bir yazısı da neredeyse yok gibidir.
Melih Cevdet Anday'ın, Cumhuriyet rejiminin erdemlerinin
bilincinde olmanın da ötesinde, tam bir cumhuriyet
savunucusu olduğunu, demokrasi, hoşgörü, laiklik,
din, boş inançlar, yobazlık konularında son derece
berrak yazılarla okurunu eğittiğini, yönlendirdiğini
görüyoruz.
'Aydınlanma' ve dolayısıyla aydınlatma, adeta
karakteri olmuştur. Eğitimin yaşamsal önemini ve
yoksunluklarımızın, kayıplarımızın hep
eğitimsizlikten kaynaklandığını çok iyi bildiği için,
eğitimin sadece okullara, ders kitaplarına emanet
edilemeyecek bir süreç olduğunu düşünür. Her
denemesinden, farkına varmaksızın bir şey öğrenişimiz,
bu öğrenişten de ayrı bir keyif alışımız,
Anday'ın rastlantıya bıraktığı bir şey değildir.
Büyük kaybımızın acısının soğumasını
beklemeden, dört elle sarılalım Anday gibilere,
izlerini sürelim, okuyalım, okutalım, tanıyalım,
tanıtalım... Ki bir çıkış yolunun kapısını
zorlayabilelim, giderek aralayabilelim o kapıyı, açabilelim.
Güneş ve hava girsin içeri.
Güneşte
Çünkü saatler dardır, her şeyi almaz
Güneşte çözülür ve kayarlar bir yana.
Mısırlar güçlükle büyürken yağmursuzluk
Kaygılandırır dilsiz bahçıvanı.
Sessiz kuşlar, bir keçi, ağır iğde ağaçları.
Bir araba geçti incelmiş yoldan
El salladı biri, belki tanıdık,
Belki değil, süreksizliğin eşanlamı.
Ve denizin yorgun çağındaydı çocuklar
Çığlıkları titretir balkondaki sarmaşığı,
Çünkü dardır saatler, sığmaz bir araya
Dalgınlık, deniz ve sardunya.
Rüzgâr alıp götürdü balıkçı teknelerini
Uzaktaki kılıçlara, ki bilemeyiz
Hangi derinlikte dölleyerek denizi
Gidiyorlar öyle ağırbaşlı, doğuya.
Ve ocaktan çorbanın kokusu geldi demin
Burun deliğine kedinin ve köpeğin.
Rafta kitaplar, mavi bir şişe ve gül
Donmuş kalmışlar tek başlarına.
Duvarda bir resim, resimde kalabalık
Köy alanı, çocuklar, çember ve zaman.
Breughel nasıl da toplamış bunca
Ortaklığı ve uyumu biraraya,
Çünkü saatler dardır, sığdırılmaz.
Güneşte her şey çözülür gider bir yana.
'Şiirimize
yeni bir yol açtı'
Ataol Behramoğlu: Melih Cevdet Anday, modern Türk
şiirinin en önde gelen kurucularından biriydi.
Şiirimizin dünya ölçüsünde değerli bir
ustasıydı. En önemli özelliklerinden biri düşünür
şair kimliği taşımasıdır. Bu anlamda neredeyse bir
bilim insanı yetkinliğinde yazınsal ürünler vermiştir.
Anısı önünde saygıyla eğiliyorum.
Doğan Hızlan: Yalnız Türk şiirinin değil, diğer türlerde
yazdıklarıyla Türk dilinin büyük bir ustasını
kaybettik. Romanları, oyunlarıyla, denemeleri ve
çevirileriyle bize örnek bir Türkçe sundu. Garip
üçlüsünden biri olarak da Türk şiirine yeni bir yol
açtı, şiir ve şairanelik konusunda yeniden düşünmemizi
sağladı.
Enver Ercan: Anday'ın edebiyat ve kültür dünyamızda
tartışılmaz bir yeri oldu her zaman. Bütün kuşaklar
onun 'varolduğunu' biliyordu ve kabul ediyordu. Üstelik
her şair bir şiirini bitirdiğinde 'Anday bu şiiri
okuduğunda acaba nasıl bulacak?' sorusunu taşıyordu içinde.
Anday, işte böyle bir konumdaydı.
Fazıl Hüsnü Dağlarca: Bugün yazınımızın en kara
günüdür. Nice yılların yetiştirdiği bir düşünürü,
bir sanatçıyı yitirdik. Her dakikasını sanatla
dolduran bir değeri hep yanımızda bileceğiz. Belki de
ona danışacağız. Beni biraz avutan onun çok uzun
süren, onu çok acılara boğan sayrılığının artık
yok olmasıdır, onu bırakmasıdır. Evrenin büyük
yasası karşısında ne diyebiliriz? Aydınlık Türkiye'nin
başı sağ olsun...
Haydar Ergülen: Sadece Türk şiirinin değil, dünya
şiirinin büyük şairi öldü. Türk şiiri okuru henüz
hazır değildi onun şiirine. Şairler de çok hazır
değildi ama. Umarım bundan sonra okumaya başlarız.
Metin Celâl: Melih Cevdet Anday, Türk şiirinin en
önemli adlarından biri olmasının yanı sıra
gelişimi belirleyen şairlerdendir. Garip akımından
başlayarak sürekli kendini yenileyen ve bu yeniliklerle
Türk şiirini etkileyen bir şairdi. Bunun yanında bir
deneme yazarı olarak da edebiyatımızda önemli bir
yeri vardı. Türk şiirinin en kalıcı şiirlerinden
biri olan 'Anı' şiiriyle belleklerde unutulmaz bir yeri
vardır. Ama ben onu hep 'Güneşte' şiiriyle
hatırlayacağım. Türk şiirinin başı sağ olsun...
Müjdat Gezen: Beni en sevindiren olay şu oldu: Bu sene
Müjdat Gezen Sanat Merkezi ödüllerini edebiyat dalında
Melih Cevdet Anday'a verdik. Ve ödülü kendisine vermek
için Savaş Dinçel, Mustafa Alabora, ben, Büyükada
Belediye Başkanı, Kaymakam, Tuncay Cücenoğlu ve 50
MSM öğrencisi evine gittik, ödülü verdik ve bu onu
son görüşümüz oldu. Onun 'İçerdekiler', 'Mikadonun
Çöpleri' adlı oyunları da vardı. Bizde önceki yıl
'İçerdekiler' oyununu oynamıştık. 1960'lı yıllarda
sevdiğimiz bir hocamızdı. Bütün edebiyat dünyasına
başsağlığı diliyorum.
Özdemir İnce: Melih Cevdet Anday, bir şair, edebiyat
adamı ve düşünür olarak tam anlamıyla Cumhuriyet
ideolojisiyle özdeşleşmiştir. Bu nedenle çağının
çağdaşı bir insandır. 'Gelenek' gibi oyalayıcı bir
yanılsamayı çok erken bir dönemde çözümlemiştir.
Bu nedenle geleceği geçmişte aramak gibi bir tuzaktan
her zaman uzak durmuş, ancak şimdinin geçmişin
tuğlalarıyla örüldüğünü de hiçbir zaman aklından
çıkarmamıştır. M. C. Anday'ın gerçek büyüklüğü
1963'te yayımladığı 'Kolları Bağlı Odysseus'tan
itibaren oluşmaya başladı. 'Garip şiiri' deneyiminde
evrensel örneği arkadan izler ama 1963'te başlayan
ikinci döneminde sadece Türk şiirinin değil, aynı
zamanda dünya şiirinin lokomotiflerinden biri
olmuştur. Okurlar ve edebiyat dünyamız, şu anda, çok
büyük bir şairin yapıtının küçük bir katmanını
tanıyor. Bu da onun büyüklüğünün en büyük kanıtı.
Tomris Uyar: Sadece şiiri değil, şiir üstüne düşündükleri
ve denemeleriyle de kültür hayatımıza damgasını
basmış isimlerden biri.
Tahsin Yücel: Melih Cevdet Anday ülkemizin yetiştirdiği
en büyük ozanlardan biriydi. Ancak duyarlılık ve düşüncesinin
derinliği, şiirinin olağanüstü yalınlığı
nedeniyle olacak, yeterince değerlendiremedik onu. Melih
Cevdet aynı zamanda çok önemli bir düşünürdü,
gerek şiirleri, gerek denemeleriyle. Edebiyat dünyamızda
her zaman yaşayacağını düşünüyorum.
Turgay Fişekçi: Melih Cevdet Anday'ın yıllar boyu
Cumhuriyet gazetesinde yazdığı denemeleri hayata ve
insana ilişkin en temel sorunları türlü boyutlarıyla
tartışan, gazete okurlarının da rahatlıkla
okuyabileceği bir biçemle kaleme alınmıştı. Hem
yazıları, hem şiirleri, hem de oyunları son derece düşünce
yüklüydü. Günlük hayatında da her konuyu sürekli
tartışan ve düşünce çatışmalarıyla doğruyu
arayan bir tür Rönesans aydınıydı. Yazılarının
kitaplaşmış ve her zaman ulaşılır olması bugünün
insanları için çok önemlidir. Onun düşünce dünyası
hepimiz için yol gösterici olacaktır.
Ülkü Tamer: Şiirimizin yüz akıydı. Klasik
şiiri günümüzde kendi özgün sesiyle ve çağdaş
bir biçimde sürdüren çok önemli bir sanatçıydı.
Vedat Türkali: Çok saydığım ve beğendiğim
bir şairdi. Yaşlıydı ama insan yine de ölüme alışamıyor.
Yaşlı dönemlerinde de çok güzel eserler vermişti.
