Ana Sayfa


Melih Cevdet Anday

Melih Cevdet Anday gerçeği

Melih Cevdet Anday gerçeği
FOTOĞRAF: MUHSİN AKGÜN

Melih Cevdet, Türk edebiyatının evrensel bilince sahip bir şairiydi. Dünyaya kültürün içinden bakıyordu. Hayat onun için kavranması gereken birer zihinsel süreçti

11/12/2002 (104 defa okundu)

HASAN BÜLENT KAHRAMAN
Melih Cevdet'in Türk edebiyatında oynadığı rolün yeterince önemsendiği ve anlaşıldığı kanısında değilim. Bunun birçok nedeni var fakat başlıcası onun zamanının önünde, ötesinde bir insan olmasıdır. Bunu da Melih Cevdet öncelikle bir kültür ve düşünce adamı olmasına borçluydu.
Türk edebiyatı belli bir dönemin dışında kültürün içinden üretilen bir edebiyat olmadı. Edebiyatla kültür arasındaki bağlar daima zayıf kaldı. Bu bizim modern edebiyatımızın üretilmesindeki özgül koşulların desteklediği bir durumdu. Edebiyat toplumsalın bir parçası olarak, hatta onu üreten en temel araçlardan birisi olarak doğuyor ve gelişiyordu. Ulusal bilinci, kimliği oluşturan, ulus bağlarını yaratan kurum edebiyattı. Bu olgu zamanla edebiyatın halkçılıkla iç içe geçmesine yol açtı. Edebiyat bu dönemde, bazılarının kullandığı bir deyimle söylemek gerekirse
'halksallaştı'. Bu elbette edebiyatın kendi iç değerlerinden ödün vermesi anlamına geliyordu. Üstelik de iki düzeyde. Hem edebiyat halka göre bir edebiyat olarak kurgulanıyordu hem de edebiyatın amacı ve öznesi sadece halktı. Daha üst bir bilinç süreci olarak edebiyatı tercih edenler geriye itiliyordu.

Soru soran şiir: Garip
Felsefenin bulunmadığı bir toplumda böylesi bir kısıtlamanın yaşanması doğaldı. Bu kısıtlamayı daha özgül bir yaklaşımla aşmak isteyenler ortaya sentez kavramını atmışlardı. Edebiyat geçmiş birikimi ele alacak ve modernliği ancak oradan çıkaracaktı. Bunun çok önemli bir nedeni özgün kaynaklara yaslanmak, edebiyatın halktan kopmamasını sağlamaktı. Oysa bu
süreç edebiyatın git gide bir orta sınıf değerine dönüşmesine yol açıyordu.
Çok ilginç bir biçimde, Melih Cevdet bu yaklaşıma şiddetle direndi. İlginç olan şuydu: Anday, şiirini toplumsal bir duyarlılığa, hatta bilince ilk açanlardan birisiydi. Bunu da doğal karşılamak gerekir. Çünkü, Anday'ın da kurucusu olduğu Garip, poetikanın gündelikleştirilmesi için atılmış bir adımdı. Fakat, Garip'in bu süreç içinde bir özelliği daima unutuldu. O da, Garip'in sıradan, gündelik, gelip geçici bir şiir yazarken aslında 'cevap veren' değil, 'soru soran' bir şiir üretmesiydi. Bunu 1960'larda ortaya çıkan pop kültürü düşünerek daha iyi anlamak mümkün. Nasıl Andy Warhol'un bir deterjan kutusunu veya bir hazır çorba kutusunu resmetmesi resmi sıradanlaştırmıyor, tersine herkesin yapabileceği bir şeyi niçin yaptığını bize sordurtuyor, ayrıca da o resmedişle resmin ontolojik sınırlarını genişletiyor idiyse Garip de aynı şeyi yapıyordu. O basit poetikanın sınırlarına çekerek şiirin alanını genişletiyordu. Üstelik de Garip, üstgerçekçiliğe yaslanan bir akımdı. O da 'sözcük'le 'dil' arasındaki farkı anımsamamız demekti. Çünkü, her sürrealist resimde ögeler teker
teker anlaşılabilir fakat bir bütün olarak bir araya geldiklerinde oluşan cümle 'garip'likler taşırsa aynı şey Garip şiiri için de geçerliydi. Kısacası, halka dönükmüş gibi dursa da ondan çok ötede bir olguydu Garip şiiri.
Anday bu gerçeği en çok yakalayan ve duyan şair oldu aralarında. Bununla da kalmadı, Telgrafhane'yi, Yanyana'yı oluşturan şiirleri yazdı. O dönemin son kitabı olan Yanyana 1952'de yayımlanmıştı. Melih Cevdet'in yaptığını Türk edebiyatı ancak 1960'tan sonra keşfettiğinde o artık başka bir dünyaya el atmıştı. Artık şiiri toplumsaldan çıkarıp tarihselin ve kültürelin içine yerleştiriyordu. Bunu da öncelikle bir düşünür olarak yapıyordu.
Melih Cevdet, şiirin bir düşünsel edim olduğunu biliyordu. Bu şiirseli oluşturan ögeleri düşünce adına ortadan kaldırmak anlamına gelmedi hiçbir zaman onun için. Tam tersine şiirseli en çok zorladığı noktalarda bile (Güneşte yapıtı bunun somut örnekleriyle doludur) şiiri kendisine özgü olandan koparmadı. Bu bağlamda Melih Cevdet, modern Türk şiirinin belki de tek modern şairidir. Çünkü, gelenek onun için salt yerellik demek değildi. Evrenseli yoklamayan bir yerelliğin olamayacağı kanısındaydı. Bu ise Türk modernleşmesinin temel zihniyetini tersine çevirmekti. Öte yandan bu Anday'ın yerli olana kapalılığı anlamına da gelmez. 'Türk Şiiri, Modernite,
Şiir' isimli yapıtımda belirttiğim gibi Anday'ın Tohum şiiriyle Selimi'nin gazeli arasındaki ilişkiyi görmek bu konudaki bilincinin sınırlarını anlamak için çarpıcı bir örnektir.
Ne var ki, Anday, şiirin usun ötesinde bir boyut taşısa da gene ancak usla kavranabilecek bir şey olduğunu peşin peşin kabul etmişti. Bu nedenle Türk edebiyatında Descartesci bir mantığı öncelikle benimsemiş ve moderniteyi ancak bu ussallıkla kurabileceğimizi düşünen tek kişiydi. Felsefeyi evrensel bir sorgulama edimi olarak benimsediğinden ve öncülü bu olduğundan Descartesçı yaklaşımı Anday'ı hiçbir zaman kuru ve sonradan çok eleştirilmiş bir rasyonalizme sürüklemedi. O kadar ki, bitkilerin duyduğunu öğrendiği geceyi sabaha kadar uyumadan geçirecektir.
Ussallık, Anday'da dünyayı kavramanın bir aracıydı. Fakat usu kullanarak da olsa dünyayı asıl kavrayacağımız araç dildi. Sözcükler'di. Ne var ki, sözcüklerle uğraşırken hiçbir zaman İkinci Yeni şiirinden anımsadığımız bir sözcükçülük ondan kendisini göstermedi. Anday'ın sözcüklerle kurduğu bağ usun ve kültürün içindendi. Anday'ın geçmiş kültürel birikimlerle uğraşmasında da bu iki olgunun etkili olduğunu düşünmek gerekir.

Eleştirel mesafeyi korudu
Anday, geçmişin zihinsel bir süreç olarak ancak bugünün gerçekliğiyle kavranabileceğini varsayıyordu. Fakat burada Anday'ın şiirselliği de kendisini gösterir. Çünkü, Anday, şiirin ve edebiyatın temel ögesinin, olgusunun insan olduğunun bilincindedir. İnsanı ise bütün gerçekliğiyle ve evrensel varoluşunu sağlayan kimliğiyle çağlar içinde ele alır. Bu onun dramatiğini yakalamanın da en iyi yoludur.
Burada bir noktaya dikkat etmek gerekir. Anday'ın en çok görmezden gelen yanı oyunlarıdır. Oysa oyunlarında Anday'ın düşünür ve şair kimliğinin bütün özelliklerini bulmak mümkündür. Hemen tümünde, hatta Turgenyev'den uyarladığı oyunda bile sürreel bir yoklama kendisini gösterir. Anday bunu daha çok şu nedenden ötürü yapar gibidir: Üstgerçekçilik bu oyunların şiirselliğini kurgularken onun yaratılan geniş imgelem ortamında insansal durumları en geniş kapsamıyla verebilmesinin yollarını da yaratmaktadır. O zaman da sıradanın içindeki gülmece ögesi kendiliğinden ortaya çıkar ve Anday belli bir ironiyi her zaman yedeğinde tutmuştur.
İkinci bir öge de şudur: Bütün şiirsel birikimine rağmen Anday, insana eğilirken daima iki şeyi dikkatle gözetmiştir. Hem insana belli bir mesafeden bakmış, o eleştirel mesafesini korumayı daima önemsemiş hem de bununla insanal durumların içerdiği o garip yabansılığı / yabancılığı söz konusu edebilmiştir. 'Mikado'nun Çöpleri'nde veya 'Yarın Başka Koruda' oyununda vurgulanan da gene bundan başka bir şey değildir. İkincisi, bu bizi gene başa döndürüyor, Anday, insanı ve halkı bir öge olarak elbette benimser. Ama bu sorgulayıcı, sınayıcı bir yaklaşımdır. Bu, hiçbir zaman Anday'a duygusal olma eğilimi kazandırmaz. Tersine, onun kadar şiirselin içindeyken bile duygusallıktan uzak kalan bir ikinci ozan daha bulmak güçtür.
Melih Cevdet, Türk edebiyatının evrensel bilince sahip çok az sayıdaki ozanından birisiydi. Dünyaya kültürün içinden bakıyordu. Hayat ve her şey onun için kavranması gereken birer zihinsel süreçti. Bu nedenle Tanpınar ve Ataç gibi iki farklı kişilik onun saygı duyduğu isimler arasında yer aldı. Şimdi üçü de yok. Bu Türk edebiyatının nelerden yoksun kaldığını yeterince gösteren çarpıcı bir olgudur.

***

DİL MESELELERİ

10/12/2002 (66 defa okundu)

