DİKKAT! Bu
sayfalar tanıtım amaçlıdır. Berk
Dersanesi'nden
izin alınmadan kesinlikle ticari amaçla
kullanılamaz.
Katkılarından
dolayı Berk
Dersanesi'ne
teşekkür eder, başarılar dileriz.
Motivasyonun Sağlanmasında Ailenin Rolü
Motivasyon, insanın istek ve ihtiyaçlarının farkına varması ve bunları gerçekleştirmek için
harekete geçmesidir.
Motivasyonu olumlu yada olumsuz
etkileyen bazı faktörler vardır. Bunlardan biri ailedir. Aile, farkında
olarak yada olmayarak, gencin motivasyon düzeyini etkiler. Bu etkileme olumlu
yönde olabildiği gibi zaman zaman da olumsuz yönde olabilir. Tabii ki hiçbir anne baba, bu kadar
önemli bir dönemde çocuğunun motivasyonunu olumsuz etkilemek istemez. Ancak gencin iyiliği adına
yapılan bazı davranışlar ya da söylenen bazı sözler onu olumsuz etkileyebilir; motivasyonunu
düşürüp, kaygı düzeyini yükseltebilir. Bu da gencin kaygılı, mutsuz ve verimsiz bir hazırlık süreci geçirmesine neden olur. Eminiz ki hiçbir anne baba çocuğuna böyle bir zarar vermek istemez. Tam
tersine çocuğuna böylesine önemli bir dönemde olumlu destek olmak, motivasyonunun artmasına yardım
etmek ister. Kısaca her anne baba çocuğunun başarımının artmasında kendi payına düşeni en iyi şekilde
yerine getirmek ister.
Motivasyonun sağlanmasında ailenin
olumlu rol aynayabilmesinin ilk şartı,
genci anlamaktır. Ne denli zor bir dönem yaşadığının farkında olmak ve bunu da gence yansıtmak
gerekmektedir. Bunun olabilmesinin yolu da aile içinde "Olumlu bir iletişim ortamı" kurulmasıyla olur. Olumlu bir
iletişim ortamının olduğu ailelerde, aile üyeleri birbirini tanır(zayıf ve güçlü yönleriyle), olduğu gibi
kabul eder, hiçbir koşula bağlı olmaksızın sever ve birbirine güvenir. Böyle bir ortamda yetişen genç,
sevildiğini, kendisine güven duyulduğunu, anlaşıldığını bilir bu da ona güç verir.
Aile
gencin zorluklarını anlamalı ve bunu ona aktarmalıdır. "Hem okulu hem
dershaneyi birlikte götürmenin zor ve yorucu olduğunu biliyorum ve bu zor dönemde senin yanındayım, benden
istediğin desteği vermeye hazırım." şeklinde bir ifade gencin aileye olan güvenini daha da pekiştirecektir.
Anlaşıldığının farkına varan genç yaşadığı zorlukları rahatça ailesiyle paylaşacak, sorumluluklarına da
daha sıkı sarılacaktır.
Sorumluluktan
bahsetmişken hemen belirtmeliyiz ki, üniversite sınavına hazırlanmak
sadece ve sadece gencin sorumluluğudur. Bu sorumluluk ne ailenin ne de özel öğretmeninindir.
Bu gencin, sorumluluğudur. Aile bu sorumluluğu gencin yerine üstlenmemelidir. Gencin eksik olduğu
konuları, kapatması gereken açıkları, çalışmadığı dersleri saptamak hangi derse ne kadar çalışacağını belirlemek
ve takibini yapmak ailenin değil gencin sorumluluğudur. Aile, bu sorumlulukları gencin yerine
üstlendiğinde gencin motivasyonuda doğal olarak düşecektir. O nedenle aile, bu sorumlulukların gence ait olduğunu
bilmelidir. Aileye düşen, sorumluluklarını üstlenen ve yerine getiren gence, istediği desteği sağlamaktır.(Uygun bir
çalışma ortamı temin etmek, yaşadığı zorlukları aktardığında birlikte çözüm üretmeye çalışmak... gibi)
Çocuğunun motivasyonunu arttırmak isteyen
aileler, çocuğun yapamadıklarının değil yapabildiklerinin üzerinde durmalıdır ki takdir edildiğini, desteklendiğini gören çocuk o davranışı daha
sık göstersin. Örneğin hafta içinde bir kez oturup ders çalışan çocuğa "oturup ders bile çalışamıyorsun, ne
zaman otursan bir bahaneyle kalkıyorsun, bakalım sınavda ne yapacaksın" gibi bir ifade kullanmak yerine geçen
gün kendi başına oturup ders çalışabilmen çok hoşuma gitti, seninle gurur duydum. Belki ilk başta biraz
zorlanırsın ama hiç moralini bozma, bunun da üstesinden gelebilirsin" şeklinde bir ifade kullanmak, gencin
kendi başına çalışma davranışını sıklaştıracaktır.