Tiyatroda da kendine özgü, değerli eserleri var.
Yaratıcı kimliğini daima üstün tutan, yiğit bir düşünce
adamıydı.
TELGRAFHANE
Uyuyamayacaksın
Memleketin hali
Seni seslerle uyandıracak
Oturup yazacaksın
Çünkü sen artık o sen değilsin
Sen şimdi ıssız bir telgrafhane
gibisin
Durmadan sesler alacak
Sesler vereceksin.
Uyuyamayacaksın
Düzelmeden memleketin hali
Düzelmeden dünyanın hali
Gözüne uyku giremez ki...
Uyuyamayacaksın
Bir sis çanı gibi gecenin içinde
Ta gün ışıyıncaya kadar
Vakur metin sade
Çalacaksın.
| |
Göçüp gitti an an
titreşimli dizeler gibi |
 |
|
'Ben tek başına yansıyorum bütün
biçimlere... Ve şaşı diplerine sularında'...
Melih Cevdet Anday, bu dizeleriyle
'ölümsüzlüğe' imzasını attı. Edebiyattaki
'Garip' akımının son temsilcisi Melih Cevdet
bugün sevenleriyle son kez buluşuyor: Ve ben
sana göçüyorum an an. Göçüp dönüyorum
titreşim gibi...
Şair, oyun ve deneme yazarı olarak tanınan
Anday, edebiyat dünyasında düşünce adamı
olarak da saygın bir yere sahip. Gazetecilik ve
çevirmenlik de yapan Anday; Akşam, Büyük
Gazete, Tanin ve Cumhuriyet'in yanı sıra pek
çok gazetede köşe yazarlığı yaptı.
'Varlık' dergisinde yayınlanan ilk şiirlerini,
'uyaklı ama uyağa tutsak olmadan' yazdı. Orhan
Veli, Oktay Rifat ile 'Garip' akımının
temsilcilerinden oldu.
Anday, yeni katıldığı akımla beraber,
Anadoluya ve halka yöneldi. Şiirlerinde toplum
ve insan değerlerini savundu. 'Yanyana' adlı
kitabı, Türk Ceza Kanunu'nıun 142. maddesine
aykırı görülerek toplatıldı. Anday, bu
dönemde 'Anı', 'Tohum' gibi önemli şiirlerini
yazdı. Melih Cevdet Anday, denemeleriyle de
bağnazlığa karşı çıktı.
Anday'ın şiir kitapları; arasında 'Rahatı
Kaçan Ağaç', 'Ölümsüzlük Ardında
Gılgamış', oyunları arasında;
'Ölümsüzler', 'İçerdekiler' romanları
arasında; 'Gizli Emir', 'Ayaklar' denemeleri
arasında; 'Paris Yazıları', 'Açıklığa
Doğru' önemlidir. Kah aşkın kıyısına
bucağına dokunan, kah 'Ada vapuru yandan
çarklı' diyerek dilimize dolanan Anday,
'Göçebe Denizin Üstünde' şiirinden geriye
'Ve ben sana göçüyorum an an... Göçüp
dönüyorum titreşim gibi' satırlarını
bırakarak, sevenlerine veda ediyor.
Tahsin Yücel: (Yazar)
Melih Cevdet Anday, tanıdığım saygı
duyduğum bir şair, bir düşün adamıydı.
Türk edebiyatındaki yeri kolay kolay
doldurulamaz. Yeni Türk edebiyatının en iyi
deneme yazarıdır. Önemli bir kayıp.
Ataol Behramoğlu: (Şair)
Modern Türk Edebiyatının kurucularından
biriydi. Bence Türk Edebiyatı açısından
büyük kayıp. Düşünür ve şair kimliği
taşıyan ender isimlerdendi. Edebiyatın
unutulmazları arasında yerini aldı.
Çetin Altan: (Yazar)
Türkiye'de 'Garip' akımıyla Orhan Veli, Oktay
Rifat ve Melih Cevdet Anday alışılmış
kalıplar içindeki şiirselliğe karşı çıkma
dönemini başlatmışlardı. Melih, 'Mezarlık
dönüşü...' şiirinde, son iki dizeyi şöyle
bitiriyordu:
'Masamız çıtırtılar içindeydi
Eski yaşamından.'
Bir zaman sonra 'Eski yaşamından' dizesini
silip atmıştı. Kendisine nedenini sorduğumda:
'Şiirsellik kokuyordu. 'masamız çıtırtılar
içindeydi' yeterli, anlayan anlar' demişti.
Hıfzı Topuz: (Yazar)
'Benim, Melih'le dostluğum 30 yıl sürdü.
Tartışmasını bilen, Marksist diyaloglarla
karşısındakini tuşa getiren bir
düşünürdü. Bizi eğitti' dedi. Topuz,
yıllar önce Çetin Altan ile Anday arasında
yaşanan kavgayı da 'O gün ikisi de çok yorgun
ve içkiliydi' diye anlattı.
Garip şair soluksuz
kaldı
Anday'ın ölümünün ardından doktorları da
derin üzüntü içinde olduklarını belirtti.
Prof. Dr. Kemal Berkman, Doç. Dr. Ali Serdar Fak
ve Yrd. Doç. Dr. Serhan Tuğrular, yaptıkları
açıklamada, Anday'ın solunum yetmezliği
nedeniyle vefat ettiğini bildirdi. Berkman, Fak
ve Tuğrular, 'Bu değerli edebiyat ve düşünce
insanımızın, Cumhuriyet aydınımızın
yitirilmesinin derin üzüntüsü içerisindeyiz'
dedi.
Toprağa veriliyor
Melih Cevdet Anday için bugün Cumhuriyet
Gazetesi önünde
bir tören düzenlenecek. Şair ve yazar
Anday'ın cenazesi saat 10.30'da
gerçekleştirilecek
törenin ardından, Şişli Camii'ne
götürülecek.
Melih Cevdet Anday, burada öğle vakti
kılınacak cenaze namazının ardından
Büyükada Mezarlığı'nda toprağa verilecek.
Simge YILDIRIM /
İstanbul
|
|
Edebiyatın her dalında 61 yıl boyunca önemli
yapıtlar veren Melih Cevdet Anday, Büyükada'da
toprağa verildi. Bir arkadaşının dediği
gibi, 'Çağdaş klasiğimizin aramızdan
ayrılış tarihi ölümsüzlüğünün de
başlangıcı oldu'
Türk edebiyat dünyasının usta kalemlerinden
Melih Cevdet Anday'ı, dün son yolculuğuna
uğurladık. Şair Melih Cevdet Anday,
gözyaşları ve çiçekler arasında, Büyükada
Mezarlığı'nda toprağa verildi. Anday için
önce, Cumhuriyet Gazetesi önünde bir tören
düzenlendi. Edebiyat ve basın dünyasından
sevenlerinin de bulunduğu törene, Anday'ın
eşi Suna Anday, Çukurova Medya Grup Başkanı
Tuncay Özkan, Ali Sirmen, Zeynep Oral, CHP Sivas
Milletvekili Nurettin Sözen, Bedri Baykam, Ataol
Behramoğlu katıldı. Törende konuşan
Cumhuriyet Gazetesi Yayın Kurulu Başkanı
İlhan Selçuk, bütün yaşamını neredeyse
Melih Cevdet Anday'la birlikte geçirdiğini
belirterek, gazetenin bütün koridorlarının
onun fikirleri, şiirleri ve nükteleriyle dolup
taştığını söyledi.
Şişli Camii'nde öğlen namazından sonra
kılınan cenaze namazında da sevenleri Anday'ı
yalnız bırakmadı. Oğlu İdris Anday ve gelini
Cristina da ünlü şairin son yolculuğunda
hazır bulundular. İdris Anday, yıllardır
İtalya'da olduğunu ve babasıyla sık sık
görüşememenin üzüntüsünü yaşadığını
söyledi. Şişli Camii'ne gelen siyasetçiler
arasında, CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, CHP
milletvekilleri Zülfü Livaneli, Bülent Tanla,
Mehmet Sevigen, Yaşar Nuri Öztürk, Esenyurt
Belediye Başkanı Gürbüz Çapan ve Erdal
İnönü vardı. CHP Lideri Baykal, Melih Cevdet
Anday için, 'Şiirini sürekli değiştiren
yenileyen bir insandı. İnanıyorum ki
evrenselleşme konusunda ölümü sonrasında bir
arayış, bir çalışma kendisini
gösterecektir' dedi.
Cenazeye katılanların başsağlığı
diledikleri Melih Cevdet Anday'ın eşi Suna
Anday'ın oldukça bitkin olduğu görüldü.
Anday'ın İtalya'dan gelen gelini Cristina ise
namazda saf tuttu. Cristina Anday, her ne kadar
tekbir getirip cenaze namazını fiilen kılmasa
da, Anday'ın naaşından gözlerini alamadı.
Anday'ın tek oğlu olan İdris Anday ise
babasının mezarı ve cenaze töreniyle ilgili
özel bir vasiyeti olmadığını söyledi.
Dost gözüyle Melih
Cevdet
Belki de ağaçlardan
yukarıya doğru
Uzayan bir şey vardır mezarlardan
Sonsuz hürriyete
benzer bir şey,
Öyle sessiz, öyle kocaman...