NECMİYE ALPAY

Zamandışı bir zihin: Melih Cevdet Anday
"Zamandışı", İngilizceden ("timeless"ten) gelen bir kavram. Bazıları "zamansız" diye çeviriyor ama hiç iyi etmiyorlar, çünkü sözcüğün yerleşik düzanlamıyla karışıyor. Zamansız sözcüğünün düzanlamı, "uygun olmayan bir zamanda". Oysa zamandışılık, "zamanla ölçülemeyen, bengi, ebedi, her zaman için geçerli olan, egemen zamanlarla kayıtlı kalmayan" gibi anlamlarıyla önemli. Yazdıklarının toplamı ve gitgide ağır basan eğilimiyle Melih Cevdet Anday'a çok uyan bir kavram.
Egemen zamanlar, egemen tarih yazımının zamanları. Belirli anlatılarla sınırlı bir yüzeyde tutulup, belirli ışık ve gölge oyunlarına maruz bırakılan bir tarih karşısında, Ece Ayhan'ın da MCA'nın da kimsenin aydınlatmadığı yerlere meşaleler götürdükleri anlaşılıyor: Ece Ayhan Çanakkaleli Melahat'a, MCA Rosenberglere, ikisi de İkarus'a vd.
Olabilecek en geniş ufuklu yazarlardan onlar. Bu tanımın içine, "ufuk"la bağlantılı her şey giriyor:
En geniş zaman, en geniş mekân, en geniş bakış açısı. Memet Fuat'ın
MCA için, "Doğu-Batı ayrımına sığmayacak kadar eskilere iner" demesi bu çerçevede anlaşılabilir sanıyorum. Bu saptamanın, gevşek zeminlerde binaların depremde yıkılmaması için temellerin nasıl olması gerektiğine ilişkin bilgilerin değeri türünden bir değeri var; bir başına, MCA'yı her zaman ilk okunacaklar listesine çakmaya yeten bir saptama.
"Tanrılardır taşın zamanı" sözü, MCA'nın.
Coğrafyanın bu yakasında bulunduğu için, "Kolları Bağlı Ulysses"i değil, "Kolları Bağlı Odysseus"u yazdı. Bizim buralarda Odysseus denir; Avrupa'nın Batı yakasında Ulysses.
Anday'ın ulaştığı bakış açısının genişliği için, bence kendi yapıtları içinde "ilk okunacaklar" listesine de alınması gereken, "Dogmacılığın Bir Türü" (17.2.1989 tarihli Cumhuriyet) başlıklı yazısına bakılabilir. Bu yazıda "dogmacılığın bir türü" derken kendi dizelerinden birini söz konusu etmektedir. Kendi şiirine dışardan bakmak, yöneltilen eleştiriyi kavramak için zihnini nasıl bir açıya yerleştirdiği orada görülebiliyor.
MCA'nın dille olan ilişkisi, buraya kadar söylediğim temel özellikleriyle belirleniyor. "Sözcük" sözcüğünün yaratıcısı, "Dilimiz Üstüne Konuşmalar" ve "Sözcükler" adlı kitapların, ayrıca, "Sözler ve İşler" adlı şiirin yazarı.
"Sözler ve İşler" şiiri ("Güneşte" adlı kitabı, Adam Yay.), dilin ve şiirin neliğini sorun eden şiirler içinde belki en kurcalayıcılarından biri. Bu düzyazısal şiir, bize nesnelerin 'özünde' herhangi bir anlam bulunmadığını, anlam denen şeyin bizim zihnimizde olup bittiğini duyumsatıyor. Gündelik dille ilişkilendirilebilecek anlamak
ile, şiir diliyle ilişkilendirilebilecek anlamak aynı şey değil; MCA bu şiirde bunu duyumsatıyor. Bir dilbilgisi terimini de kullanarak: "Sıfat-eylemler ise doğrudan düşmanınızdır." Dilin neliğini sınamak için zihinsel alıştırma önerisi olarak kabul edilebilecek şu sözler de aynı şiirden: "Anlamak nesneleri yatsımakla gerçekleşir", "[D]il yok edilmeden töze varılamaz." Çoğumuzun, belki yeterince geliştirmeksizin giriştiği alıştırmalar değil midir bunlar?
Başka okurların bu çetrefil şiiri okurken benim "duyumsatıyor"la anlatmak istediğimden farklı deneyimler edinmeleri çok doğal. Sonuçta bir makaleyle değil, bir şiirsözle karşı karşıyayız. Benim yaptığım, okumada hesaba katılabilecek önerilerde bulunmak. şu önerme de öyle: MCA, iki ayrımı temel alarak konuşuyor: 1) dilin gündelik işlevleri ile şiirsel işlevi arasındaki ayrım, 2) dil-söz ayrımı.
Dilin, nesnelerden ayrı bir sistem ve özerk bir evren oluşturduğu, şiirsözün de gündelik dilden ayrı bir düzlemde yer aldığı fikrini akılda tutmak, MCA'yla yakınlık kurmada yardımcı oluyor. Başka bir deyişle, MCA'nın "evren" dediği yerde, bunu şu nesnel evren için mi söylüyor, yoksa dilin oluşturduğu evren için mi, bakmakta her zaman yarar var.

Melih Cevdet'i yitirdik

Melih Cevdet'i yitirdik
Çeşitli edebi türlerde ürün veren Anday, düşünceleriyle de etkiliydi.

Türk edebiyatının gelmiş geçmiş en önemli isimlerinden şair, yazar Melih Cevdet Anday yaşamını yitirdi. 87 yaşındaki Anday, modern Türk şiirinin öncülerindendi

29/11/2002 (845 defa okundu)

AA - İSTANBUL - Türk edebiyatının duayenlerinden Melih Cevdet Anday, yaşamını yitirdi. Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi'nde, önceki gün akşam solunum ve böbrek yetmezliği tanısıyla tedavi altına alınan 87 yaşındaki Melih Cevdet Anday, dün akşam dünyaya veda etti.
Anday, 13 Mart 1915'te İstanbul'da doğmuştu. Büyük dedesi Mirliva Mehmed Raşit Paşa, Osmanlı Devleti'nin ilk eczacı paşasıydı. Çocukluğu Kadıköy Bahariye'de geçen Anday, ilkokulu eski Fenerbahçe Stadyumu'nun yanındaki Taş Mektep'te, ortaokulu Kadıköy Sultanisi'nde okumuş, babasının görevi dolayısıyla lise öğrenimini Ankara Gazi Lisesi'nde tamamlamıştı. Liseyi bitirdikten sonra önce Ankara Hukuk Fakültesi'ne, ardından Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi'ne giren Anday, öğrenim hayatına devam etmemişti. 1938'de sosyoloji öğrenimi için Belçika'ya giden Anday, 2. Dünya Savaşı nedeniyle dönerek bir süre Milli Eğitim Yayın Müdürlüğü'nde danışmanlık yapmıştı. Anday; Akşam, Tercüman, Büyük Gazete, Tanin ve Cumhuriyet gazetelerinde fıkra yazarlığı, sanat sayfası yöneticiliği yapmış, denemeler yazmış, 1954 yılında başladığı İstanbul Belediye Konservatuvarı Tiyatro Bölümü fonetik-diksiyon öğretmenliğinden 1977 yılında emekli olmuştu. 1979 yılında UNESCO kültür müşaviri olarak Paris'e giden Anday, hükümet değişince geri çağrılmıştı.

Sanatçının bazı eserleri
Melih Cevdet Anday, 'Mikado'nun Çöpleri' adlı oyunuyla 1967-68
İlhan İskender Armağanı'nı, 'Gizli Emir' adlı romanıyla TRT 1970 Sanat Ödülleri Roman Armağanı'nı, Tarjel Vesaas'tan çevirdiği 'Buz Sarayı' romanıyla da TDK 1973 Çeviri Ödülü'nü kazanmıştı. Anday, şiire Ankara Gazi Lisesi'nde okurken arkadaşları Orhan Veli Kanık ve Oktay Rifat'la başlamış, daha sonraları 'Garip' hareketi çevresinde oluşacak beraberliklerinin temeli böylece atılmıştı. Anday'ın ilk şiiri, 1936'da Varlık Dergisi'nde yayımlanan 'Ukde'ydi. Varlık'ta yaptıkları bir çıkışla Anday, Orhan Veli ve Oktay Rifat, Türk şiirine yeni bir anlayış getirmişlerdi. Anday, 'Teknenin Ölümü' adlı şiir kitabıyla 1976 Yeditepe Şiir Armağanı'nı, 'Sözcükler' adlı şiir kitabıyla 1978 Sedat Simavi Edebiyat Ödülü'nü, 'Ölümsüzlük Ardında Gılgamış' adlı şiir kitabıyla da 1981 İş Bankası Büyük Ödülü'nü kazanmıştı. Anday'ın yapıtları, Rusça, Fransızca, İngilizce, Bulgarca, Yunanca, Sırp ve Polonya dillerine çevrildi. Şiir eleştirmeni Mehmet H. Doğan, Anday'ı şöyle anlatıyor:
"Anday, anlamı; öz biçim ayrılığında değil, ayrılmazlığında arayan, duygu ve düşünceden çok imgeye dayanan ama mitolojiden, tarihten, felsefi düşünce ve kavramlardan yararlanarak sağlam şiirsel yapılara varmaya çalışan çağcıl bir şiire yönelmiştir 1960'lardan sonra. Denilebilirse Anday, duyguya hiç ödün vermeden yalnızca akılla okunabilecek şiirler yazan tek şairimizdir."



ANI

Bir çift güvercin havalansa
Yanık yanık koksa karanfil
Değil bu anılacak şey değil
Apansız geliyor aklıma
Neredeyse gün doğacaktı
Herkes gibi kalkacaktınız
Belki daha uykunuz da vardı
Geceniz geliyor aklıma
Sevdiğim çiçek adları gibi
Sevdiğim sokak adları gibi
Bütün sevdiklerimin adları gibi
Adınız geliyor aklıma
Rahat döşeklerin utanması bundan
Öpüşürken bu dalgınlık bundan
Tel örgünün deliğinde buluşan
Parmaklarınız geliyor aklıma
Nice aşklar arkadaşlıklar gördüm
Kahramanlıklar okudum tarihte
Çağımıza yakışan vakur, sade
Davranışınız geliyor aklıma
Bir çift güvercin havalansa
Yanık yanık koksa karanfil
Değil unutulur şey değil
Çaresiz geliyor aklıma.

'Anı', Melih Cevdet Anday'ın en tanınan şiirlerinden biri. Bu eser, Türkiye'de en fazla bestelenen şiir özelliğini taşıyor

  Melih Cevdet Anday'ı kaybettik

Türk edebiyatının duayenlerinden Melih Cevdet Anday, İstanbul'da vefat etti. Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi'nde, solunum ve böbrek yetmezliği tanısıyla yatmakta olan ve önceki yoğun bakıma alınan 87 yaşındaki Anday, dün akşam yaşamını yitirdi. Melih Cevdet Anday, 13 Mart 1915'te İstanbul'da doğmuştu. Büyük dedesi Mirlava Mehmed Raşit Paşa, Osmanlı Devleti'nin ilk eczacı paşasıydı. 1938 yılında sosyoloji öğrenimi için Belçika`ya giden Anday, 2. Dünya Savaşı nedeniyle yurda dönerek Milli Eğitim Bakanlığı Yayın Müdürlüğü'nde danışmanlık yapmıştı.

Anday; Akşam, Tercüman, Büyük Gazete, Tanin ve Cumhuriyet gazetelerinde fıkra yazarlığı, sanat sayfası yöneticiliği yapmış, denemeler yazmış, 1954 yılında başladığı İstanbul Belediye Konservatuvarı Tiyatro Bölümü fonetik-diksiyon öğretmenliğinden 1977 yılında emekli olmuştu.

Anday, şiire Ankara Gazi Lisesi'nde okurken arkadaşları Orhan Veli Kanık ve Oktay Rifat'la başlamış, daha sonraları 'Garip' hareketi çevresinde oluşacak beraberliklerinin temeli böylece atılmıştı. Anday'ın ilk şiiri, 1936 yılında Varlık Dergisi'nde yayımlanan 'Ukde' olmuştu. Varlık Dergisi'nde birlikte yaptıkları bir çıkışla Anday, Orhan Veli ve Oktay Rifat, Türk şiirine yeni bir anlayış getirmişlerdi. Melih Cevdet Anday, 'Teknenin Ölümü' adlı şiir kitabıyla 1976 Yeditepe Şiir Armağanı'nı, 'Sözcükler' adlı şiir kitabıyla 1978 Sedat Simavi Vakfı Edebiyat Ödülü'nü, 'Ölümsüzlük Ardında Gılgamış' adlı şiir kitabıyla da 1981 İş Bankası Büyük Ödülü'nü kazanmıştı. Anday'ın yapıtları, Rusça, Fransızca, İngilizce, Bulgarca, Yunanca'ya, Sırp ve Polonya dillerine çevrildi.

 

Bir devi uğurluyoruz

Bir devi uğurluyoruz
Melih Cevdet Anday'ın örnek gösterilen aydın kimliğinin temelinde, geniş birikimi ve çokyönlülüğü vardı. FOTOĞRAF: MUHSİN AKGÜN

Cumhuriyet döneminin büyük şair, yazar ve düşünce adamı Melih Cevdet Anday bugün toprağa veriliyor

30/11/2002 (713 defa okundu)

FÜSUN AKATLI
İSTANBUL - Hemen hemen dört kuşağı besleyip zenginleştiren, çok yönlü, alabildiğine verimli bir kültür adamının ardında bıraktığı boşluk, keşke sadece maddi varlığının, yaşayan Melih beyin bıraktığı boşluk olarak kalsa, kalabilse. Ardında bıraktığı eser toplamı onu elbette çoktan ölümsüz kılmıştır. Ama keşke hemen, biyolojik ölümünü vesile bilerek, bugünden itibaren yaşatmaya başlayabilsek onu. Kültür, düşünce ve sanat hayatımızın gün geçtikçe artan sığlığına gür bir ırmak gibi akar, bizi kendi engin ufkundan yansıttığı ışıkla özlediğimiz aydınlıklara taşırdı. Anday'ın çok yönlü üretkenliğinden başlamalıyım söze: şair, oyun yazarı, romancı, denemeci, düşünür....

Öncü şair
Altmış yıllık bir edebiyat serüveni içinde, şiirimizde yaşanan köklü değişimin öncülerinden biri olmuş, sonra da hep Türk şiirinin en önde gelen şairlerinden biri olarak kalmıştır. 1940'lı yıllarda, 'Garip' hareketinin şairlerinden biri olarak başladığı şiir serüveni, şiirimize
'Rahatı Kaçan Ağaç'tan 'Teknenin Ölümü'ne, 'Kolları Bağlı Odysseus'tan taptaze bir şiir damarından fışkıran son iki kitabı 'Güneşte' ve 'Yağmurun Altında'ya, başyapıt niteliğinde eserler kazandırarak sürüp gitmiştir. Şiire tarihi, mitolojiyi, felsefeyi getiren; ama bu son derece tehlikeli yolda, şiir dilinin, şiir musikisinin, imge üretiminin yordamından hiç ayrılmayarak yürüyüp düze -hatta doruklara çıkabilen bir şair olarak okuruz onu. Şiirinde düşünceyi duygudan, hayattan ayrı bir yere konumlamadığını, bir poetikası olduğu halde, şiirini o poetikaya köle etmediğini alımlamak önemlidir. Bunun için de, Melih Cevdet'in bütünselliğini hep göz önünde bulundurmak gerekir.