Sınavla ilgili olarak, gencin değerini sınavdaki
başarısıyla eş tutmak, sonuçlarla ilgili olarak korkutmak, tehdit etmek,
"Sen hele bir kazanama, o zaman görüşürüz" ya da
"Kazanamazsan arkadaşlarının yüzüne nasıl bakarsın, aile dostlarımızın hepsine rezil oluruz" gibi
ifadeler gencin motivasyonunu değil kaygısını arttırır. Genç ailesinin ve başkalarının gözünde kendisinin değil,
sınavdaki başarısının önemli olduğunu düşünür ve sınava gerçek dışı bir anlam yükler. Bu da kaygısını arttırır. Kaygı,
öğrenmenin ve öğrendiğini kullanmanın önündeki en önemli engeldir. Kaygısı artan, sınava olduğundan farklı
anlamlar veren öğrenciler için her sınav bir "Kriz" dir. Kendisini ispatlaması gereken, değerli olduğunu
herkesin görmesi gereken ve mutlaka kazanılması gereken bir savaş. Bu duygularla sınava hazırlanan genç her bir
sınavı, hatta her bir çalışma testini, kazanılması gereken bir savaş olarak görecek, yapamadığı her bir
soruyu kaybedilmiş bir savaş olarak yorumlayacaktır. Bu da umutsuzluk duygusunu ortaya çıkaracaktır. "Bir
soruyu bile çözemiyorum, koskoca bir sınavı nasıl kazanırım" diye umutsuzluğa düşecek belki de çalışmayı
bırakacaktır. Oysa sınav gencin gözünde kriz değil "fırsata" dönüştürülebilmelidir. Üniversite sınavının "amaç"
değil, amaçlarına ulaşılmasını kolaylaştıracak bir "araç" olduğu bilinmelidir.
Gence, sınavın, amaçlarına ulaşabilmesi
için bildiklerini, öğrendiklerini kullanabileceği amaçlarına
ulaşmasını kolaylaştıracak bir "fırsat" olduğu söylenmelidir. Gence düşen de bu fırsatı en
iyi şekilde değerlendirmektir. Örneğin dershanedeki deneme sınavlarına "eksiklerin görülüp giderilmesi için
fırsat sağladığı" biçiminde bir anlam yüklenmesi, krizi fırsata dönüştürebilecektir. Deneme sınavlarının
sonuçlarını yorumlar kende "bak kaç tane yanlışın var, bu yanlışlarla sınavı nasıl kazanacağını merak ediyorum" veya "bak
yine yanlış yapmışsın, nasıl kapanacak bu açıklar" demek yerine "doğru cevapların geçen sınava göre artmış,
demek ki bir önceki sınavda ki açıklarını kapatmaya başlamışsın" şeklinde bir ifade kullanmak gencin motivas
yonunu arttıracak derslere daha sıkı sarılmasını sağlayacaktır.
Anne
babalar genci her zaman tehdit etmeyebilir, bazen de genci olumlu etkilemek
düşüncesiyle "ben sana güveniyorum sen en iyi
bölümlere layıksın, senin kazanamaman gibi bir ihtimali düşünemiyorum bile" gibi
ifadeler kullanırlar, bu da gence taşıyabileceğinden fazla yük yükler. Kendisinden ne kadar büyük beklentiler
olduğunu gören genç gerçekçi olmayan hedefler belirler ve bu hedefe ulaşmak için tüm gücüyle çabalar. Ancak bir
süre sonra, taşıyamayacağı kadar ağır olan bu yükün altında ezilmeye başlar. Yükün ağırlığını hissettikçe
öğrenmesi ve öğrendiklerini kullanması zorlaşır, çok çalışmasına rağmen beklediği karşılığı alamaz. Gencin bunları
yaşamaması için, aile gençten, verebileceğinden fazlasını beklememelidir.
Hiç kuşkusuz, gençlerin yaşamlarının
bu önemli dönemlerinde onlara en iyi şekilde destek olmak her anne
babanın isteğidir. Ancak önemli olan, gence "doğru ve onun başarısını arttırabilecek şekilde" destek vermektir.
Bunun için de, sınavın asla bir dönüm noktası olmadığını ama yaşamdaki amaçlara ulaşmayı kolaylaştıracak bir
fırsat olduğunu vurgulamalı ve onlara, sınavdan alacakları sonuca değil kendilerine değer verdiğimiz mesajını
iletebilmeliyiz. Onlara içtenlikle "sen benim için herşeyden önemli ve değerlisin. Hayatındaki bu önemli dönemde, sana
istediğin desteği vermeye hazırım.Senin kendi üzerine düşenleri en iyi şekilde yapacağını biliyorum, ben de üze
rime düşenleri yapmaya hazırım" diyebilmeliyiz.
Çocuklarınıza,
bu önemli dönemde, ne olursa olsun yanlarında olduğunuzu göstermenizi ve onları yüreklendirmenizi içtenlikle
dileriz.