Melih Cevdet Anday, 1953 ve 1957 seneleri
arasındaki AKŞAM Gazetesi'nde muhabirlik ve
yazarlık yaptı. Anday'ı işe alan Hıfzı
Topuz, 'Eski Dostlar' kitabında, birlikte geçen
o yıllara yer verdi. İşte Topuz'un
sözcükleriyle dostu Melih Cevdet Anday ile
tanışması ve çalışmaları:
'Ben 1953 yılında AKŞAM Gazetesi'nin Müdür
Yardımcısı ve İstihbarat Şefiydim. Melih
Cevdet Anday'ın şiirlerini severek okurdum. Bir
gün bir dostumun evinde Melih ile
karşılaştım. Dostum bana Melih'in AKŞAM'da
yazıp yazamayacağını sordu. Bizim gazetede de
Melih, bir kültür- sanat sayfası
hazırlayabilirdi. 1953'ün Eylül ayında
kültür-sanat sayfası çıktı. Melih'in; Oktay
Rifat, Fazıl Hüsnü Dağlarca gibi edebiyatçı
arkadaşları bizim kültür-sanat sayfasına
yazılar yollamaya başlamıştı. Artık gelen
yazıları gazeteye sığdıramıyorduk. Melih,
kısa zamanda gazetede de çok sevildi. Melih,
bir süre sonra da yardımcım oldu. Bu arada
dostluğumuz da ilerledi. Gazeteden çıktıktan
sonra beraber meyhaneye gidiyorduk. O zamanlar
Melih'le beraber 'Bir Gönülde İki Sevda'
isimli bir roman yazıyorduk. Ama Melih kendi
adı yerine 'Murat Tek veya Ulvi Ziya Karalar'
ismini kullanıyordu. Romanın bölümlerini
Melih'le aramızda bölüşmüştük. Daha sonra
'Atom Çağı' yazı dizisini hazırladık.
Melih'in gazeteden ayrılması olaylı oldu. Bir
gün Necdet Erhem bana; 'Solcu takımına söyle,
gazeteyi boşaltsın. Ne kadar komünist varsa
hepsini gazeteye toplamışsın' dedi. Necdet
Bey, iri yarı bir adamdı. Melih de sinirli
yapılı, lafın sözün altında kalmayan
biriydi. Ortak bir arkadaşa Melih'i dışarıda
beklemesini ve gazeteye gelmemesini söylemesini
istedim. Aralarında kavga çıkmasını
istemedim. Bu olaydan sonra Melih, AKŞAM'da bir
daha yazı yazmadı. Bizim Melih'le dostluğumuz
bu olaydan sonra da devam etti. Melih benim 30
senelik dostumdu.'
|
Anday'ın çok
sesliliği
30/11/2002
(161 defa okundu)
CELÂL ÜSTER
Melih Cevdet Anday'ı Cumhuriyet gazetesinde çalıştığım
yıllarda yakından tanıma olanağı bulmuştum. O günlerde
70'lerindeydi. Birçoklarının gözünde, çok yaşlıdır
70'lerindeki insanlar. Kestirmeden söyleyeyim, Melih
Cevdet Anday, gerek düşünceleri, gerek davranışlarıyla
gazetenin en genç insanlarından biriydi.
En yenilikçi düşünceler, en hoşgörülü yaklaşımlar,
en şaşırtıcı bakışlar, en yeni ve duru Türkçe
onun kaleminden çıkıyordu. Değişmemenin kimi
kesimlerde bir erdem olarak görüldüğü bir ülkede,
Melih Cevdet Anday, temeldeki sağlam dünya görüşünü
koruyarak, hep değişimden yanaydı.
Yalnız Türkiye'nin değil, dünyanın en büyük çağdaş
şairlerinden biri olan Melih Cevdet Anday'ın, deneme ve
gazete yazılarında da az önce saydığım nitelikleri
ortaya koyması, kimilerine çok doğal görünebilir.
Ama sözü uzatmadan söylemek gerekirse, her büyük
yazarda böyle bir tutarlılığı bulmak kolay
değildir.
Anday şiirinin ana kaynaklarından biri de
mitologyadır. Yıllar önce izlediğim bir televizyon
izlencesinde, Anday'ın, kendisine yöneltilen soruya
verdiği yanıt, sanırım tüm izleyenler için öğretici
olmuştu.
Şairin
mitologya dersi
TRT'deki izlencede, her hafta bir edebiyatçı konuk
ediliyor, yapıtlarından örnekler okunuyor, bir lisenin
öğrencileri de sorular soruyorlardı. Anday'ın bazı
şiirleri seslendirildi ve sorulara geçildi. Ama o
lisenin edebiyat öğretmenlerinden biri, öğrencilerden
önce davranıp soruyu soruverdi:
"Sayın Melih Cevdet Anday, neden Yunan
mitologyası?" Kuşkusuz, 'Yunan' sözcüğünü
vurgulamıştı öğretmen. Ben tam, Melih bey şimdi
öfkelenecek diye düşünürken, o son derece sakin,
"Yunan mitologyası değil, mitologya!" dedi.
Ardından da, her ozanın ölümsüzlüğün peşinde
olduğunu anlattı bir güzel.
Melih Cevdet Anday'ın, bir kitabının adı, 'Çok Sesli
Toplum', onun özlediği, düşündüğü, düşlediği,
yazdığı dünyayı açık seçik yansıtıyor:
"Demokraside 'çok seslilik'ten bizde genellikle
'her kafadan bir ses' çıkması anlaşılıyor. Söylemeye
gerek var mı bilmem, her kafadan bir ses çıkması, hiç
de demokrasi anlamına gelmez. Çok sesli toplum, değişik
görüşlerin, önerilerin ortaya atılabildiği
toplumdur..."
Dünya
tiyatrosunun kaybı
|
Şairin
kaleme aldığı 'İçerdekiler' Adana Devlet
Tiyatrosu'nda sahneleniyor.
|
Melih Cevdet
Anday, evrensel olanı, insanı ve yaşamdaki
karşıtlıkları örtük bir trajik boyutta ele aldığı
tiyatro oyunlarıyla da yakalamıştı
30/11/2002
(134 defa okundu)
HASAN ANAMUR
İSTANBUL - Daha çok Orhan Veli ve Oktay Rifat'la
birlikte 'Garip' akımını kuran ozanlarından olarak
tanınır Melih Cevdet Anday. Onun Hasan Âli Yücel
döneminde Milli Eğitim BakanlığıYayın Müdürlüğü'ndeki
danışmanlığı, İstanbul Belediye Konservatuvarı'nda
1954'ten 1977'ye kadar süren fonetik-diksiyon hocalığı,
1964-1969 arası TRT Yönetim Kurulu üyeliği, 1979'da,
kısa bir süre için de olsa yeni hükümet onu
görevden alıncaya kadar Paris'te UNESCO Genel
Merkezi'nde üstlendiği denemeci kültür müşavirliği,
roman yazarlığı, köşe yazarlığı, düşünürlüğü
pek bilinmez. Bir başka bilinmeyen de, ya da az bilinen
de, bu evrensel kültür adamının tiyatro
yazarlığıdır. Oysa Anday'ın, 60'lı yıllarda
yazdığı ve yine bu yıllarda oynanan iki oyunu, 'İçerdekiler'
(1965) ve 'Mikadonun Çöpleri' (1967), inanıyorum ki, dünya
tiyatro klasikleri arasına girmeleri gereken
oyunlardır. Kimi büyük yazarlarımız için olduğu
gibi Anday'ın tiyatrosunun da dünyaca tanınamayışının
temelinde, kuşkusuz, yabancı dillere çevrilmemiş
olması yatmaktadır. Melih Cevdet Anday gibi evrensel
boyutu yakalamış bir yazarın yapıtı dünya
sahnelerinde de büyük yankılar uyandırırdı, tıpkı
Türkiye'de tiyatro çevrelerinde bu iki oyunuyla yarattığı
gibi.
Eskil uygarlıkları ve eskil tiyatroyu çok iyi bilen
Anday'ın oyunları temelde evrensel olanı, evrensel
insanın yaşamını, bu yaşamdaki karşıtlıkları
örtük bir trajik boyutta işler. Terentius'un 'İnsanla
ilgili hiçbir şey bana yabancı değildir'i onun için
de geçerlidir.
İki karşıt gücün çatıştığı bir oyun olan 'İçerdekiler'
herhangi bir ülkede, 'polisin (Tanrı'nın?) tevkif
kararı olmadan herhangi bir kişiyi süresiz olarak
tutuklu bulundurabileceği bir ülkede 'geçer'.
Tutukluysa, 'dünyayla bütün ilişiğini kesmiş, kendi
içine kapanmış bir insan'dır. Onun kendi içindeki
ikilikse baldızı aracılığıyla verilir. İlk başta
siyasal gibi algılanabilecek konu temelde insanlık
durumunu ve insan ilişkilerinin ruhsal ve cinsel
boyutlarını sorgular.
1967'de İlhan İskender Ödülü alan 'Mikadonun
Çöpleri' de aynı evrensel ve trajik boyutta, bir
kadın ile bir erkek aracılığıyla insanlığı ve
yaşamı sorgulayan, bunun sonucunda da oyun
kişilerinin, onlarla birlikte de seyircilerin
'catharsis'e, ruhsal arınmaya ulaşmalarını gösteren
bir oyundur.
Anday'ın tiyatrosunun boyutu üzerine bu kısa yazı,
doğal olarak yetersizdir. Ancak bu büyük tiyatro yazarına
saygımızı bu yolla da olsa belirtmek bir görevdi.
'Mikadonun Çöpleri' 19 Aralık'ta Diyarbakır Devlet
Tiyatrosu'nda Nermin Uğur rejisiyle prömiyer yapacak.
Melih Cevdet Anday için bugün saat 10.30'da, uzun
yıllar yazarı olduğu Cumhuriyet gazetesi önünde bir
tören düzenlenecek. Şairin cenazesi, Şişli Camii'nde
öğlen vakti kılınacak cenaze namazının ardından Büyükada'da
toprağa verilecek.