En iyi romancılardan biri
Bir edebiyat türünün tartışmasız ve vazgeçilmez ustası olanlar, el attıkları diğer türlerde de belli bir düzeyi tutturmakla birlikte, 'önce şair', 'önce romancı',' önce oyun yazarı' vb.'dirler. Anday'ın şiir dışındaki edebiyat türlerinde vermiş olduğu yapıtlara baktığımızda, onun hiç şiir yazmamış olsaydı da o türlerdeki başarısıyla seçkinleştiğini teslim ederiz. 'Aylaklar' ve 'Gizli Emir' adlı romanları, tematik yapılarıyla kurgu ve biçem ustalıklarıyla, Türk romanının ilk on ya da yirmi yapıtı içinde yer alırlar.

Tiyatronun değerli kalemi
Aynı savı, Melih Cevdet'in oyun yazarlığı için yinelemek mümkün. Gerçekçi tiyatro geleneğine eklemlenebilecek oyunlarıyla olsun, absürd tarzı denediği oyunlarında olsun, seçtiği problematikler, yarattığı atmosfer ve derinlikli oyun kişileri Melih Cevdet'i tiyatro edebiyatımızın en önemli yazarlarından biri olarak tanıtıyor bize. Bir 'İçerdekiler', bir
'Mikadonun Çöpleri'... Belki bu sefer, ilk beş içinde.
Edebiyatımızın bu çok yönlü, verimli, derinlikli yazarını gerçek anlamda tanımak, onun düşünür kimliğiyle mutlaka tanışmayı şart koşuyor. Denemelerinde Anday'ın düşünsel yapısının bütünselliğini oluşturan, onun bir aydın olarak 'örnek' gösterilebilmesinin temelinde yatan çok yönlülüğü buluruz. Ama 'biraz ondan-biraz bundan' çeşniciliği ile değil; soran ve soruşturan, saptayan ve eleştiren, geniş bir birikime ve sağlam bir uslamlamaya dayanan, aydın merakının üretkenliği ile bütünlenmiş bir çok yönlülüktür bu. Felsefeden müziğe, bilimden edebiyata, yaşama kültüründen dünya görüşlerine uzanan, 'insani olan hiçbir şey'i dışta bırakmayan bir çok yönlülük. Felsefenin mayasının katılmadığı bir yazısı da neredeyse yok gibidir.
Melih Cevdet Anday'ın, Cumhuriyet rejiminin erdemlerinin bilincinde olmanın da ötesinde, tam bir cumhuriyet savunucusu olduğunu, demokrasi, hoşgörü, laiklik, din, boş inançlar, yobazlık konularında son derece berrak yazılarla okurunu eğittiğini, yönlendirdiğini görüyoruz.
'Aydınlanma' ve dolayısıyla aydınlatma, adeta karakteri olmuştur. Eğitimin yaşamsal önemini ve yoksunluklarımızın, kayıplarımızın hep eğitimsizlikten kaynaklandığını çok iyi bildiği için, eğitimin sadece okullara, ders kitaplarına emanet edilemeyecek bir süreç olduğunu düşünür. Her denemesinden, farkına varmaksızın bir şey öğrenişimiz, bu öğrenişten de ayrı bir keyif alışımız, Anday'ın rastlantıya bıraktığı bir şey değildir.
Büyük kaybımızın acısının soğumasını beklemeden, dört elle sarılalım Anday gibilere, izlerini sürelim, okuyalım, okutalım, tanıyalım, tanıtalım... Ki bir çıkış yolunun kapısını zorlayabilelim, giderek aralayabilelim o kapıyı, açabilelim. Güneş ve hava girsin içeri.
Güneşte
Çünkü saatler dardır, her şeyi almaz
Güneşte çözülür ve kayarlar bir yana.
Mısırlar güçlükle büyürken yağmursuzluk
Kaygılandırır dilsiz bahçıvanı.
Sessiz kuşlar, bir keçi, ağır iğde ağaçları.
Bir araba geçti incelmiş yoldan
El salladı biri, belki tanıdık,
Belki değil, süreksizliğin eşanlamı.
Ve denizin yorgun çağındaydı çocuklar
Çığlıkları titretir balkondaki sarmaşığı,
Çünkü dardır saatler, sığmaz bir araya
Dalgınlık, deniz ve sardunya.
Rüzgâr alıp götürdü balıkçı teknelerini
Uzaktaki kılıçlara, ki bilemeyiz
Hangi derinlikte dölleyerek denizi
Gidiyorlar öyle ağırbaşlı, doğuya.

Ve ocaktan çorbanın kokusu geldi demin
Burun deliğine kedinin ve köpeğin.
Rafta kitaplar, mavi bir şişe ve gül
Donmuş kalmışlar tek başlarına.
Duvarda bir resim, resimde kalabalık
Köy alanı, çocuklar, çember ve zaman.
Breughel nasıl da toplamış bunca
Ortaklığı ve uyumu biraraya,
Çünkü saatler dardır, sığdırılmaz.
Güneşte her şey çözülür gider bir yana.



'Şiirimize yeni bir yol açtı'
Ataol Behramoğlu: Melih Cevdet Anday, modern Türk şiirinin en önde gelen kurucularından biriydi. Şiirimizin dünya ölçüsünde değerli bir ustasıydı. En önemli özelliklerinden biri düşünür şair kimliği taşımasıdır. Bu anlamda neredeyse bir bilim insanı yetkinliğinde yazınsal ürünler vermiştir. Anısı önünde saygıyla eğiliyorum.
Doğan Hızlan: Yalnız Türk şiirinin değil, diğer türlerde yazdıklarıyla Türk dilinin büyük bir ustasını kaybettik. Romanları, oyunlarıyla, denemeleri ve çevirileriyle bize örnek bir Türkçe sundu. Garip üçlüsünden biri olarak da Türk şiirine yeni bir yol açtı, şiir ve şairanelik konusunda yeniden düşünmemizi sağladı.
Enver Ercan: Anday'ın edebiyat ve kültür dünyamızda tartışılmaz bir yeri oldu her zaman. Bütün kuşaklar onun 'varolduğunu' biliyordu ve kabul ediyordu. Üstelik her şair bir şiirini bitirdiğinde 'Anday bu şiiri okuduğunda acaba nasıl bulacak?' sorusunu taşıyordu içinde. Anday, işte böyle bir konumdaydı.
Fazıl Hüsnü Dağlarca: Bugün yazınımızın en kara günüdür. Nice yılların yetiştirdiği bir düşünürü, bir sanatçıyı yitirdik. Her dakikasını sanatla dolduran bir değeri hep yanımızda bileceğiz. Belki de ona danışacağız. Beni biraz avutan onun çok uzun süren, onu çok acılara boğan sayrılığının artık yok olmasıdır, onu bırakmasıdır. Evrenin büyük yasası karşısında ne diyebiliriz? Aydınlık Türkiye'nin başı sağ olsun...
Haydar Ergülen: Sadece Türk şiirinin değil, dünya şiirinin büyük şairi öldü. Türk şiiri okuru henüz hazır değildi onun şiirine. Şairler de çok hazır değildi ama. Umarım bundan sonra okumaya başlarız.
Metin Celâl: Melih Cevdet Anday, Türk şiirinin en önemli adlarından biri olmasının yanı sıra gelişimi belirleyen şairlerdendir. Garip akımından başlayarak sürekli kendini yenileyen ve bu yeniliklerle Türk şiirini etkileyen bir şairdi. Bunun yanında bir deneme yazarı olarak da edebiyatımızda önemli bir yeri vardı. Türk şiirinin en kalıcı şiirlerinden biri olan 'Anı' şiiriyle belleklerde unutulmaz bir yeri vardır. Ama ben onu hep 'Güneşte' şiiriyle hatırlayacağım. Türk şiirinin başı sağ olsun...
Müjdat Gezen: Beni en sevindiren olay şu oldu: Bu sene Müjdat Gezen Sanat Merkezi ödüllerini edebiyat dalında Melih Cevdet Anday'a verdik. Ve ödülü kendisine vermek için Savaş Dinçel, Mustafa Alabora, ben, Büyükada Belediye Başkanı, Kaymakam, Tuncay Cücenoğlu ve 50 MSM öğrencisi evine gittik, ödülü verdik ve bu onu son görüşümüz oldu. Onun 'İçerdekiler', 'Mikadonun Çöpleri' adlı oyunları da vardı. Bizde önceki yıl 'İçerdekiler' oyununu oynamıştık. 1960'lı yıllarda sevdiğimiz bir hocamızdı. Bütün edebiyat dünyasına başsağlığı diliyorum.
Özdemir İnce: Melih Cevdet Anday, bir şair, edebiyat adamı ve düşünür olarak tam anlamıyla Cumhuriyet ideolojisiyle özdeşleşmiştir. Bu nedenle çağının çağdaşı bir insandır. 'Gelenek' gibi oyalayıcı bir yanılsamayı çok erken bir dönemde çözümlemiştir. Bu nedenle geleceği geçmişte aramak gibi bir tuzaktan her zaman uzak durmuş, ancak şimdinin geçmişin tuğlalarıyla örüldüğünü de hiçbir zaman aklından çıkarmamıştır. M. C. Anday'ın gerçek büyüklüğü 1963'te yayımladığı 'Kolları Bağlı Odysseus'tan itibaren oluşmaya başladı. 'Garip şiiri' deneyiminde evrensel örneği arkadan izler ama 1963'te başlayan ikinci döneminde sadece Türk şiirinin değil, aynı zamanda dünya şiirinin lokomotiflerinden biri olmuştur. Okurlar ve edebiyat dünyamız, şu anda, çok büyük bir şairin yapıtının küçük bir katmanını tanıyor. Bu da onun büyüklüğünün en büyük kanıtı.
Tomris Uyar: Sadece şiiri değil, şiir üstüne düşündükleri ve denemeleriyle de kültür hayatımıza damgasını basmış isimlerden biri.
Tahsin Yücel: Melih Cevdet Anday ülkemizin yetiştirdiği en büyük ozanlardan biriydi. Ancak duyarlılık ve düşüncesinin derinliği, şiirinin olağanüstü yalınlığı nedeniyle olacak, yeterince değerlendiremedik onu. Melih Cevdet aynı zamanda çok önemli bir düşünürdü, gerek şiirleri, gerek denemeleriyle. Edebiyat dünyamızda her zaman yaşayacağını düşünüyorum.
Turgay Fişekçi: Melih Cevdet Anday'ın yıllar boyu Cumhuriyet gazetesinde yazdığı denemeleri hayata ve insana ilişkin en temel sorunları türlü boyutlarıyla tartışan, gazete okurlarının da rahatlıkla okuyabileceği bir biçemle kaleme alınmıştı. Hem yazıları, hem şiirleri, hem de oyunları son derece düşünce yüklüydü. Günlük hayatında da her konuyu sürekli tartışan ve düşünce çatışmalarıyla doğruyu arayan bir tür Rönesans aydınıydı. Yazılarının kitaplaşmış ve her zaman ulaşılır olması bugünün insanları için çok önemlidir. Onun düşünce dünyası hepimiz için yol gösterici olacaktır.
Ülkü Tamer: Şiirimizin yüz akıydı. Klasik şiiri günümüzde kendi özgün sesiyle ve çağdaş bir biçimde sürdüren çok önemli bir sanatçıydı.
Vedat Türkali: Çok saydığım ve beğendiğim bir şairdi. Yaşlıydı ama insan yine de ölüme alışamıyor. Yaşlı dönemlerinde de çok güzel eserler vermişti. Tiyatroda da kendine özgü, değerli eserleri var. Yaratıcı kimliğini daima üstün tutan, yiğit bir düşünce adamıydı.



TELGRAFHANE
Uyuyamayacaksın
Memleketin hali
Seni seslerle uyandıracak
Oturup yazacaksın
Çünkü sen artık o sen değilsin
Sen şimdi ıssız bir telgrafhane
gibisin
Durmadan sesler alacak
Sesler vereceksin.
Uyuyamayacaksın
Düzelmeden memleketin hali
Düzelmeden dünyanın hali
Gözüne uyku giremez ki...
Uyuyamayacaksın
Bir sis çanı gibi gecenin içinde
Ta gün ışıyıncaya kadar
Vakur metin sade
Çalacaksın.

  Göçüp gitti an an titreşimli dizeler gibi

'Ben tek başına yansıyorum bütün biçimlere... Ve şaşı diplerine sularında'... Melih Cevdet Anday, bu dizeleriyle 'ölümsüzlüğe' imzasını attı. Edebiyattaki 'Garip' akımının son temsilcisi Melih Cevdet bugün sevenleriyle son kez buluşuyor: Ve ben sana göçüyorum an an. Göçüp dönüyorum titreşim gibi...

Şair, oyun ve deneme yazarı olarak tanınan Anday, edebiyat dünyasında düşünce adamı olarak da saygın bir yere sahip. Gazetecilik ve çevirmenlik de yapan Anday; Akşam, Büyük Gazete, Tanin ve Cumhuriyet'in yanı sıra pek çok gazetede köşe yazarlığı yaptı. 'Varlık' dergisinde yayınlanan ilk şiirlerini, 'uyaklı ama uyağa tutsak olmadan' yazdı. Orhan Veli, Oktay Rifat ile 'Garip' akımının temsilcilerinden oldu.

Anday, yeni katıldığı akımla beraber, Anadoluya ve halka yöneldi. Şiirlerinde toplum ve insan değerlerini savundu. 'Yanyana' adlı kitabı, Türk Ceza Kanunu'nıun 142. maddesine aykırı görülerek toplatıldı. Anday, bu dönemde 'Anı', 'Tohum' gibi önemli şiirlerini yazdı. Melih Cevdet Anday, denemeleriyle de bağnazlığa karşı çıktı.

Anday'ın şiir kitapları; arasında 'Rahatı Kaçan Ağaç', 'Ölümsüzlük Ardında Gılgamış', oyunları arasında; 'Ölümsüzler', 'İçerdekiler' romanları arasında; 'Gizli Emir', 'Ayaklar' denemeleri arasında; 'Paris Yazıları', 'Açıklığa Doğru' önemlidir. Kah aşkın kıyısına bucağına dokunan, kah 'Ada vapuru yandan çarklı' diyerek dilimize dolanan Anday, 'Göçebe Denizin Üstünde' şiirinden geriye 'Ve ben sana göçüyorum an an... Göçüp dönüyorum titreşim gibi' satırlarını bırakarak, sevenlerine veda ediyor.

Tahsin Yücel: (Yazar)

Melih Cevdet Anday, tanıdığım saygı duyduğum bir şair, bir düşün adamıydı. Türk edebiyatındaki yeri kolay kolay doldurulamaz. Yeni Türk edebiyatının en iyi deneme yazarıdır. Önemli bir kayıp.

Ataol Behramoğlu: (Şair)

Modern Türk Edebiyatının kurucularından biriydi. Bence Türk Edebiyatı açısından büyük kayıp. Düşünür ve şair kimliği taşıyan ender isimlerdendi. Edebiyatın unutulmazları arasında yerini aldı.

Çetin Altan: (Yazar)

Türkiye'de 'Garip' akımıyla Orhan Veli, Oktay Rifat ve Melih Cevdet Anday alışılmış kalıplar içindeki şiirselliğe karşı çıkma dönemini başlatmışlardı. Melih, 'Mezarlık dönüşü...' şiirinde, son iki dizeyi şöyle bitiriyordu:

'Masamız çıtırtılar içindeydi

Eski yaşamından.'

Bir zaman sonra 'Eski yaşamından' dizesini silip atmıştı. Kendisine nedenini sorduğumda: 'Şiirsellik kokuyordu. 'masamız çıtırtılar içindeydi' yeterli, anlayan anlar' demişti.

Hıfzı Topuz: (Yazar)

'Benim, Melih'le dostluğum 30 yıl sürdü. Tartışmasını bilen, Marksist diyaloglarla karşısındakini tuşa getiren bir düşünürdü. Bizi eğitti' dedi. Topuz, yıllar önce Çetin Altan ile Anday arasında yaşanan kavgayı da 'O gün ikisi de çok yorgun ve içkiliydi' diye anlattı.

Garip şair soluksuz kaldı

Anday'ın ölümünün ardından doktorları da derin üzüntü içinde olduklarını belirtti. Prof. Dr. Kemal Berkman, Doç. Dr. Ali Serdar Fak ve Yrd. Doç. Dr. Serhan Tuğrular, yaptıkları açıklamada, Anday'ın solunum yetmezliği nedeniyle vefat ettiğini bildirdi. Berkman, Fak ve Tuğrular, 'Bu değerli edebiyat ve düşünce insanımızın, Cumhuriyet aydınımızın yitirilmesinin derin üzüntüsü içerisindeyiz' dedi.

Toprağa veriliyor

Melih Cevdet Anday için bugün Cumhuriyet Gazetesi önünde

bir tören düzenlenecek. Şair ve yazar Anday'ın cenazesi saat 10.30'da gerçekleştirilecek

törenin ardından, Şişli Camii'ne götürülecek.

Melih Cevdet Anday, burada öğle vakti kılınacak cenaze namazının ardından Büyükada Mezarlığı'nda toprağa verilecek.

Simge YILDIRIM / İstanbul

Ölümsüzlüğe hüzünlü yolculuk

Edebiyatın her dalında 61 yıl boyunca önemli yapıtlar veren Melih Cevdet Anday, Büyükada'da toprağa verildi. Bir arkadaşının dediği gibi, 'Çağdaş klasiğimizin aramızdan ayrılış tarihi ölümsüzlüğünün de başlangıcı oldu'

Türk edebiyat dünyasının usta kalemlerinden Melih Cevdet Anday'ı, dün son yolculuğuna uğurladık. Şair Melih Cevdet Anday, gözyaşları ve çiçekler arasında, Büyükada Mezarlığı'nda toprağa verildi. Anday için önce, Cumhuriyet Gazetesi önünde bir tören düzenlendi. Edebiyat ve basın dünyasından sevenlerinin de bulunduğu törene, Anday'ın eşi Suna Anday, Çukurova Medya Grup Başkanı Tuncay Özkan, Ali Sirmen, Zeynep Oral, CHP Sivas Milletvekili Nurettin Sözen, Bedri Baykam, Ataol Behramoğlu katıldı. Törende konuşan Cumhuriyet Gazetesi Yayın Kurulu Başkanı İlhan Selçuk, bütün yaşamını neredeyse Melih Cevdet Anday'la birlikte geçirdiğini belirterek, gazetenin bütün koridorlarının onun fikirleri, şiirleri ve nükteleriyle dolup taştığını söyledi.

Şişli Camii'nde öğlen namazından sonra kılınan cenaze namazında da sevenleri Anday'ı yalnız bırakmadı. Oğlu İdris Anday ve gelini Cristina da ünlü şairin son yolculuğunda hazır bulundular. İdris Anday, yıllardır İtalya'da olduğunu ve babasıyla sık sık görüşememenin üzüntüsünü yaşadığını söyledi. Şişli Camii'ne gelen siyasetçiler arasında, CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, CHP milletvekilleri Zülfü Livaneli, Bülent Tanla, Mehmet Sevigen, Yaşar Nuri Öztürk, Esenyurt Belediye Başkanı Gürbüz Çapan ve Erdal İnönü vardı. CHP Lideri Baykal, Melih Cevdet Anday için, 'Şiirini sürekli değiştiren yenileyen bir insandı. İnanıyorum ki evrenselleşme konusunda ölümü sonrasında bir arayış, bir çalışma kendisini gösterecektir' dedi.

Cenazeye katılanların başsağlığı diledikleri Melih Cevdet Anday'ın eşi Suna Anday'ın oldukça bitkin olduğu görüldü. Anday'ın İtalya'dan gelen gelini Cristina ise namazda saf tuttu. Cristina Anday, her ne kadar tekbir getirip cenaze namazını fiilen kılmasa da, Anday'ın naaşından gözlerini alamadı. Anday'ın tek oğlu olan İdris Anday ise babasının mezarı ve cenaze töreniyle ilgili özel bir vasiyeti olmadığını söyledi.

Dost gözüyle Melih Cevdet

Belki de ağaçlardan

yukarıya doğru

Uzayan bir şey vardır mezarlardan

Sonsuz hürriyete

benzer bir şey,

Öyle sessiz, öyle kocaman...


Melih Cevdet Anday, 1953 ve 1957 seneleri arasındaki AKŞAM Gazetesi'nde muhabirlik ve yazarlık yaptı. Anday'ı işe alan Hıfzı Topuz, 'Eski Dostlar' kitabında, birlikte geçen o yıllara yer verdi. İşte Topuz'un sözcükleriyle dostu Melih Cevdet Anday ile tanışması ve çalışmaları:

'Ben 1953 yılında AKŞAM Gazetesi'nin Müdür Yardımcısı ve İstihbarat Şefiydim. Melih Cevdet Anday'ın şiirlerini severek okurdum. Bir gün bir dostumun evinde Melih ile karşılaştım. Dostum bana Melih'in AKŞAM'da yazıp yazamayacağını sordu. Bizim gazetede de Melih, bir kültür- sanat sayfası hazırlayabilirdi. 1953'ün Eylül ayında kültür-sanat sayfası çıktı. Melih'in; Oktay Rifat, Fazıl Hüsnü Dağlarca gibi edebiyatçı arkadaşları bizim kültür-sanat sayfasına yazılar yollamaya başlamıştı. Artık gelen yazıları gazeteye sığdıramıyorduk. Melih, kısa zamanda gazetede de çok sevildi. Melih, bir süre sonra da yardımcım oldu. Bu arada dostluğumuz da ilerledi. Gazeteden çıktıktan sonra beraber meyhaneye gidiyorduk. O zamanlar Melih'le beraber 'Bir Gönülde İki Sevda' isimli bir roman yazıyorduk. Ama Melih kendi adı yerine 'Murat Tek veya Ulvi Ziya Karalar' ismini kullanıyordu. Romanın bölümlerini Melih'le aramızda bölüşmüştük. Daha sonra 'Atom Çağı' yazı dizisini hazırladık. Melih'in gazeteden ayrılması olaylı oldu. Bir gün Necdet Erhem bana; 'Solcu takımına söyle, gazeteyi boşaltsın. Ne kadar komünist varsa hepsini gazeteye toplamışsın' dedi. Necdet Bey, iri yarı bir adamdı. Melih de sinirli yapılı, lafın sözün altında kalmayan biriydi. Ortak bir arkadaşa Melih'i dışarıda beklemesini ve gazeteye gelmemesini söylemesini istedim. Aralarında kavga çıkmasını istemedim. Bu olaydan sonra Melih, AKŞAM'da bir daha yazı yazmadı. Bizim Melih'le dostluğumuz bu olaydan sonra da devam etti. Melih benim 30 senelik dostumdu.'

 

Anday'ın çok sesliliği

30/11/2002 (161 defa okundu)

CELÂL ÜSTER
Melih Cevdet Anday'ı Cumhuriyet gazetesinde çalıştığım yıllarda yakından tanıma olanağı bulmuştum. O günlerde 70'lerindeydi. Birçoklarının gözünde, çok yaşlıdır 70'lerindeki insanlar. Kestirmeden söyleyeyim, Melih Cevdet Anday, gerek düşünceleri, gerek davranışlarıyla gazetenin en genç insanlarından biriydi.
En yenilikçi düşünceler, en hoşgörülü yaklaşımlar, en şaşırtıcı bakışlar, en yeni ve duru Türkçe onun kaleminden çıkıyordu. Değişmemenin kimi kesimlerde bir erdem olarak görüldüğü bir ülkede, Melih Cevdet Anday, temeldeki sağlam dünya görüşünü koruyarak, hep değişimden yanaydı.
Yalnız Türkiye'nin değil, dünyanın en büyük çağdaş şairlerinden biri olan Melih Cevdet Anday'ın, deneme ve gazete yazılarında da az önce saydığım nitelikleri ortaya koyması, kimilerine çok doğal görünebilir. Ama sözü uzatmadan söylemek gerekirse, her büyük yazarda böyle bir tutarlılığı bulmak kolay değildir.
Anday şiirinin ana kaynaklarından biri de mitologyadır. Yıllar önce izlediğim bir televizyon izlencesinde, Anday'ın, kendisine yöneltilen soruya verdiği yanıt, sanırım tüm izleyenler için öğretici olmuştu.