Melih beyin ardından...
Anday son yolculuğuna
uğurlandı
Melih Cevdet
ölümsüzlük yolunda
Kimseyi
'yüzsüz' bırakmadı
|
Türk
edebiyatının iki büyük şairi Can Yücel ile
Melih Cevdet Anday ve iki büyük romancısı
Latife Tekin ile Yaşar Kemal (soldan sağa) Ara
Güler'in objektifine böyle yansıdı.
|
Ara Güler, Türk
edebiyatının '100 Yüz'ünü Yapı Kredi Kültür
Merkezi'nde açılan sergide bir araya getirdi. Güler,
'Ben çekmeseydim, Türk edebiyatı yüzsüz kalırdı'
diyor
01/12/2002
(119 defa okundu)
OLKAN ÖZYURT
İSTANBUL - "Eğer ben bu insanların fotoğrafını
çekmese idim, Türk edebiyatı yüzsüz kalacaktı"
diyor Ara Güler. Haksız da sayılmaz. Bugün edebiyat
dergilerinin ve gazetelerin sayfalarında sık sık
rastladığımız yazın dünyamızın önemli
isimlerinin portrelerinin çoğu ona ait. Şimdi bu
fotoğraflar Yapı Kredi Kültür Merkezi'nde açılan
'100 Yüz' sergisinin ana malzemesini oluşturuyor.
Çoğu artık kitaplarda yaşayan yazar ve şairler ile
günümüz edebiyatının önemli isimleri Güler'in
sergisinde buluşuyor.
Geçtiğimiz aylarda yine Yapı Kredi Yayınları'ndan
çıkan 'Yeryüzünde Yedi İz' albümünde dünya
düşün hayatına damgasını vuran Bertrand Russel,
Tenessee Williams, Lois Aragon, William Saroyan, Marc
Chagall, Salvador Dali ve Pablo Picasso'nun
fotoğraflarını bizlerle paylaşan Güler, aradan fazla
bir zaman geçmeden, şimdi de Türk edebiyatının 100
isminin fotoğraflarını görücüye çıkarıyor.
Bunu
da mı Ara çekmiş?
Sergide, Nâzım Hikmet, Ahmet Hamdi Tanpınar, Necip
Fazıl Kısakürek, Halide Edip, Peyami Safa, Oğuz Atay,
Mine Urgan, Can Yücel, Abdülhak Şinasi Hisar, Nurullah
Ataç, Arif Damar, Orhan Pamuk, Latife Tekin gibi Türk
edebiyatının yüzyıllık serüvenindeki aktörlerinin
fotoğrafları yer alıyor.
Sait Faik, Orhan Veli, Oktay Rifat ve Ahmet Hamdi
Tanpınar'ı zaten Ara Güler'in gözünden tanıdık.
Ama çok yakın zaman önce yitirdiğimiz Melih Cevdet
Anday ile Aziz Nesin, Ece Ayhan, Bilge Karasu, Uğur
Mumcu ve Cemal Süreya gibi yazarların da Ara Güler'in
gözüne nasıl gördüğünü bu sergi vesilesiyle
öğreniyoruz. Bir fotoğrafçının yaşadığı zamana
karşı sorumluluğunun bir örneği aslında bu
fotoğraflar. Ara Güler, yaşadığı zamana
tanıklığını, insanı merkez alarak ve işçisi,
balıkçısı, sanatçısı, yazarı ayırt etmeden
'kaydedip' önümüze koyuyor. Yüzleşmek de bize
düşüyor. '100 Yüz' sergisi belki sistematik olarak
çalışılmış bir projenin sunumu olmasa da Ara
Güler'in çok değerli arşivinin ona sunduğu koca bir
nimet. Zaten o da bunun farkında. Üstüne basa basa
söylüyor: "Bunlar arkadaşlarım, dostlarım.
Çoğuyla beş parasız günler geçirdik. Ben de boş
durmayıp onların yüzlerini kaydettim."
Dünya çapında sayılı portre fotoğrafçıları
arasında ismine sık sık rastladığımız Ara Güler
'Bir Devir Böyle Geçti, Kalanlara Selam Olsun'
albümünün önsözünde yaptığı işin amacını da
şöyle açıklıyor:
Geleceğe
görsel malzeme
"Bir foto muhabirinin işlevi olayların gidişini
izlemek değil, devrinin yaşamını, sanatını gelenek
ve göreneklerini, insanların nelerle
uğraştıklarını, sevinçlerini, üzüntülerini
görsel malzeme olarak ileriki çağlara bırakmaktır.
Sanatçılar, resim olsun, edebiyat olsun, saz, söz
olsun, yaşadıkları dönemin aynasıdır. Kuşkusuz,
kendi yaşamları da yaşadıkları dönemin bir
parçasıdır. Zaman içerisinde bu insanların yalnız
fotoğrafını çekmekle kalmadım, aynı zamanda
dostları da oldum. Onlar benim için yalnız fotoğrafı
çekilen kişiler değil, dünyamı kuran insanlardır.
Bende kurdukları dünyanın güzel bir dünya olduğuna
inanıyorum. Her şeyin görselleştiği bu dönemde
elimdeki malzemenin herkesin malı olması beni mutlu
edecektir." Sergiyle aynı adı taşıyan bir de
kitap yayımladı. Nezihe Meriç'in önsözünü
yazdığı kitapta yazar fotoğraflarının yanında
eserlerinden ufak alıntılarda da bulunuyor. '100 Yüz'
sergisi 28 Aralık'a kadar Yapı Kredi Kültür
Merkezi'nde.Tel: 0212 252 47 00
|
Melih
Cevdet
Anday
hep yalanın, bağnazlığın ve
çağdışılığın karşısında yer aldı
Yazınımızın aydınlık adı
FERİDUN ANDAÇ
Şair, romancı, deneme ve oyun yazarı.. Melih Cevdet Anday denilince
akla gelen, onun yazarlık kimliğinin bu
belirgin yanlarıdır. Ama onun asıl adını
bütünleyen ''Garip şiiri'' ve Orhan
Veli, Oktay Rifat adlarıdır. Onun,
çağdaş yazınımızın oluşumuna tanıklık
eden ömrünün önemli bir dönemecidir ''Garip
şiiri'' ğ hareketi. O çıkışı, yazmak
uğraşısının geleceğini tümüyle
belirlemese de bir başlangıç noktasıdır Anday için.
Edebiyata ilgisi çocuk yaşlarda başladı. O
günlere dair anılarını şöyle dile getirir Anday: ''Şiir,
edebiyat düşkünlüğüm ortaokuldan
başlamıştır. Hece vezniyle şiirler de
yazıyordum. Ankara'da Orhan ve Oktay'la
arkadaşlığımız başlayınca onlarda da aynı
sevdayı gördüm. Birbirimize okumaya başladık
yazdığımız şiirleri. Sonra Varlık'ta
yayınlamaya başladık.'' (1)
Yaşar Nabi Nayır , 1936'da, yeni bir
şiir anlayışının örneklerini veren bu üç
şairin (Melih Cevdet, Orhan Veli, Oktay
Rifat) şiirlerine derginin orta sayfasında yer
vermeye başladı. 1941'de Orhan Veli'nin imzası
ve önsözüyle yayımlanan Garip
kitabında her üç arkadaşın şiirleri yer
aldı.
Şairliği
'Garip şiiri' çıkışıyla
şiirimizde yeni bir anlayışın oluşmasına
öncülük eden Anday,
topluma içinden bakarak, duygucu, lirik bir
şiir anlayışı geliştirdi. Kentteki 'küçük
insan' ın duygu, düşünce dünyası,
yaşamından izler ilk kez şiire girdi. ''Rahatı
Kaçan Ağaç'' ile onun şiirinin
düşünsel boyutu da belirmeye başladı.
Şiirinin anlamsal yapısı Telgrafhane ve
Yanyana kitaplarında daha da öne
çıktı. Söylenen sözün dolaysızlığı,
düşünselöz'ün etkileyiciliği Anday şiirinin ilk
döneminin belirgin yanını oluşturdu.
Toplumsal eleştiri, ironik söylem şiirinde
etkileyici bir yan oluşturdu. ''Kolları
Bağlı Odysseus'' , onun şiirinin yeni bir
evresinin başlangıcını oluşturur. Anlam
örüntüsü imgesel yanı öne çıkarır.
Şiirinin art alanındaki düşünselöz ile
anlamsalöz giderek flulaşarak kurduğu imge
dünyası öne çıktı.
Kapalı bir şiir anlayışını öncelediği
gözlendi. Konusunu çoğunlukla mitoloji, doğa
ve tarihten alan bir şiire yöneldi. ''Göçebe
Denizin Üstünde'', ''Teknenin Ölümü''
onun poetik yolculuğunun nirengi noktasını
oluşturan yapıtları oldu.