Şairin mitologya dersi
TRT'deki izlencede, her hafta bir edebiyatçı konuk ediliyor, yapıtlarından örnekler okunuyor, bir lisenin öğrencileri de sorular soruyorlardı. Anday'ın bazı şiirleri seslendirildi ve sorulara geçildi. Ama o lisenin edebiyat öğretmenlerinden biri, öğrencilerden önce davranıp soruyu soruverdi:
"Sayın Melih Cevdet Anday, neden Yunan mitologyası?" Kuşkusuz, 'Yunan' sözcüğünü vurgulamıştı öğretmen. Ben tam, Melih bey şimdi öfkelenecek diye düşünürken, o son derece sakin, "Yunan mitologyası değil, mitologya!" dedi. Ardından da, her ozanın ölümsüzlüğün peşinde olduğunu anlattı bir güzel.
Melih Cevdet Anday'ın, bir kitabının adı, 'Çok Sesli Toplum', onun özlediği, düşündüğü, düşlediği, yazdığı dünyayı açık seçik yansıtıyor: "Demokraside 'çok seslilik'ten bizde genellikle 'her kafadan bir ses' çıkması anlaşılıyor. Söylemeye gerek var mı bilmem, her kafadan bir ses çıkması, hiç de demokrasi anlamına gelmez. Çok sesli toplum, değişik görüşlerin, önerilerin ortaya atılabildiği toplumdur..."

 

Dünya tiyatrosunun kaybı

Dünya tiyatrosunun kaybı
Şairin kaleme aldığı 'İçerdekiler' Adana Devlet Tiyatrosu'nda sahneleniyor.

Melih Cevdet Anday, evrensel olanı, insanı ve yaşamdaki karşıtlıkları örtük bir trajik boyutta ele aldığı tiyatro oyunlarıyla da yakalamıştı

30/11/2002 (134 defa okundu)

HASAN ANAMUR
İSTANBUL - Daha çok Orhan Veli ve Oktay Rifat'la birlikte 'Garip' akımını kuran ozanlarından olarak tanınır Melih Cevdet Anday. Onun Hasan Âli Yücel döneminde Milli Eğitim BakanlığıYayın Müdürlüğü'ndeki danışmanlığı, İstanbul Belediye Konservatuvarı'nda 1954'ten 1977'ye kadar süren fonetik-diksiyon hocalığı, 1964-1969 arası TRT Yönetim Kurulu üyeliği, 1979'da, kısa bir süre için de olsa yeni hükümet onu görevden alıncaya kadar Paris'te UNESCO Genel Merkezi'nde üstlendiği denemeci kültür müşavirliği, roman yazarlığı, köşe yazarlığı, düşünürlüğü pek bilinmez. Bir başka bilinmeyen de, ya da az bilinen de, bu evrensel kültür adamının tiyatro yazarlığıdır. Oysa Anday'ın, 60'lı yıllarda yazdığı ve yine bu yıllarda oynanan iki oyunu, 'İçerdekiler' (1965) ve 'Mikadonun Çöpleri' (1967), inanıyorum ki, dünya tiyatro klasikleri arasına girmeleri gereken oyunlardır. Kimi büyük yazarlarımız için olduğu gibi Anday'ın tiyatrosunun da dünyaca tanınamayışının temelinde, kuşkusuz, yabancı dillere çevrilmemiş olması yatmaktadır. Melih Cevdet Anday gibi evrensel boyutu yakalamış bir yazarın yapıtı dünya sahnelerinde de büyük yankılar uyandırırdı, tıpkı Türkiye'de tiyatro çevrelerinde bu iki oyunuyla yarattığı gibi.
Eskil uygarlıkları ve eskil tiyatroyu çok iyi bilen Anday'ın oyunları temelde evrensel olanı, evrensel insanın yaşamını, bu yaşamdaki karşıtlıkları örtük bir trajik boyutta işler. Terentius'un 'İnsanla ilgili hiçbir şey bana yabancı değildir'i onun için de geçerlidir.
İki karşıt gücün çatıştığı bir oyun olan 'İçerdekiler' herhangi bir ülkede, 'polisin (Tanrı'nın?) tevkif kararı olmadan herhangi bir kişiyi süresiz olarak tutuklu bulundurabileceği bir ülkede 'geçer'. Tutukluysa, 'dünyayla bütün ilişiğini kesmiş, kendi içine kapanmış bir insan'dır. Onun kendi içindeki ikilikse baldızı aracılığıyla verilir. İlk başta siyasal gibi algılanabilecek konu temelde insanlık durumunu ve insan ilişkilerinin ruhsal ve cinsel boyutlarını sorgular.
1967'de İlhan İskender Ödülü alan 'Mikadonun Çöpleri' de aynı evrensel ve trajik boyutta, bir kadın ile bir erkek aracılığıyla insanlığı ve yaşamı sorgulayan, bunun sonucunda da oyun kişilerinin, onlarla birlikte de seyircilerin 'catharsis'e, ruhsal arınmaya ulaşmalarını gösteren bir oyundur.
Anday'ın tiyatrosunun boyutu üzerine bu kısa yazı, doğal olarak yetersizdir. Ancak bu büyük tiyatro yazarına saygımızı bu yolla da olsa belirtmek bir görevdi.
'Mikadonun Çöpleri' 19 Aralık'ta Diyarbakır Devlet Tiyatrosu'nda Nermin Uğur rejisiyle prömiyer yapacak.



Melih Cevdet Anday için bugün saat 10.30'da, uzun yıllar yazarı olduğu Cumhuriyet gazetesi önünde bir tören düzenlenecek. Şairin cenazesi, Şişli Camii'nde öğlen vakti kılınacak cenaze namazının ardından Büyükada'da toprağa verilecek.

Melih beyin ardından...

Anday son yolculuğuna uğurlandı

Melih Cevdet ölümsüzlük yolunda

Kimseyi 'yüzsüz' bırakmadı

Kimseyi 'yüzsüz' bırakmadı
Türk edebiyatının iki büyük şairi Can Yücel ile Melih Cevdet Anday ve iki büyük romancısı Latife Tekin ile Yaşar Kemal (soldan sağa) Ara Güler'in objektifine böyle yansıdı.

Ara Güler, Türk edebiyatının '100 Yüz'ünü Yapı Kredi Kültür Merkezi'nde açılan sergide bir araya getirdi. Güler, 'Ben çekmeseydim, Türk edebiyatı yüzsüz kalırdı' diyor

01/12/2002 (119 defa okundu)

OLKAN ÖZYURT
İSTANBUL - "Eğer ben bu insanların fotoğrafını çekmese idim, Türk edebiyatı yüzsüz kalacaktı" diyor Ara Güler. Haksız da sayılmaz. Bugün edebiyat dergilerinin ve gazetelerin sayfalarında sık sık rastladığımız yazın dünyamızın önemli isimlerinin portrelerinin çoğu ona ait. Şimdi bu fotoğraflar Yapı Kredi Kültür Merkezi'nde açılan '100 Yüz' sergisinin ana malzemesini oluşturuyor. Çoğu artık kitaplarda yaşayan yazar ve şairler ile günümüz edebiyatının önemli isimleri Güler'in sergisinde buluşuyor.
Geçtiğimiz aylarda yine Yapı Kredi Yayınları'ndan çıkan 'Yeryüzünde Yedi İz' albümünde dünya düşün hayatına damgasını vuran Bertrand Russel, Tenessee Williams, Lois Aragon, William Saroyan, Marc Chagall, Salvador Dali ve Pablo Picasso'nun fotoğraflarını bizlerle paylaşan Güler, aradan fazla bir zaman geçmeden, şimdi de Türk edebiyatının 100 isminin fotoğraflarını görücüye çıkarıyor.

Bunu da mı Ara çekmiş?
Sergide, Nâzım Hikmet, Ahmet Hamdi Tanpınar, Necip Fazıl Kısakürek, Halide Edip, Peyami Safa, Oğuz Atay, Mine Urgan, Can Yücel, Abdülhak Şinasi Hisar, Nurullah Ataç, Arif Damar, Orhan Pamuk, Latife Tekin gibi Türk edebiyatının yüzyıllık serüvenindeki aktörlerinin fotoğrafları yer alıyor.
Sait Faik, Orhan Veli, Oktay Rifat ve Ahmet Hamdi Tanpınar'ı zaten Ara Güler'in gözünden tanıdık. Ama çok yakın zaman önce yitirdiğimiz Melih Cevdet Anday ile Aziz Nesin, Ece Ayhan, Bilge Karasu, Uğur Mumcu ve Cemal Süreya gibi yazarların da Ara Güler'in gözüne nasıl gördüğünü bu sergi vesilesiyle öğreniyoruz. Bir fotoğrafçının yaşadığı zamana karşı sorumluluğunun bir örneği aslında bu fotoğraflar. Ara Güler, yaşadığı zamana tanıklığını, insanı merkez alarak ve işçisi, balıkçısı, sanatçısı, yazarı ayırt etmeden 'kaydedip' önümüze koyuyor. Yüzleşmek de bize düşüyor. '100 Yüz' sergisi belki sistematik olarak çalışılmış bir projenin sunumu olmasa da Ara Güler'in çok değerli arşivinin ona sunduğu koca bir nimet. Zaten o da bunun farkında. Üstüne basa basa söylüyor: "Bunlar arkadaşlarım, dostlarım. Çoğuyla beş parasız günler geçirdik. Ben de boş durmayıp onların yüzlerini kaydettim."
Dünya çapında sayılı portre fotoğrafçıları arasında ismine sık sık rastladığımız Ara Güler 'Bir Devir Böyle Geçti, Kalanlara Selam Olsun' albümünün önsözünde yaptığı işin amacını da şöyle açıklıyor:

Geleceğe görsel malzeme
"Bir foto muhabirinin işlevi olayların gidişini izlemek değil, devrinin yaşamını, sanatını gelenek ve göreneklerini, insanların nelerle uğraştıklarını, sevinçlerini, üzüntülerini görsel malzeme olarak ileriki çağlara bırakmaktır. Sanatçılar, resim olsun, edebiyat olsun, saz, söz olsun, yaşadıkları dönemin aynasıdır. Kuşkusuz, kendi yaşamları da yaşadıkları dönemin bir parçasıdır. Zaman içerisinde bu insanların yalnız fotoğrafını çekmekle kalmadım, aynı zamanda dostları da oldum. Onlar benim için yalnız fotoğrafı çekilen kişiler değil, dünyamı kuran insanlardır. Bende kurdukları dünyanın güzel bir dünya olduğuna inanıyorum. Her şeyin görselleştiği bu dönemde elimdeki malzemenin herkesin malı olması beni mutlu edecektir." Sergiyle aynı adı taşıyan bir de kitap yayımladı. Nezihe Meriç'in önsözünü yazdığı kitapta yazar fotoğraflarının yanında eserlerinden ufak alıntılarda da bulunuyor. '100 Yüz' sergisi 28 Aralık'a kadar Yapı Kredi Kültür Merkezi'nde.Tel: 0212 252 47 00

Cumhuriyet 30.11.2002

Melih Cevdet Anday hep yalanın, bağnazlığın ve çağdışılığın karşısında yer aldı

Yazınımızın aydınlık adı

FERİDUN ANDAÇ

Şair, romancı, deneme ve oyun yazarı.. Melih Cevdet Anday denilince akla gelen, onun yazarlık kimliğinin bu belirgin yanlarıdır. Ama onun asıl adını bütünleyen ''Garip şiiri'' ve Orhan Veli, Oktay Rifat adlarıdır. Onun, çağdaş yazınımızın oluşumuna tanıklık eden ömrünün önemli bir dönemecidir ''Garip şiiri'' ğ hareketi. O çıkışı, yazmak uğraşısının geleceğini tümüyle belirlemese de bir başlangıç noktasıdır Anday için.

Edebiyata ilgisi çocuk yaşlarda başladı. O günlere dair anılarını şöyle dile getirir Anday: ''Şiir, edebiyat düşkünlüğüm ortaokuldan başlamıştır. Hece vezniyle şiirler de yazıyordum. Ankara'da Orhan ve Oktay'la arkadaşlığımız başlayınca onlarda da aynı sevdayı gördüm. Birbirimize okumaya başladık yazdığımız şiirleri. Sonra Varlık'ta yayınlamaya başladık.'' (1)

Yaşar Nabi Nayır , 1936'da, yeni bir şiir anlayışının örneklerini veren bu üç şairin (Melih Cevdet, Orhan Veli, Oktay Rifat) şiirlerine derginin orta sayfasında yer vermeye başladı. 1941'de Orhan Veli'nin imzası ve önsözüyle yayımlanan Garip kitabında her üç arkadaşın şiirleri yer aldı.

Şairliği

'Garip şiiri' çıkışıyla şiirimizde yeni bir anlayışın oluşmasına öncülük eden Anday, topluma içinden bakarak, duygucu, lirik bir şiir anlayışı geliştirdi. Kentteki 'küçük insan' ın duygu, düşünce dünyası, yaşamından izler ilk kez şiire girdi. ''Rahatı Kaçan Ağaç'' ile onun şiirinin düşünsel boyutu da belirmeye başladı. Şiirinin anlamsal yapısı Telgrafhane ve Yanyana kitaplarında daha da öne çıktı. Söylenen sözün dolaysızlığı, düşünselöz'ün etkileyiciliği Anday şiirinin ilk döneminin belirgin yanını oluşturdu. Toplumsal eleştiri, ironik söylem şiirinde etkileyici bir yan oluşturdu. ''Kolları Bağlı Odysseus'' , onun şiirinin yeni bir evresinin başlangıcını oluşturur. Anlam örüntüsü imgesel yanı öne çıkarır. Şiirinin art alanındaki düşünselöz ile anlamsalöz giderek flulaşarak kurduğu imge dünyası öne çıktı.

Kapalı bir şiir anlayışını öncelediği gözlendi. Konusunu çoğunlukla mitoloji, doğa ve tarihten alan bir şiire yöneldi. ''Göçebe Denizin Üstünde'', ''Teknenin Ölümü'' onun poetik yolculuğunun nirengi noktasını oluşturan yapıtları oldu.

Anday, şiirinde eski Yunan ve Anadolu kültürünün kaynaklarına yönelimini, ortaya koyduğu poetikayı şöyle nitelendirir: ''Bizim şiirimiz divan şiirini de halk şiirini de katarak söylüyorum, hiç Anadolu'nun eskisine yönelmemiştir. Sanki onu yok sayıyor. Bu çok büyük eksiklik. Bu temaları ele almakla biz tarihimizi derinleştirmiş oluyoruz. Çok gerilere götürmüş oluyoruz. Yani o mitoslara sahip çıkmakla yurdumuzu da kazanmış oluyoruz.'' (2)

Deneme yazarlığı

Denemelerinde aydınlanmacı bir bakışın egemen olduğu; çağın insan-toplum gerçeklerine bu eksende baktığını söylemeliyiz ilkten. Emin Özdemir , onun bu yanının altını çizerken şunları söyler: ''Denebilir ki aydınlanmacı yaklaşım yönlendirir Anday'ın denemelerini. (....) İnsanın duygu, düş ve düşünce evrenini sınırlandıran tüm bağları kırmaya çalışır. Yeninin, doğrunun ve gerçeğin ardındadır o. Yalanın, bağnazlığın, çağdışılığın da karşısında.'' (3) Sorunlara bakışı, yaklaşımı kadar; günceli evrensel kılan bir bakışın egemen olması Anday'ın denemeciliğinin düşünsel boyutunu gösterir bizlere. Türkçeyi kullanmadaki özeni, yeni bir dil yaratmak kaygısı onu üslupçu bir denemeci kılar. Kolay anlaşılır, düşündürücü, sorgulayıcı bir yanı vardır. Okurunu katılımcı kılar. Denemeciliğinin felsefi boyutu yaşamı algılama, yorumlamaya dayalı bir öz gösterir. Yaşamın ve evrenin varoluşuna bu eksenden bakar.

Romancılığı

Romanlarında birey-toplum ilişkilerini, belirli bir dönem ekseninde konu edinen Anday; bir yanıyla toplumsal yaşamdan kesitler sunarken öte yanıyla da bu koşullardaki bireyin dünyasını, ilişkilerinin yansıdığı boyutları gösterir. Dönemsel/tarihsel gerçekliklere bakışı, yansıtışı bireyin dünyasında olup bitenleri göstermede bir fon niteliğindedir adeta. Onların gelişme/ değişme çizgilerini yansıtırken, bu oluşuma etki eden ''neden/niçin'' leri bu izleklerle açımlar. Onun ''gerçek'' e bakışı, yorumlayışı düşün insanı yanının belirgin izlerini taşır. Toplumsal altüst oluşun yansılarını, çözülen yaşamlardaki değişimi konu edinirken gerçeklik duygusunu etkileyici bir atmosfer çizerek verir. Bu anlamda ''Aylaklar'' la çizilen değişim döneminin panoraması, ''Gizli Emir'' ve ''İsa'nın Güncesi'' 'nde öne çıkan toplumsal baskı ortamında bireyin dünyası, ''Raziye'' de sığınılan doğa gerçekliği; onun romanının katmansal boyutlarını ortaya koyarlar.

Oyun yazarlığı

Oyunlarında bireyin içsel gerçekliğinin yansıdığı durumları konu edinir çoğunlukla. Bu durumlardan yola çıkan Anday, çağdaş insanın içsel dramını anlatır aslında. Ayşegül Yüksel , onun tiyatrosunun özelliklerini şöyle sıralar: ''Melih Cevdet Anday'ın oyunları içsel yaşantılar üstüne kurulmuştur. Dış çatışmalara dayandırılmış yoğun olaylar dizisi Anday'ın hiçbir tiyatro yapıtında görülmez. Anday tiyatrosunda yalnızca 'dramatik durum' ve oyun kişileri vardır. 'Dramatik durum' kişilerin içsel yaşantılarının dışavurumunu sağlamada vazgeçilmez bir işlev taşır.'' (4)

1) Konur Ertop, 'Melih Cevdet Anday Şiir Dünyasını Anlatıyor' , H. Gösteri, Kasım 1991, Sayı: 132

2) K. Ertop, agy.

3) Emin Özdemir, 'Anday'ın Denemeleri ve Denemelerinin Dilsel Örüntüsü' , agy., s.35

4) Ayşegül Yüksel, 'Melih Cevdet Anday Tiyatrosunda İç Devinim' , Agy., s.165.

MELİH CEVDET ANDAY CUMHURİYETYAZARLARIYLA BİRLİKTE - Soldan sağa: Melih Cevdet Anday, İlhan Selçuk, Hıfzı Veldet Velidedeoğlu, Nadir Nadi, Mehmed Kemal. Arka sıra: Yılmaz Şipal, Sami Karaören, Oktay Akbal, Muammer Tuncer.

(Fotoğraf: ERGUN ÇAĞATAY)


***

Cumhuriyet 30.11.2002

Cumhuriyet devrimine ışık tutan Anday ve Tanör'ün sevenleri üzüntülerini dile getirdiler

Bilim ve sanat dünyası yasta

*Cumhurbaşkanı Sezer, Anday'ın, ulusun beğenisini kazanan, seçkin yapıtlarıyla her zaman anımsanacağını bildirdi. TBMM Başkanı Arınç, Anday'ın ölümü nedeniyle yayımladığı mesajda ''Hepimizin belleğinde önemli izler bırakan eserlerle daima yerini koruyacak edebiyat ustasının aramızdan ayrılması büyük bir kayıptır'' dedi. CHP lideri Baykal, Anday'ın şiir ve edebiyat dünyasına unutulmaz eserler kazandıran önemli bir kültür adamı olduğuna dikkat çekti. Türkiye İnsan Hakları Kurumu Başkanı Helvacı, Prof. Tanör'ün yetkin bir anayasa uzmanı olduğunu vurgulayarak "Ülkemiz, değeri yeterince bilinmeyen büyük bir insanını yitirdi'' dedi.

İSTANBUL/ANKARA (Cumhuriyet)- Türk bilim ve yazın dünyası iki duayenini kaybetmesinin acısını yaşıyor. Bilim adamı ve yazar Prof. Bülent Tanör ile şair-yazar Melih Cevdet Anday 'ın, yaptıklarıyla hep yol gösterici olduğu belirtilerek ''Bu iki aydının bıraktıklarıyla cumhuriyeti ve toplumu daha da aydınlatacakları konusunda kimsenin kuşkusu olmasın'' denildi.

Cumhuriyet devrimine ışık tutan iki aydın Prof. Bülent Tanör ve Melih Cevdet Anday'ın önceki gün yaşamını yitirmesi bilim ve sanat dünyasını yasa boğdu. Anday ve Tanör'ün sevenleri, okurları telefon, faks ve telgraflarla duydukları üzüntüyü diye getirdiler. Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer , Türk yazınının gelişmesine önemli katkılarda bulunan Melih Cevdet Anday'ın, ulusun beğenisini kazanan seçkin yapıtlarıyla her zaman anımsanacağını bildirdi.

TBMM Başkanı Bülent Arınç , ''Türk edebiyatına çok değerli katkılarda bulunan ve hepimizin belleğinde önemli izler bırakan eserlerle daima yerini koruyacak edebiyat ustasının aramızdan ayrılması büyük bir kayıptır'' dedi.

Adalet Bakanı Cemil Çiçek yaptığı yazılı açıklamada, Anday ve Tanör'ün vefatlarından duyduğu üzüntüyü dile getirdi.

Çelik'ten başsağlığı mesajı

Kültür Bakanı Hüseyin Çelik de kültür dünyasının büyük ustalarından Anday'ı yitirmenin derin üzüntüsünü yaşadığını ifade ederek ''Derin kültür birikimi ile yazdığı eserlerini çok sayıda almış olduğu ödülle pekiştiren Anday'ın vefatı nedeniyle kültür sanat dünyamıza ailesine sevenlerine sabır ve başsağlığı dilerim'' dedi.

CHP Genel Başkanı Deniz Baykal mesajında, Anday'ın şiir ve edebiyat dünyasına unutulmaz eserler kazandıran önemli bir kültür adamı olduğuna dikkat çekti.

Gazi Üniversitesi Öğretim Üyeleri Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Mustafa Altıntaş , Anday ve Tanör'ün ölümleriyle yarattıkları boşluğun doldurulamayacağını kaydederek iki aydını ''içimizi ışıtan, yüreğimizi arındıran, yaşam ve savaşım gücümüzü bileyen, hepimizin öğretmeni, iki kutup yıldızı, iki dev" olarak niteledi.

İnşaat Mühendisleri Odası Genel Sekreteri Şevket Çorbacıoğlu ise ''Cumhuriyete ışık tutan iki aydın insanın aramızdan ayrılışlarıyla ulus olarak üzüntü içerisindeyiz'' dedi.

Avukat Halit Çelenk , büyük acı duyduğunu vurgulayarak ''Bir defa Anday'ın şiirlerini okurken, şiirin niteliğini anlıyor ve öğreniyorsunuz. Şiirin tadını belliyorsunuz'' dedi. Çelenk, Tanör'ün de Türkiye'nin yetiştirdiği ender hukukçulardan olduğunu anımsatarak ''Kitaplarında Türk Ceza Yasası'nın 142. maddesinin düşünce özgürlüğü ve baskıcı uygulamalarını anlattı. Benim aldığım ilgi çekici kararları da kitaplarında işledi, eleştirdi. 142. maddenin faşist niteliğini herkese anlattı'' diye konuştu.

Apaydın: Yeri doldurulamaz

Yazar Talip Apaydın ise Anday'ın yeri doldurulamayacak bir düşün ve yazın adamı olduğunu vurgulayarak ''Bizim kuşağın, bizden sonraki kuşağın yetişmesinde çok etkili oldu. Birçok şiiri belleğimdedir ve sık sık okurum. Onunla beslenirim'' dedi.

Kıbrıs, Balkanlar, Avrasya Türk Edebiyatları Kurumu Genel Başkanı Metin Turan , yaptığı açıklamada, Anday'ın Balkanlar ve dağılan Sovyetler Birliği içindeki ülkelerde de Türk edebiyatı ve şiirini temsil etmede önemli bir övünç kaynağı olarak her zaman saygıyla anılacağını bildirdi.

Türkiye İnsan Hakları Kurumu Başkanı Nevzat Helvacı , yaşamını yitiren Prof. Dr. Bülent Tanör'ün yetkin bir anayasa uzmanı olduğunu dile getirdi. Tanör'ü yitirmiş olmanın acısını yüreğinde hissettiğini belirten Helvacı, şu görüşleri dile getirdi: ''Türkiye'nin insan hakları sorunları adıyla yayımladığı iki ciltlik yapıtı ülkemizde bu alanda yaşanan sorunlara somut bilimsel ve ciddi bir yaklaşımın ürünüdür. Kurtuluş ve Kuruluş adını taşıyan yapıtları, ulusal kurtuluş savaşımızı ve devrimleri yeni bir bakış açısıyla en doğru biçimde değerlendiren bilimsel çalışmalardır. Tanör, Türkiye İnsan Hakları Kurumu'nun kurucu üyesi olarak insan hakları savaşımına eylemli bir biçimde katılmıştı. Ülkemiz, değeri yeterince bilinmeyen büyük bir insanını yitirdi.''

Sertel Gazetecilik Vakfı Başkanı Doç. Dr. Yıldız Sertel de Bülent Tanör'ü Atatürk 'ü, Atatürkçülüğü ve devrimleri en iyi anlamış ve anlatmış bir bilgin olarak nitelendirdi. Sertel, "Baba dostu ve büyük şair ve yazar Melih Cevdet Anday ile Tanör'ü acı acı anarken, soruyorum, 'Bu memlekete ne vakit hürriyet kollarını sallaya sallaya gelecek' " açıklamasını yaptı.