Anday, şiirinde
eski Yunan ve Anadolu kültürünün
kaynaklarına yönelimini, ortaya koyduğu
poetikayı şöyle nitelendirir: ''Bizim
şiirimiz divan şiirini de halk şiirini de
katarak söylüyorum, hiç Anadolu'nun eskisine
yönelmemiştir. Sanki onu yok sayıyor. Bu çok
büyük eksiklik. Bu temaları ele almakla biz
tarihimizi derinleştirmiş oluyoruz. Çok
gerilere götürmüş oluyoruz. Yani o mitoslara
sahip çıkmakla yurdumuzu da kazanmış
oluyoruz.'' (2)
Deneme yazarlığı
Denemelerinde aydınlanmacı bir bakışın
egemen olduğu; çağın insan-toplum
gerçeklerine bu eksende baktığını
söylemeliyiz ilkten. Emin Özdemir , onun
bu yanının altını çizerken şunları
söyler: ''Denebilir ki aydınlanmacı
yaklaşım yönlendirir Anday'ın
denemelerini. (....) İnsanın duygu, düş ve
düşünce evrenini sınırlandıran tüm
bağları kırmaya çalışır. Yeninin,
doğrunun ve gerçeğin ardındadır o. Yalanın,
bağnazlığın, çağdışılığın da
karşısında.'' (3) Sorunlara bakışı,
yaklaşımı kadar; günceli evrensel kılan bir
bakışın egemen olması Anday'ın
denemeciliğinin düşünsel boyutunu gösterir
bizlere. Türkçeyi kullanmadaki özeni, yeni bir
dil yaratmak kaygısı onu üslupçu bir denemeci
kılar. Kolay anlaşılır, düşündürücü,
sorgulayıcı bir yanı vardır. Okurunu
katılımcı kılar. Denemeciliğinin felsefi
boyutu yaşamı algılama, yorumlamaya dayalı
bir öz gösterir. Yaşamın ve evrenin
varoluşuna bu eksenden bakar.
Romancılığı
Romanlarında birey-toplum ilişkilerini,
belirli bir dönem ekseninde konu edinen Anday; bir yanıyla
toplumsal yaşamdan kesitler sunarken öte
yanıyla da bu koşullardaki bireyin
dünyasını, ilişkilerinin yansıdığı
boyutları gösterir. Dönemsel/tarihsel
gerçekliklere bakışı, yansıtışı bireyin
dünyasında olup bitenleri göstermede bir fon
niteliğindedir adeta. Onların gelişme/
değişme çizgilerini yansıtırken, bu oluşuma
etki eden ''neden/niçin'' leri bu
izleklerle açımlar. Onun ''gerçek'' e
bakışı, yorumlayışı düşün insanı
yanının belirgin izlerini taşır. Toplumsal
altüst oluşun yansılarını, çözülen
yaşamlardaki değişimi konu edinirken
gerçeklik duygusunu etkileyici bir atmosfer
çizerek verir. Bu anlamda ''Aylaklar'' la
çizilen değişim döneminin panoraması, ''Gizli
Emir'' ve ''İsa'nın Güncesi'' 'nde
öne çıkan toplumsal baskı ortamında bireyin
dünyası, ''Raziye'' de sığınılan
doğa gerçekliği; onun romanının katmansal
boyutlarını ortaya koyarlar.
Oyun yazarlığı
Oyunlarında bireyin içsel gerçekliğinin
yansıdığı durumları konu edinir
çoğunlukla. Bu durumlardan yola çıkan Anday, çağdaş insanın
içsel dramını anlatır aslında. Ayşegül
Yüksel , onun tiyatrosunun özelliklerini
şöyle sıralar: ''Melih
Cevdet
Anday'ın
oyunları içsel yaşantılar üstüne
kurulmuştur. Dış çatışmalara
dayandırılmış yoğun olaylar dizisi Anday'ın
hiçbir tiyatro yapıtında görülmez. Anday
tiyatrosunda yalnızca 'dramatik durum' ve
oyun kişileri vardır. 'Dramatik durum' kişilerin
içsel yaşantılarının dışavurumunu
sağlamada vazgeçilmez bir işlev taşır.''
(4)
1) Konur Ertop, 'Melih Cevdet
Anday
Şiir Dünyasını Anlatıyor' , H.
Gösteri, Kasım 1991, Sayı: 132
2) K. Ertop, agy.
3) Emin Özdemir, 'Anday'ın
Denemeleri ve Denemelerinin Dilsel Örüntüsü'
, agy., s.35
4) Ayşegül Yüksel, 'Melih Cevdet
Anday
Tiyatrosunda İç Devinim' , Agy.,
s.165.
MELİH
CEVDET
ANDAY
CUMHURİYETYAZARLARIYLA BİRLİKTE - Soldan
sağa: Melih
Cevdet
Anday,
İlhan Selçuk, Hıfzı Veldet Velidedeoğlu,
Nadir Nadi, Mehmed Kemal. Arka sıra: Yılmaz
Şipal, Sami Karaören, Oktay Akbal, Muammer
Tuncer.
(Fotoğraf: ERGUN ÇAĞATAY)

|
***
| Cumhuriyet
30.11.2002 |
| Cumhuriyet
devrimine ışık tutan Anday
ve Tanör'ün sevenleri üzüntülerini dile
getirdiler
Bilim ve sanat dünyası yasta
*Cumhurbaşkanı Sezer, Anday'ın,
ulusun beğenisini kazanan, seçkin
yapıtlarıyla her zaman anımsanacağını
bildirdi. TBMM Başkanı Arınç, Anday'ın ölümü
nedeniyle yayımladığı mesajda ''Hepimizin
belleğinde önemli izler bırakan eserlerle
daima yerini koruyacak edebiyat ustasının
aramızdan ayrılması büyük bir kayıptır''
dedi. CHP lideri Baykal, Anday'ın
şiir ve edebiyat dünyasına unutulmaz eserler
kazandıran önemli bir kültür adamı olduğuna
dikkat çekti. Türkiye İnsan Hakları Kurumu
Başkanı Helvacı, Prof. Tanör'ün yetkin bir
anayasa uzmanı olduğunu vurgulayarak
"Ülkemiz, değeri yeterince bilinmeyen
büyük bir insanını yitirdi'' dedi.
İSTANBUL/ANKARA (Cumhuriyet)- Türk
bilim ve yazın dünyası iki duayenini
kaybetmesinin acısını yaşıyor. Bilim adamı
ve yazar Prof. Bülent Tanör ile
şair-yazar Melih
Cevdet
Anday
'ın, yaptıklarıyla hep yol gösterici olduğu
belirtilerek ''Bu iki aydının
bıraktıklarıyla cumhuriyeti ve toplumu daha da
aydınlatacakları konusunda kimsenin kuşkusu
olmasın'' denildi.
Cumhuriyet devrimine ışık tutan iki aydın
Prof. Bülent Tanör ve Melih
Cevdet Anday'ın önceki gün
yaşamını yitirmesi bilim ve sanat dünyasını
yasa boğdu. Anday
ve Tanör'ün sevenleri, okurları telefon, faks
ve telgraflarla duydukları üzüntüyü diye
getirdiler. Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer
, Türk yazınının gelişmesine önemli
katkılarda bulunan Melih
Cevdet Anday'ın, ulusun
beğenisini kazanan seçkin yapıtlarıyla her
zaman anımsanacağını bildirdi.
TBMM Başkanı Bülent Arınç , ''Türk
edebiyatına çok değerli katkılarda bulunan ve
hepimizin belleğinde önemli izler bırakan
eserlerle daima yerini koruyacak edebiyat
ustasının aramızdan ayrılması büyük bir
kayıptır'' dedi.
Adalet Bakanı Cemil Çiçek yaptığı
yazılı açıklamada, Anday
ve Tanör'ün vefatlarından duyduğu
üzüntüyü dile getirdi.
Çelik'ten başsağlığı mesajı
Kültür Bakanı Hüseyin Çelik de
kültür dünyasının büyük ustalarından Anday'ı yitirmenin derin
üzüntüsünü yaşadığını ifade ederek ''Derin
kültür birikimi ile yazdığı eserlerini çok
sayıda almış olduğu ödülle pekiştiren Anday'ın
vefatı nedeniyle kültür sanat dünyamıza
ailesine sevenlerine sabır ve başsağlığı
dilerim'' dedi.
CHP Genel Başkanı Deniz Baykal
mesajında, Anday'ın
şiir ve edebiyat dünyasına unutulmaz eserler
kazandıran önemli bir kültür adamı olduğuna
dikkat çekti.
Gazi Üniversitesi Öğretim Üyeleri Derneği
Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Mustafa
Altıntaş , Anday
ve Tanör'ün ölümleriyle yarattıkları
boşluğun doldurulamayacağını kaydederek iki
aydını ''içimizi ışıtan, yüreğimizi
arındıran, yaşam ve savaşım gücümüzü
bileyen, hepimizin öğretmeni, iki kutup
yıldızı, iki dev" olarak niteledi.
İnşaat Mühendisleri Odası Genel Sekreteri Şevket
Çorbacıoğlu ise ''Cumhuriyete ışık
tutan iki aydın insanın aramızdan
ayrılışlarıyla ulus olarak üzüntü
içerisindeyiz'' dedi.
Avukat Halit Çelenk , büyük acı
duyduğunu vurgulayarak ''Bir defa Anday'ın
şiirlerini okurken, şiirin niteliğini anlıyor
ve öğreniyorsunuz. Şiirin tadını
belliyorsunuz'' dedi. Çelenk, Tanör'ün de
Türkiye'nin yetiştirdiği ender hukukçulardan
olduğunu anımsatarak ''Kitaplarında Türk
Ceza Yasası'nın 142. maddesinin düşünce
özgürlüğü ve baskıcı uygulamalarını
anlattı. Benim aldığım ilgi çekici
kararları da kitaplarında işledi, eleştirdi.
142. maddenin faşist niteliğini herkese
anlattı'' diye konuştu.
Apaydın: Yeri doldurulamaz
Yazar Talip Apaydın ise Anday'ın yeri
doldurulamayacak bir düşün ve yazın adamı
olduğunu vurgulayarak ''Bizim kuşağın,
bizden sonraki kuşağın yetişmesinde çok
etkili oldu. Birçok şiiri belleğimdedir ve
sık sık okurum. Onunla beslenirim'' dedi.