Anday son yolculuğuna uğurlanıyor

İstanbul Haber Servisi - Türk edebiyat dünyasına damgasını vuran gazetemiz yazarı, 'Garip' akımının öncülerinden Melih Cevdet Anday (87) bugün son yolculuğuna uğurlanıyor. Anday için ilk tören bugün saat 10.00'da gazetemizin Cağaloğlu'ndaki merkez binası bahçesinde düzenlenecek. Anday, öğleyin Şişli Camii'nde kılınacak cenaze namazının ardından Büyükada Mezarlığı'nda toprağa verilecek.

Melih Cevdet Anday, solunum ve böbrek yetmezliği tanısıyla yatırıldığı Marmara Üniversitesi Koşuyolu Hastanesi'nde önceki gün yaşamını yitirdi. Türk yazınının duayenlerinden şair ve yazar Melih Cevdet Anday 1915 yılında İstanbul'da doğdu. Liseyi bitirince önce Hukuk Fakültesi'ne, ardından Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi'ne girdi, ancak öğrenimini tamamlayamadı. Bir süre Devlet Demiryolları'nda çalışan Melih Cevdet Anday, bu kurumun olanaklarından yararlanarak Belçika'ya sosyoloji öğrenimi görmeye gitti. İlk şiiri Ukde 1936 yılında Varlık dergisinde yayınlanan Anday'ın şiirin yanı sıra roman, deneme, anı ve köşe yazıları da bulunuyor.


***

Cumhuriyet 01.12.2002

Büyük şair ve düşünce adamı Melih Cevdet Anday, son yolculuğuna sevenlerince uğurlandı

Ölüm soğuk, yürekler sıcak

Karanfiller ve gözyaşları arasında ölümsüzlüğe uğurlanan yazarımız Melih Cevdet Anday için 35 yıl yazarlık yaptığı Cumhuriyet gazetesi bahçesinde tören düzenlendi. Alkışlarla uğurlanan Anday'ın cenazesi Şişli Camii'nde öğleyin kılınan cenaze namazının ardından Büyükada Mezarlığı'nda toprağa verildi.
Y akın dostu ve gazetemiz imtiyaz sahibi İlhan Selçuk, Cumhuriyet'te düzenlenen törende "Şimdi bize düşen şey, Türkiye'deki dünyamızı güzelleştirmek için çalışmak. Ona son yolculuğunda, ülkemiz insanlarının biraz daha güzelleşeceği sözünü vererek güle güle diyelim" diye konuştu.

İstanbul Haber Servisi / Kültür Servisi - Türk edebiyatında yeni bir dönem açan ''Garip'' hareketinin öncülerinden, şair, aydınlanmacı düşünce adamı Melih Cevdet Anday' ı dostları, okurları, yol arkadaşları dün ''yanık yanık kokan karanfiller'' le ölümsüzlüğe uğurladı.

Anday için 35 yıllık yazarı olduğu Cumhuriyet gazetesi bahçesinde düzenlenen törende konuşan gazetemiz imtiyaz sahibi ve yakın dostu İlhan Selçuk, Türkiye'nin, Anday'ın düşündüğü noktada olmadığını ifade etti. Şair, yazar Anday, Şişli Camii'ndeki öğleyin kılınan cenaze namazından sonra Büyükada Mezarlığı'nda toprağa verildi.

Solunum ve böbrek yetmezliği tanısıyla yatırıldığı Marmara Üniversitesi Koşuyolu Hastanesi'nde 28 Kasım'da yaşamını yitiren şair-yazar Anday'ın cenazesi hastaneden, Dekan Yardımcısı Doç. Dr. Ali Serdar Fak ile doktor ve hemşireler tarafından uğurlandı.

Cumhuriyet'te tören

Anday'ın cenazesi 35 yıl yazarlık yaptığı Cumhuriyet gazetesi bahçesinde yakınları, yazarlar, siyasetçiler, gazeteciler, okurları, aydınlar ve çalışanlardan oluşan topluluk tarafından karşılandı. İlhan Selçuk, törendeki konuşmasına ''Melih Cevdet'in burada yattığına ve benim de bir konuşma yapmak durumunda kalacağıma inanamıyorum. Bütün bir yaşamı neredeyse birlikte geçirmiş gibiyiz'' sözleriyle başladı. Gazete binasının bütün odalarının Anday'ın esprileri, kahkahaları, fikirleri ve şiirleriyle dolu olduğunu ifade eden Selçuk ''Geçmişten geleceğe bir kamera ve bir ses kayıt aleti olsaydı ve bütün bunlar saptansaydı, belki yüzlerce cilt doldurulabilirdi'' dedi.

Türkiye'nin şu anda Melih Cevdet'in düşündüğü noktada olmadığının altını çizen Selçuk şöyle devam etti:

''Şimdi bize düşen şey, eğer Melih Cevdet'i seviyorsak, bu dünyamızı, Türkiye'deki dünyamızı güzelleştirmek için çalışmalıyız. Bunun başka bir teselli yolu yoktur. O zaman Melih Cevdet ile yaşıyormuş gibi olacağız ve ülkemiz insanlarının biraz daha güzelleşeceğini, ona burada son yolculuğunda bu sözü vererek 'güle güle' diyelim. O, ölümsüzlüğe doğru bir anlamda şiirleriyle zaten yürüyor. Bir tesellimiz de bu olabilir.''

Anday'ın cenazesi alkışlar arasında cenaze arabasına konulduktan sonra Şişli Camii'ne götürüldü.

Konuşmayı özledi

Suna Anday da eşinin konuşmayı çok sevdiğini belirterek hastanede kendisine en çok konuşmayı özlediğini söylediğini kaydetti. CHP Genel Başkanı Baykal ''Edebiyatımızın, kültür ve sanat dünyamızın çok seçkin ve önemli bir ismini kaybettik'' dedi. Prof. Dr. Erdal İnönü de Anday'ın ölümümün ülke ve edebiyat için büyük bir kayıp olduğunu belirtti.

CHP Milletvekili Zülfü Livaneli Anday'ın kendi kuşaklarının yetişmesinde, büyümesinde ve düşünce dünyalarının gelişiminde çok önemli bir yere sahip olduğunu belirti. Oyuncu Uğur Yücel ise, ''Bizim ruhlarımıza pencereler açtı. Bizim huzurumuzu kaçırdı, düşünmeye yöneltti. Anlam kazandırdı bizlere'' dedi.

Anday'ın cenazesi, Şişli Camii'nde öğle namazından sonra kılınan cenaze namazının ardından bir süre omuzlarda taşındı. Ambulans vapurla Büyükada'ya götürülen Anday'ın cenazesi, Adalar Belediye Başkanı Coşkun Özden ve Adalı dostları tarafından karşılandı. Anday'ın cenazesi ve törene katılanlar yine Adalar Belediyesi'ne ait araçlarla Büyükada Mezarlığı'na taşındı. ''Garip'' şair, burada karanfiller ve yakınlarının gözyaşları arasında toprağa verildi. Mezarlıktaki törende bir konuşma yapan gazetemiz yazarı ve şair Ataol Behramoğlu, ''Anday, evrensel hümanizmayı yakalamış bir düşünce adamıydı'' dedi.

Düzenlenen törenlere katılan sanatçı, siyasetçi ve dostlarının bazıları şunlar: Melih Cevdet'ın eşi Suna Anday ve oğlu İdris Anday, Prof. Dr. Erdal İnönü, CHP Sıvas Milletvekili Nurettin Sözen, CHP İstanbul milletvekilleri Yaşar Nuri Öztürk , Zülfü Livaneli, Bülent Tanla , Mehmet Sevigen , Onur Öymen , eski CHP Genel Başkanı Altan Öymen , Esenyurt Belediye Başkanı Dr. Gürbüz Çapan , DİSK Genel Başkanı Süleyman Çelebi , Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Orhan Erinç , Türkiye Gazeteciler Sendikası Başkanı Şükran Soner , gazetemiz genel yayın yönetmeni İbrahim Yıldız, Meriç Velidedeoğlu , Şükran Kurdakul , Bilgesu Erenus, Ali Erenus, Lale Müldür , Mücap Ofluoğlu , Vedat Türkali , Ahmet Oktay , Fethi Naci , Semih Gümüş , Komet, Bedri Baykam, Nuri İyem , Demirtaş Ceyhun , Cevat Çapan , Şakir Eczacıbaşı , Marti Eyuboğlu , Doğan Hızlan , Hüseyin Baş , Firuzan Kanık, Celal Üster , Ferit Edgü , Turgut Kazan , Ülkü Tamer , Ferhan Şensoy , Tahsin Yücel , Orhan Duru , Gürbüz Barlas, Müşfik Kenter , Kadriye Kenter, Erdal Özyağcılar ve Güzin Özyağcılar, Hadi Çaman , Şemsi İnkaya , Yavuz Baydar , Celal Başlangıç , Yalçın Bayer , Tuncay Özkan, Su Yücel, Ayşe Emel Mesci, Turgay Fişekçi, Prof. Dr. Ahmet Ercan, Arif Damar, eski CHP İl Başkanı Mehmet Bölük, Ziya Sal, Mürşit Balabanlılar, Hayati Asılyazıcı, Perihan Ergun, Suna Aras, Mustafa Köz, Gülsüm Cengiz, Orhan Karaveli, İşçi Partisi İstanbul İl Başkanı Turan Özlü, Adnan Akfırat, Neslihan Yargıcı, Mehmet Zaman Saçlıoğlu, Özdemir İnce, Nurer Uğurlu, Aydın Hatipoğlu, Ömür Candaş, Eray Canberk, Anıl Meriçelli, Necati Güngör, Ahmet Necdet, Bedrettin Aykın, Güngör Gençay, Osman Bozkurt, Cüneyt Türel, Leylâ Erbil, Kamil Masaracı, Engin Ayça, Gülsen Tuncer, Meltem Ahıska, Ergin Ertem, Seyhan Erözçelik, Ömer Uluç, Emin Karaca, Necmi Tanyolaç, Hikmet Altınkaynak, Erol Özkök, Öner Cıravoğlu, Prof. Dr. Bedia Akarsu, Alpay Kabacalı, Sevgi Sanlı, Kemal Özer, İsmet Kemal Karadayı, İskender Fikret Aktüre, Anı Mençelli, Ahmet Miskioğlu, Cüneyt Türel, Mehmet Birkiye, Gülriz Sururi, Selçuk Kayatunç.

Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer Anday'ın eşi Suna Anday'a çektiği telgrafta, ''Eşinizin yazın dünyamızın saygın ismi Melih Cevdet Anday'ın vefatından büyük üzüntü duydum. Kendisine Tanrıdan rahmet size ve ailenize başsağlığı diliyorum'' dedi.

Başbakan Yardımcısı ve Devlet Bakanı Mehmet Ali Şahin, Anday'ın Türk edebiyatına ve şiirine sonsuz katkıları olduğunu vurguladı. Başbakan Yardımcısı ve Devlet Bakanı Doç. Dr. Abdüllatif Şener ise Cumhuriyet ailesine başsağlığı diledi.

Adalet Bakanı Cemil Çiçek , Anday ile Bülent Tanör 'ün yaşamlarını yitirmeleri nedeniyle dün gazetemizin Ankara bürosunu ziyaret ederek başsağlığı dileğinde bulundu.


Vefat ettiği Marmara Üniversitesi Koşuyolu Hastanesi'nden doktorları ve hemşireler tarafından uğurlanan 'Garip şair'in cenazesi, karanfiller ve gözyaşları arasında toprağa verildi. ( Fotoğraflar: UĞUR DEMİR, VEDAT ARIK)

***

Cumhuriyet 30.11.2002

POLİTİKA GÜNLÜĞÜ

HİKMET ÇETİNKAYA

Ölüm Sancağı...

Ateş bana varır ve ölüm yaşama!..

Belki bir şafak vaktinde bıçak yaraya varır, gökkuşağı yağmura, gülümseyiş gözyaşına, okşayışlar tehdide!..

Düşen sesin halkalarında bir esinti olur anılar, ölümsüz ve yalın unutuşta çoğalır sevdalar!..

Bir delişmen çocuk ağlıyordur tek başına ormanda, bir genç kız sonbahar sabahında çoğalıyordur uzak kentlerin birinde, bir aşk başlıyordur bilinmez türkülerin eşliğinde, bir ölüm sancağı çekiliyordur çakmak çakmak yanan şairin gözlerinde...

Mavi bir rüzgârdır esen Gökova 'dan içerilere doğru, bir çığlık, denizdir sanki konuşan ya da yitirilmiş aşklar durağında ölümdür ona el sallayan...