Kıbrıs, Balkanlar, Avrasya Türk
Edebiyatları Kurumu Genel Başkanı Metin
Turan , yaptığı açıklamada, Anday'ın Balkanlar ve
dağılan Sovyetler Birliği içindeki ülkelerde
de Türk edebiyatı ve şiirini temsil etmede
önemli bir övünç kaynağı olarak her zaman
saygıyla anılacağını bildirdi.
Türkiye İnsan Hakları Kurumu Başkanı Nevzat
Helvacı , yaşamını yitiren Prof. Dr.
Bülent Tanör'ün yetkin bir anayasa uzmanı
olduğunu dile getirdi. Tanör'ü yitirmiş
olmanın acısını yüreğinde hissettiğini
belirten Helvacı, şu görüşleri dile getirdi:
''Türkiye'nin insan hakları sorunları
adıyla yayımladığı iki ciltlik yapıtı
ülkemizde bu alanda yaşanan sorunlara somut
bilimsel ve ciddi bir yaklaşımın ürünüdür.
Kurtuluş ve Kuruluş adını taşıyan
yapıtları, ulusal kurtuluş savaşımızı ve
devrimleri yeni bir bakış açısıyla en doğru
biçimde değerlendiren bilimsel
çalışmalardır. Tanör, Türkiye İnsan
Hakları Kurumu'nun kurucu üyesi olarak insan
hakları savaşımına eylemli bir biçimde
katılmıştı. Ülkemiz, değeri yeterince
bilinmeyen büyük bir insanını yitirdi.''
Sertel Gazetecilik Vakfı Başkanı Doç. Dr. Yıldız
Sertel de Bülent Tanör'ü Atatürk
'ü, Atatürkçülüğü ve devrimleri en iyi
anlamış ve anlatmış bir bilgin olarak
nitelendirdi. Sertel, "Baba dostu ve
büyük şair ve yazar Melih
Cevdet
Anday
ile Tanör'ü acı acı anarken, soruyorum, 'Bu
memlekete ne vakit hürriyet kollarını sallaya
sallaya gelecek' " açıklamasını
yaptı.
Anday son
yolculuğuna uğurlanıyor
İstanbul Haber Servisi - Türk
edebiyat dünyasına damgasını vuran gazetemiz
yazarı, 'Garip' akımının
öncülerinden Melih
Cevdet
Anday
(87) bugün son yolculuğuna uğurlanıyor. Anday için ilk tören
bugün saat 10.00'da gazetemizin
Cağaloğlu'ndaki merkez binası bahçesinde
düzenlenecek. Anday,
öğleyin Şişli Camii'nde kılınacak cenaze
namazının ardından Büyükada Mezarlığı'nda
toprağa verilecek.
Melih Cevdet Anday, solunum ve böbrek
yetmezliği tanısıyla yatırıldığı Marmara
Üniversitesi Koşuyolu Hastanesi'nde önceki
gün yaşamını yitirdi. Türk yazınının
duayenlerinden şair ve yazar Melih Cevdet Anday 1915 yılında
İstanbul'da doğdu. Liseyi bitirince önce Hukuk
Fakültesi'ne, ardından Ankara Üniversitesi Dil
ve Tarih Coğrafya Fakültesi'ne girdi, ancak
öğrenimini tamamlayamadı. Bir süre Devlet
Demiryolları'nda çalışan Melih Cevdet Anday, bu kurumun
olanaklarından yararlanarak Belçika'ya
sosyoloji öğrenimi görmeye gitti. İlk şiiri Ukde
1936 yılında Varlık dergisinde yayınlanan Anday'ın şiirin yanı
sıra roman, deneme, anı ve köşe yazıları da
bulunuyor.


|
***
| Cumhuriyet
01.12.2002 |
| Büyük
şair ve düşünce adamı Melih Cevdet Anday, son
yolculuğuna sevenlerince uğurlandı
Ölüm soğuk, yürekler sıcak
Karanfiller ve gözyaşları arasında
ölümsüzlüğe uğurlanan yazarımız Melih Cevdet
Anday
için 35 yıl yazarlık yaptığı Cumhuriyet
gazetesi bahçesinde tören düzenlendi.
Alkışlarla uğurlanan Anday'ın
cenazesi Şişli Camii'nde öğleyin kılınan
cenaze namazının ardından Büyükada
Mezarlığı'nda toprağa verildi.
Y akın dostu ve
gazetemiz imtiyaz sahibi İlhan Selçuk,
Cumhuriyet'te düzenlenen törende "Şimdi
bize düşen şey, Türkiye'deki dünyamızı
güzelleştirmek için çalışmak. Ona son
yolculuğunda, ülkemiz insanlarının biraz daha
güzelleşeceği sözünü vererek güle güle
diyelim" diye konuştu.
İstanbul Haber Servisi / Kültür Servisi
- Türk edebiyatında yeni bir dönem açan ''Garip''
hareketinin öncülerinden, şair, aydınlanmacı
düşünce adamı Melih
Cevdet
Anday'
ı dostları, okurları, yol arkadaşları dün ''yanık
yanık kokan karanfiller'' le
ölümsüzlüğe uğurladı.
Anday için 35
yıllık yazarı olduğu Cumhuriyet gazetesi
bahçesinde düzenlenen törende konuşan
gazetemiz imtiyaz sahibi ve yakın dostu İlhan
Selçuk, Türkiye'nin, Anday'ın
düşündüğü noktada olmadığını ifade
etti. Şair, yazar Anday,
Şişli Camii'ndeki öğleyin kılınan cenaze
namazından sonra Büyükada Mezarlığı'nda
toprağa verildi.
Solunum ve böbrek yetmezliği tanısıyla
yatırıldığı Marmara Üniversitesi Koşuyolu
Hastanesi'nde 28 Kasım'da yaşamını yitiren
şair-yazar Anday'ın
cenazesi hastaneden, Dekan Yardımcısı Doç.
Dr. Ali Serdar Fak ile doktor ve
hemşireler tarafından uğurlandı.
Cumhuriyet'te tören
Anday'ın
cenazesi 35 yıl yazarlık yaptığı Cumhuriyet
gazetesi bahçesinde yakınları, yazarlar,
siyasetçiler, gazeteciler, okurları, aydınlar
ve çalışanlardan oluşan topluluk tarafından
karşılandı. İlhan Selçuk, törendeki
konuşmasına ''Melih
Cevdet'in
burada yattığına ve benim de bir konuşma
yapmak durumunda kalacağıma inanamıyorum.
Bütün bir yaşamı neredeyse birlikte
geçirmiş gibiyiz'' sözleriyle başladı.
Gazete binasının bütün odalarının Anday'ın esprileri,
kahkahaları, fikirleri ve şiirleriyle dolu
olduğunu ifade eden Selçuk ''Geçmişten
geleceğe bir kamera ve bir ses kayıt aleti
olsaydı ve bütün bunlar saptansaydı, belki
yüzlerce cilt doldurulabilirdi'' dedi.
Türkiye'nin şu anda Melih
Cevdet'in
düşündüğü noktada olmadığının altını
çizen Selçuk şöyle devam etti:
''Şimdi bize düşen şey, eğer Melih Cevdet'i
seviyorsak, bu dünyamızı, Türkiye'deki
dünyamızı güzelleştirmek için
çalışmalıyız. Bunun başka bir teselli yolu
yoktur. O zaman Melih
Cevdet
ile yaşıyormuş gibi olacağız ve ülkemiz
insanlarının biraz daha güzelleşeceğini, ona
burada son yolculuğunda bu sözü vererek 'güle
güle' diyelim. O, ölümsüzlüğe doğru bir
anlamda şiirleriyle zaten yürüyor. Bir
tesellimiz de bu olabilir.''
Anday'ın
cenazesi alkışlar arasında cenaze arabasına
konulduktan sonra Şişli Camii'ne götürüldü.
Konuşmayı özledi
Suna Anday
da eşinin konuşmayı çok sevdiğini belirterek
hastanede kendisine en çok konuşmayı
özlediğini söylediğini kaydetti. CHP Genel Başkanı
Baykal ''Edebiyatımızın, kültür ve
sanat dünyamızın çok seçkin ve önemli bir
ismini kaybettik'' dedi. Prof. Dr. Erdal
İnönü de Anday'ın
ölümümün ülke ve edebiyat için büyük bir
kayıp olduğunu belirtti.
CHP Milletvekili Zülfü Livaneli Anday'ın kendi
kuşaklarının yetişmesinde, büyümesinde ve
düşünce dünyalarının gelişiminde çok
önemli bir yere sahip olduğunu belirti. Oyuncu Uğur
Yücel ise, ''Bizim ruhlarımıza
pencereler açtı. Bizim huzurumuzu kaçırdı,
düşünmeye yöneltti. Anlam kazandırdı
bizlere'' dedi.
Anday'ın
cenazesi, Şişli Camii'nde öğle namazından
sonra kılınan cenaze namazının ardından bir
süre omuzlarda taşındı. Ambulans vapurla
Büyükada'ya götürülen Anday'ın
cenazesi, Adalar Belediye Başkanı Coşkun
Özden ve Adalı dostları tarafından
karşılandı. Anday'ın
cenazesi ve törene katılanlar yine Adalar
Belediyesi'ne ait araçlarla Büyükada
Mezarlığı'na taşındı. ''Garip''
şair, burada karanfiller ve yakınlarının
gözyaşları arasında toprağa verildi.
Mezarlıktaki törende bir konuşma yapan
gazetemiz yazarı ve şair Ataol Behramoğlu,
''Anday,
evrensel hümanizmayı yakalamış bir düşünce
adamıydı'' dedi.
Düzenlenen törenlere katılan sanatçı,
siyasetçi ve dostlarının bazıları şunlar: Melih Cevdet'ın eşi Suna Anday ve oğlu İdris Anday, Prof.
Dr. Erdal İnönü, CHP Sıvas Milletvekili Nurettin
Sözen, CHP İstanbul milletvekilleri Yaşar
Nuri Öztürk , Zülfü Livaneli, Bülent
Tanla , Mehmet Sevigen , Onur
Öymen , eski CHP Genel Başkanı Altan
Öymen , Esenyurt Belediye Başkanı Dr. Gürbüz
Çapan , DİSK Genel Başkanı Süleyman
Çelebi , Türkiye Gazeteciler Cemiyeti
Başkanı Orhan Erinç , Türkiye
Gazeteciler Sendikası Başkanı Şükran
Soner , gazetemiz genel yayın yönetmeni İbrahim
Yıldız, Meriç Velidedeoğlu
, Şükran Kurdakul , Bilgesu Erenus,
Ali Erenus, Lale Müldür , Mücap
Ofluoğlu , Vedat Türkali , Ahmet
Oktay , Fethi Naci , Semih Gümüş
, Komet, Bedri Baykam, Nuri İyem ,
Demirtaş Ceyhun , Cevat Çapan , Şakir
Eczacıbaşı , Marti Eyuboğlu , Doğan
Hızlan , Hüseyin Baş , Firuzan
Kanık, Celal Üster , Ferit Edgü , Turgut
Kazan , Ülkü Tamer , Ferhan
Şensoy , Tahsin Yücel , Orhan
Duru , Gürbüz Barlas, Müşfik
Kenter , Kadriye Kenter, Erdal
Özyağcılar ve Güzin Özyağcılar,
Hadi Çaman , Şemsi İnkaya , Yavuz
Baydar , Celal Başlangıç , Yalçın
Bayer , Tuncay Özkan, Su Yücel, Ayşe
Emel Mesci, Turgay Fişekçi, Prof. Dr. Ahmet
Ercan, Arif Damar, eski CHP İl
Başkanı Mehmet Bölük, Ziya Sal,
Mürşit Balabanlılar, Hayati Asılyazıcı,
Perihan Ergun, Suna Aras, Mustafa Köz, Gülsüm
Cengiz, Orhan Karaveli, İşçi
Partisi İstanbul İl Başkanı Turan Özlü,
Adnan Akfırat, Neslihan Yargıcı,
Mehmet Zaman Saçlıoğlu, Özdemir İnce, Nurer
Uğurlu, Aydın Hatipoğlu, Ömür Candaş, Eray
Canberk, Anıl Meriçelli, Necati Güngör, Ahmet
Necdet, Bedrettin Aykın, Güngör Gençay, Osman
Bozkurt, Cüneyt Türel, Leylâ Erbil, Kamil
Masaracı, Engin Ayça, Gülsen Tuncer, Meltem
Ahıska, Ergin Ertem, Seyhan Erözçelik, Ömer
Uluç, Emin Karaca, Necmi Tanyolaç, Hikmet
Altınkaynak, Erol Özkök, Öner Cıravoğlu,
Prof. Dr. Bedia Akarsu, Alpay Kabacalı, Sevgi
Sanlı, Kemal Özer, İsmet Kemal Karadayı,
İskender Fikret Aktüre, Anı Mençelli, Ahmet
Miskioğlu, Cüneyt Türel, Mehmet Birkiye,
Gülriz Sururi, Selçuk Kayatunç.
Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer Anday'ın eşi Suna Anday'a çektiği
telgrafta, ''Eşinizin yazın dünyamızın
saygın ismi Melih
Cevdet
Anday'ın
vefatından büyük üzüntü duydum. Kendisine
Tanrıdan rahmet size ve ailenize başsağlığı
diliyorum'' dedi.
Başbakan Yardımcısı ve Devlet Bakanı Mehmet
Ali Şahin, Anday'ın
Türk edebiyatına ve şiirine sonsuz katkıları
olduğunu vurguladı. Başbakan Yardımcısı ve
Devlet Bakanı Doç. Dr. Abdüllatif Şener
ise Cumhuriyet ailesine başsağlığı diledi.
Adalet Bakanı Cemil Çiçek , Anday ile Bülent
Tanör 'ün yaşamlarını yitirmeleri
nedeniyle dün gazetemizin Ankara bürosunu
ziyaret ederek başsağlığı dileğinde
bulundu.

Vefat ettiği Marmara
Üniversitesi Koşuyolu Hastanesi'nden
doktorları ve hemşireler tarafından uğurlanan
'Garip şair'in cenazesi, karanfiller ve
gözyaşları arasında toprağa verildi. (
Fotoğraflar: UĞUR DEMİR, VEDAT ARIK)
|
***
| Cumhuriyet
30.11.2002 |
POLİTİKA
GÜNLÜĞÜ
HİKMET ÇETİNKAYA
Ölüm Sancağı...
Ateş bana varır ve ölüm yaşama!..
Belki bir şafak vaktinde bıçak yaraya
varır, gökkuşağı yağmura, gülümseyiş
gözyaşına, okşayışlar tehdide!..
Düşen sesin halkalarında bir esinti olur
anılar, ölümsüz ve yalın unutuşta
çoğalır sevdalar!..
Bir delişmen çocuk ağlıyordur tek başına
ormanda, bir genç kız sonbahar sabahında
çoğalıyordur uzak kentlerin birinde, bir aşk
başlıyordur bilinmez türkülerin eşliğinde,
bir ölüm sancağı çekiliyordur çakmak
çakmak yanan şairin gözlerinde...
Mavi bir rüzgârdır esen Gökova 'dan
içerilere doğru, bir çığlık, denizdir sanki
konuşan ya da yitirilmiş aşklar durağında
ölümdür ona el sallayan...
Üç yıl önce bir hastane odasında Şükran
Kurdakul 'la Melih Cevdet Anday 'a bakıyordum...
Sanırım 1999 Martı'ydı...
İzmir Dokuz Eylül Üniversitesi'nde tek
kişilik odada, mavi gözlerini kapamış
mışıl mışıl uyuyordu...
Melih Cevdet Anday'dı onun adı...
Baktım Fikret İlkiz de gelmişti...
TÜYAP Kitap Fuarı için İzmir'deydik...
İlhan Selçuk telefonla aramış, Bodrum'da
bir hastaneye kaldırılan Anday'ı
Prof. Dr. Emin Alıcı 'ya teslim etmiştik 9
Eylül Üniversitesi'nde...
Anday'ın eşi,
Suna Anday
şaşkındı...
Milas Ören'deki evlerinde otururken birden
fenalaşmıştı...
Konuşamıyordu Melih
Cevdet Anday...
Emin Alıcı'ya sordum:
''Nedir durumu Melih
Ağabey'in...''
Alıcı ''Birkaç gün daha yatacak'' deyip
ekledi:
''Sadece konuşma zorluğu çekiyor...''
O tarihte 84 yaşındaydı Melih Cevdet Anday...
Birden gözlerimi yumdum...
Oktay Rifat 'ı, Orhan Veli 'yi anımsadım,
onların dizelerinde aydınlık bir
gökyüzünü, yaşamın o bölük pörçük
fotoğraflarını gördüm...
Ve Melih Cevdet'in dizelerinde yeni
bir yolculuğa çıktım:
''Dağıtır saçlarını ve yalvartıp
uzaktan
Mavi bir iklim gibi çağırır beni sesin,
Tertemiz göklerinde dal dal erguvan açan
Rüyalarıma ışık ve özlem
serpmektesin.''
***
Belki bir ağaç, bir koru, belki bir bahçe
ya da sihirli bir ırmak var dışarıda...
İlk haberi İbrahim Yıldız verdi:
'' Bülent Tanör 'ü kaybettik!''
İçimden bir şeyler koptu!..
Büyük kızım Emrah 'ı aradım hemen...
O da biliyordu Bülent'in öldüğünü...
Bülent, kızımın hocasıydı İstanbul
Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nde...
Yıllarca Bülent'in yanında asistanı olarak
çalışmıştı...
Dışarıda sonbahar güneşi insanı
ısıtıyordu...
Sultanahmet Meydanı'na çıktım...
Cumhuriyet devrimlerinin, laikliğin ve
demokrasinin en bilinçli yorumcularından
birisiydi Bülent Tanör...
Bilim etiğinin simgesiydi!..
Düşünce insanıydı...
O, ne çektiyse sahte Atatürkçülerden
çekmişti!..
12 Eylül 1980 askeri darbesiyle
üniversiteden uzaklaştırıldı...
Melih Cevdet Anday ve Bülent Tanör'ü
mavi bir rüzgâr bizden kopardı...
Her ikisini son gördüğümde yüzlerinde
yorgun sürgünlerin izi vardı...
Geçen yıl babası Cahit Tanör 'ü
yitirmişti Bülent...
Ben Cahit Amca'yı 1960'lı yıllarda
Manisa'da Türkiye İşçi Partisi il
başkanıyken tanımıştım...
Anılarım vardı Cahit Amca'yla...
Telefon etti Bülent:
''Hikmet, bu özelliklerini ben bilmiyordum
babamın, iyi ki yazmışsın...''
****
İçimde bir hüzün var bugün!..
Bir tuhaf iç çekiş belki...
Bülent'i öğretim üyeliğinden atmak için
çaba harcayanlar acaba şimdi ne düşünüyor?