Üç yıl önce bir hastane odasında Şükran Kurdakul 'la Melih Cevdet Anday 'a bakıyordum...

Sanırım 1999 Martı'ydı...

İzmir Dokuz Eylül Üniversitesi'nde tek kişilik odada, mavi gözlerini kapamış mışıl mışıl uyuyordu...

Melih Cevdet Anday'dı onun adı...

Baktım Fikret İlkiz de gelmişti...

TÜYAP Kitap Fuarı için İzmir'deydik...

İlhan Selçuk telefonla aramış, Bodrum'da bir hastaneye kaldırılan Anday'ı Prof. Dr. Emin Alıcı 'ya teslim etmiştik 9 Eylül Üniversitesi'nde...

Anday'ın eşi, Suna Anday şaşkındı...

Milas Ören'deki evlerinde otururken birden fenalaşmıştı...

Konuşamıyordu Melih Cevdet Anday...

Emin Alıcı'ya sordum:

''Nedir durumu Melih Ağabey'in...''

Alıcı ''Birkaç gün daha yatacak'' deyip ekledi:

''Sadece konuşma zorluğu çekiyor...''

O tarihte 84 yaşındaydı Melih Cevdet Anday...

Birden gözlerimi yumdum...

Oktay Rifat 'ı, Orhan Veli 'yi anımsadım, onların dizelerinde aydınlık bir gökyüzünü, yaşamın o bölük pörçük fotoğraflarını gördüm...

Ve Melih Cevdet'in dizelerinde yeni bir yolculuğa çıktım:

''Dağıtır saçlarını ve yalvartıp uzaktan

Mavi bir iklim gibi çağırır beni sesin,

Tertemiz göklerinde dal dal erguvan açan

Rüyalarıma ışık ve özlem serpmektesin.''

***

Belki bir ağaç, bir koru, belki bir bahçe ya da sihirli bir ırmak var dışarıda...

İlk haberi İbrahim Yıldız verdi:

'' Bülent Tanör 'ü kaybettik!''

İçimden bir şeyler koptu!..

Büyük kızım Emrah 'ı aradım hemen...

O da biliyordu Bülent'in öldüğünü...

Bülent, kızımın hocasıydı İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nde...

Yıllarca Bülent'in yanında asistanı olarak çalışmıştı...

Dışarıda sonbahar güneşi insanı ısıtıyordu...

Sultanahmet Meydanı'na çıktım...

Cumhuriyet devrimlerinin, laikliğin ve demokrasinin en bilinçli yorumcularından birisiydi Bülent Tanör...

Bilim etiğinin simgesiydi!..

Düşünce insanıydı...

O, ne çektiyse sahte Atatürkçülerden çekmişti!..

12 Eylül 1980 askeri darbesiyle üniversiteden uzaklaştırıldı...

Melih Cevdet Anday ve Bülent Tanör'ü mavi bir rüzgâr bizden kopardı...

Her ikisini son gördüğümde yüzlerinde yorgun sürgünlerin izi vardı...

Geçen yıl babası Cahit Tanör 'ü yitirmişti Bülent...

Ben Cahit Amca'yı 1960'lı yıllarda Manisa'da Türkiye İşçi Partisi il başkanıyken tanımıştım...

Anılarım vardı Cahit Amca'yla...

Telefon etti Bülent:

''Hikmet, bu özelliklerini ben bilmiyordum babamın, iyi ki yazmışsın...''

****

İçimde bir hüzün var bugün!..

Bir tuhaf iç çekiş belki...

Bülent'i öğretim üyeliğinden atmak için çaba harcayanlar acaba şimdi ne düşünüyor?

Akan kanın dalgalarında ses veren iki yürek, zaman ağaçlarına saklanmış iki ayrı yaşam, karanlık şarkıların eşliğinde ölümü anlatıyor bize!..

Parlak bir güneşin ölgün tortusu kalıyor dudaklarımızda...

Ne diyordu Melih Cevdet:

''Balkonunun altında

Düş kurarak uyuduğunu düşünmek

Bana bu gece yalnızlığımı

Ve mutluluğumu hatırlatıyor.''

hikmet.cetinkaya@cumhuriyet.com.tr

Faks numaramız: 0212/ 513 90 98

***

Cumhuriyet 29.11.2002

Yapıtlarıyla yazınımıza damgasını vuran Melih Cevdet Anday'ı dün akşam yitirdik

Son 'Garip' de gitti

Şiirimizin yenileşmesini sağlayan Garip hareketi Melih Cevdet Anday'ın, Orhan Veli ve Oktay Rifat ile birlikte lise yıllarında başlayan dostluklarından doğdu. İlk şiiri Ukde 1936 yılında Varlık dergisinde yayımlanan Anday'ın şiirin yanı sıra roman, deneme, anı, köşe yazıları da bulunuyordu.

Kültür Servisi - Çarşamba gecesi yoğun bakıma alınan Türk edebiyatının duayenlerinden Melih Cevdet Anday (87), solunum ve böbrek yetersizliği tanısıyla yatmakta olduğu Marmara Üniversitesi Koşuyolu Hastanesi'nde dün akşam yaşama veda etti.

Şair ve yazar Melih Cevdet Anday 13 Mart 1915'te İstanbul'da doğdu. Büyük dedesi Mirliva Mehmed Raşid Paşa , Osmanlı Devleti'nin ilk ''eczacı paşasıydı'' . Çocukluğu ailesinin Kadıköy Bahariye'deki evinde geçen Melih Cevdet, ilkokulu eski Fenerbahçe Stadyumu'nun yanındaki taş mektepte, ortaokulu Kadıköy Sultanisi'nde okudu. Babasının görevi dolayısıyla lise öğrenimini Ankara'da, Ankara (Gazi) Lisesi'nde tamamladı. Dokuzuncu sınıfta okuduğu sırada, Orhan Veli ve Oktay Rifat ile tanıştı, arkadaş oldu. Şiirimizin yenileşmesini sağlayan Garip hareketi bu arkadaşlıktan doğdu.

Liseyi bitirince önce Hukuk Fakültesi'ne, ardından Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi'ne yazıldıysa da, öğrenimini sürdürmedi. Bu süre içinde Devlet Demiryolları'nda memur olarak çalışmıştı. Bu kuruluşun olanaklarından yararlanarak sosyoloji öğrenimi görmek üzere Belçika'ya gitti.

37 yıl Cumhuriyet'te yazdı

İlk şiiri Ukde , 1936'da Varlık dergisinde yayımlandı. Şiirleri ayrıca Ses (1940 - 1941), Yaprak (1948 - 1950), Yeditepe (1951 - 1962), Papirüs, Yeni Ufuklar, Yeni Dergi, Soyut, Ataç, Dönem, Yön vb. dergilerde yayımlandı. Daha sonra, Yaşar Nabi , yeni bir şiir anlayışı getiren Anday'a, Orhan Veli ve Oktay Rifat ile birlikte, derginin orta sayfasını ayırdı. 1941'de tek kitap olarak Orhan Veli'nin imzası ve önsözüyle yayımlanan, bu üç şairin şiirlerini kapsayan Garip daha sonra, yeni şiir hareketinin de adı oldu.

Askerliğinden sonra Hasan Âli Yücel 'in önerisiyle Milli Eğitim Bakanlığı Neşriyat Müdürlüğü'nde memurluğa başladı. Bu görevde bulunduğu sırada ikinci kez askere alındı. 1946 seçimlerinden sonra Milli Eğitim Bakanlığı'na Reşat Şemsettin Sirer getirilince Konya'ya atandıysa da Kütüphaneler Genel Müdürü'nün araya girmesiyle, Ankara Kitaplığı tasnif memurluğunda çalıştı.

İki yıl sonra görevinden ayrılarak İstanbul'a dönen Anday, 1953 - 1954 yılları arasında Akşam gazetesinde sayfa sekreterliği yaparken gazetenin sanat-edebiyat sayfasını da hazırlıyordu. ''Solcu'' olduğu için işine son verilince Doğan Kardeş Yayınları'nın kitap bölümüne girdi; çeviriler yaptı, kitapların baskı işleriyle uğraştı. Ve yine aynı nedenle işinden çıkarıldı.

1958'de Cihad Baban ve Semih Tanca 'nın yönetimindeki Tercüman gazetesinde, Yaşar Tellidede adıyla köşe yazıları yazmaya başladı. Bir ay kadar da kendi adıyla yazdıktan sonra, bu işine de son verildi.

Büyük Gazete, Yeni Tanin ve İkdam 'da kendi imzasıyla ya da Yaşar Tellidede, Niyazi Niyazoğlu , Murat Tek vb. takma adlarla köşe yazıları, denemeler ve yine takma adlarla tefrika romanlar yazarak geçimini sağlayan Anday, 1960'tan sonra Nadir Nadi 'nin önerisiyle gazetemizde yazmaya başladı ve 1997'ye dek yazılarını sürdürdü. Kendi adıyla yazdığı dört romanı Aylaklar, Gizli Emir, İsa'nın Güncesi ve Raziye ile anıları Geçen Zaman Duran Zaman da önce gazetemizde yayımlandı. Bu arada 2000'e Doğru dergisinde de yazıyordu.

Ödüllerle Anday

Anday, İstanbul Belediye Konservatuvarı Tiyatro Bölümü'nde fonetik-diksiyon öğretmenliği yaptı, LCC özel tiyatro okulunda da mitologya dersleri verdi. 1964 - 1969'da TRT Yönetim Kurulu üyeliğinde, 1979 - 1980'de Paris'te eğitim müşavirliği görevinde bulundu.

Yanyana (1964) adlı şiir kitabı 142. Madde'ye aykırı görülerek toplatıldı, sonra da serbest bırakıldı. 1967 - 1968 tiyatro mevsiminde Ankara Sanat Sevenler Derneği tarafından yılın en iyi oyun yazarı seçildiği Mikadonun Çöpleri adlı oyunuyla İlhan İskender Armağanı'nı kazandı. Gizli Emir 'le TRT 1970 Sanat Ödülleri Yarışması'nda roman türünde başarı ödülünü, Buz Sarayı ( Tarjei Vesaas 'tan) roman çevirisiyle Türk Dil Kurumu 1973 Çeviri Ödülü'nü, Teknenin Ölümü ile 1976 Yeditepe Şiir Armağanı'nı, 1978'de tüm şiirlerini topladığı Sözcükler ile Sedat Simavi Vakfı Edebiyat Ödülü'nü, Ölümsüzlük Ardında Gılgamış ile 1981 Türkiye İş Bankası Ödülü'nü, Ölümsüzler ya da Bir Cinayetin Söylentisi oyunuyla 1984 Enka Sanat Ödülü'nü, 1991'de TÜYAP Onur Ödülü'nü, 2000'de Aydın Doğan Vakfı Şiir Ödülü'nü aldı.

1997 yılında Uludağ Üniversitesi'nin düzenlediği 5. Kültür Sanat ve Spor Şenliği kapsamında Bursa'ya davet edilen Anday'a fahri doktora unvanı verildi. Melih Cevdet Anday'a ayrıca geçen yıl Müjdat Gezen Sanat Merkezi'nce en iyi yazar ödülü verilmişti.


Melih Cevdet Anday, 1960'tan sonra Nadir Nadi'nin önerisiyle gazetemizde yazmayla başlamış ve 1997'ye kadar yazılarını sürdürmüştü.

***

Cumhuriyet 30.11.2002

PENCERE

İLHAN SELÇUK

Dincilerin Temel Sorunu...

İkisini de yürekten sevdiğimiz iki Cumhuriyet dostunu, iki gönül adamını, Türkiye'nin iki değerli kişiliğini bir günde yitirdik...

Melih Cevdet Anday ..

Bülent Tanör ..

İkincisi hukuk dünyamızda yıldızlaşmıştı, 'Aydınlanma' yolundaki bilimsel yürüyüşüyle tüm ülkede haklı bir ün kazanmıştı.

Birincisinin edebiyat dünyamızdaki yeri neydi?..

Türkçe konuşan kime beş şair adı sorsan, Melih Cevdet'i saymadan geçemezdi. Orhan Veli-Oktay Rifat-Melih Cevdet üçlüsünü tanımadan Türkiye'de yaşanabilir mi?.. Okul kitaplarına geçmiş bir şairimiz değil mi Melih Cevdet Anday?..

Anday'ı ve Tanör'ü yitirişimizin ertesi günü gazeteleri açtım...

Vah benim gazetelerime!..

**

Ancak bugün dile getirmek istediğim sorun artık tümüyle magazinleşen basınımızın hal-i perişanı değil, dinci gazetelerimizdeki ''durum vaziyeti'' ...

Yeni Şafak, Milli Gazete, Vakit ve Zaman'ın olay karşısındaki tutumları neydi?..