Akan kanın dalgalarında ses veren iki
yürek, zaman ağaçlarına saklanmış iki ayrı
yaşam, karanlık şarkıların eşliğinde
ölümü anlatıyor bize!..
Parlak bir güneşin ölgün tortusu kalıyor
dudaklarımızda...
Ne diyordu Melih Cevdet:
''Balkonunun altında
Düş kurarak uyuduğunu düşünmek
Bana bu gece yalnızlığımı
Ve mutluluğumu hatırlatıyor.''
hikmet.cetinkaya@cumhuriyet.com.tr
Faks numaramız: 0212/ 513 90 98
|
***
| Cumhuriyet
29.11.2002 |
| Yapıtlarıyla
yazınımıza damgasını vuran Melih Cevdet
Anday'ı
dün akşam yitirdik
Son 'Garip' de gitti
Şiirimizin yenileşmesini sağlayan Garip
hareketi Melih Cevdet Anday'ın, Orhan Veli ve
Oktay Rifat ile birlikte lise yıllarında
başlayan dostluklarından doğdu. İlk şiiri
Ukde 1936 yılında Varlık dergisinde
yayımlanan Anday'ın
şiirin yanı sıra roman, deneme, anı, köşe
yazıları da bulunuyordu.
Kültür Servisi - Çarşamba gecesi
yoğun bakıma alınan Türk edebiyatının
duayenlerinden Melih
Cevdet
Anday (87),
solunum ve böbrek yetersizliği tanısıyla
yatmakta olduğu Marmara Üniversitesi Koşuyolu
Hastanesi'nde dün akşam yaşama veda etti.
Şair ve yazar Melih
Cevdet Anday 13 Mart 1915'te
İstanbul'da doğdu. Büyük dedesi Mirliva
Mehmed Raşid Paşa , Osmanlı Devleti'nin
ilk ''eczacı paşasıydı'' . Çocukluğu
ailesinin Kadıköy Bahariye'deki evinde geçen Melih Cevdet, ilkokulu eski
Fenerbahçe Stadyumu'nun yanındaki taş
mektepte, ortaokulu Kadıköy Sultanisi'nde
okudu. Babasının görevi dolayısıyla lise
öğrenimini Ankara'da, Ankara (Gazi) Lisesi'nde
tamamladı. Dokuzuncu sınıfta okuduğu sırada,
Orhan Veli ve Oktay Rifat ile
tanıştı, arkadaş oldu. Şiirimizin
yenileşmesini sağlayan Garip hareketi bu
arkadaşlıktan doğdu.
Liseyi bitirince önce Hukuk Fakültesi'ne,
ardından Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih
Coğrafya Fakültesi'ne yazıldıysa da,
öğrenimini sürdürmedi. Bu süre içinde
Devlet Demiryolları'nda memur olarak
çalışmıştı. Bu kuruluşun olanaklarından
yararlanarak sosyoloji öğrenimi görmek üzere
Belçika'ya gitti.
37 yıl Cumhuriyet'te yazdı
İlk şiiri Ukde , 1936'da Varlık
dergisinde yayımlandı. Şiirleri ayrıca Ses
(1940 - 1941), Yaprak (1948 - 1950), Yeditepe
(1951 - 1962), Papirüs, Yeni Ufuklar, Yeni
Dergi, Soyut, Ataç, Dönem, Yön vb.
dergilerde yayımlandı. Daha sonra, Yaşar
Nabi , yeni bir şiir anlayışı getiren Anday'a, Orhan Veli ve
Oktay Rifat ile birlikte, derginin orta
sayfasını ayırdı. 1941'de tek kitap olarak
Orhan Veli'nin imzası ve önsözüyle
yayımlanan, bu üç şairin şiirlerini kapsayan
Garip daha sonra, yeni şiir hareketinin
de adı oldu.
Askerliğinden sonra Hasan Âli Yücel
'in önerisiyle Milli Eğitim Bakanlığı
Neşriyat Müdürlüğü'nde memurluğa
başladı. Bu görevde bulunduğu sırada ikinci
kez askere alındı. 1946 seçimlerinden sonra
Milli Eğitim Bakanlığı'na Reşat
Şemsettin Sirer getirilince Konya'ya
atandıysa da Kütüphaneler Genel Müdürü'nün
araya girmesiyle, Ankara Kitaplığı tasnif
memurluğunda çalıştı.
İki yıl sonra görevinden ayrılarak
İstanbul'a dönen Anday,
1953 - 1954 yılları arasında Akşam
gazetesinde sayfa sekreterliği yaparken
gazetenin sanat-edebiyat sayfasını da
hazırlıyordu. ''Solcu'' olduğu için
işine son verilince Doğan Kardeş
Yayınları'nın kitap bölümüne girdi;
çeviriler yaptı, kitapların baskı işleriyle
uğraştı. Ve yine aynı nedenle işinden
çıkarıldı.
1958'de Cihad Baban ve Semih Tanca
'nın yönetimindeki Tercüman
gazetesinde, Yaşar Tellidede adıyla
köşe yazıları yazmaya başladı. Bir ay kadar
da kendi adıyla yazdıktan sonra, bu işine de
son verildi.
Büyük Gazete, Yeni Tanin ve İkdam
'da kendi imzasıyla ya da Yaşar Tellidede, Niyazi
Niyazoğlu , Murat Tek vb. takma
adlarla köşe yazıları, denemeler ve yine
takma adlarla tefrika romanlar yazarak geçimini
sağlayan Anday,
1960'tan sonra Nadir Nadi 'nin önerisiyle
gazetemizde yazmaya başladı ve 1997'ye dek
yazılarını sürdürdü. Kendi adıyla
yazdığı dört romanı Aylaklar, Gizli Emir,
İsa'nın Güncesi ve Raziye ile
anıları Geçen Zaman Duran Zaman da
önce gazetemizde yayımlandı. Bu arada 2000'e
Doğru dergisinde de yazıyordu.
Ödüllerle Anday
Anday, İstanbul
Belediye Konservatuvarı Tiyatro Bölümü'nde
fonetik-diksiyon öğretmenliği yaptı, LCC
özel tiyatro okulunda da mitologya dersleri
verdi. 1964 - 1969'da TRT Yönetim Kurulu
üyeliğinde, 1979 - 1980'de Paris'te eğitim
müşavirliği görevinde bulundu.
Yanyana (1964) adlı şiir kitabı 142.
Madde'ye aykırı görülerek toplatıldı, sonra
da serbest bırakıldı. 1967 - 1968 tiyatro
mevsiminde Ankara Sanat Sevenler Derneği
tarafından yılın en iyi oyun yazarı
seçildiği Mikadonun Çöpleri adlı
oyunuyla İlhan İskender Armağanı'nı kazandı.
Gizli Emir 'le TRT 1970 Sanat Ödülleri
Yarışması'nda roman türünde başarı
ödülünü, Buz Sarayı ( Tarjei
Vesaas 'tan) roman çevirisiyle Türk Dil
Kurumu 1973 Çeviri Ödülü'nü, Teknenin
Ölümü ile 1976 Yeditepe Şiir
Armağanı'nı, 1978'de tüm şiirlerini
topladığı Sözcükler ile Sedat Simavi
Vakfı Edebiyat Ödülü'nü, Ölümsüzlük
Ardında Gılgamış ile 1981 Türkiye İş
Bankası Ödülü'nü, Ölümsüzler ya da Bir
Cinayetin Söylentisi oyunuyla 1984 Enka
Sanat Ödülü'nü, 1991'de TÜYAP Onur
Ödülü'nü, 2000'de Aydın Doğan Vakfı Şiir
Ödülü'nü aldı.
1997 yılında Uludağ Üniversitesi'nin
düzenlediği 5. Kültür Sanat ve Spor Şenliği
kapsamında Bursa'ya davet edilen Anday'a fahri doktora
unvanı verildi. Melih
Cevdet Anday'a ayrıca geçen
yıl Müjdat Gezen Sanat Merkezi'nce en iyi yazar
ödülü verilmişti.

Melih
Cevdet
Anday,
1960'tan sonra Nadir Nadi'nin önerisiyle
gazetemizde yazmayla başlamış ve 1997'ye kadar
yazılarını sürdürmüştü.
|
***
| Cumhuriyet
30.11.2002 |
PENCERE
İLHAN SELÇUK
Dincilerin Temel Sorunu...
İkisini de yürekten sevdiğimiz iki
Cumhuriyet dostunu, iki gönül adamını,
Türkiye'nin iki değerli kişiliğini bir günde
yitirdik...
Melih Cevdet Anday ..
Bülent Tanör ..
İkincisi hukuk dünyamızda
yıldızlaşmıştı, 'Aydınlanma'
yolundaki bilimsel yürüyüşüyle tüm ülkede
haklı bir ün kazanmıştı.
Birincisinin edebiyat dünyamızdaki yeri
neydi?..
Türkçe konuşan kime beş şair adı sorsan,
Melih Cevdet'i saymadan
geçemezdi. Orhan Veli-Oktay Rifat-Melih Cevdet üçlüsünü
tanımadan Türkiye'de yaşanabilir mi?.. Okul
kitaplarına geçmiş bir şairimiz değil mi Melih Cevdet Anday?..
Anday'ı ve
Tanör'ü yitirişimizin ertesi günü gazeteleri
açtım...
Vah benim gazetelerime!..
**
Ancak bugün dile getirmek istediğim sorun
artık tümüyle magazinleşen basınımızın
hal-i perişanı değil, dinci gazetelerimizdeki ''durum
vaziyeti'' ...
Yeni Şafak, Milli Gazete, Vakit ve Zaman'ın
olay karşısındaki tutumları neydi?..
| |