--------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
Yazarlardan
Eleştiri ve Kitap Tanıtımları
--------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
Can'ı
sevenler Can Şenliği'nde buluşacak
Doğan HIZLAN
CAN YÜCEL'in son yıllarını geçirdiği Datça'da, Datça Can Şenliği'nin üçüncüsü gerçekleştiriliyor.
Can Yücel Ailesi, Datça
Belediyesi, RPR işbirliği ile, Vecdi Sayar'ın genel
sanat yönetmeliğindeki şenlik, geniş çerçevesiyle Can
Yücel ekseninde bir şiir şenliği.
23-26 Ağustos tarihleri arasında yapılacak şenliğin,
başka şairlerin yaşadığı yerlerde düzenlenecek etkinlikler
için de bir örnek olmasını umuyorum.
Değişik kentlerde yaşayan şairler için yapılan bu tür anma
toplantıları, edebiyatın, özellikle şiirin gündeme gelmesi,
birçok kişinin bir konuyu tartışması açısından da önem
taşıyor.
Şenliğin bu yılki onur konuğu Názım Hikmet.
Açık oturumlarda şiirin ve sanatın değişik yönleri,
ünlü adlarca gündeme getirilecek.
Datça'da Can Yücel'in evinin bahçesinde şiir
araştırma merkezi niteliğindeki Can Evi açılacak.
Programa baktığınızda, sanırım sadece Can Yücel şiirini
değil, şiiri, edebiyatı sevenler genel anlamda da bu programı
beğenecekler.
* * *
KONUŞMAYI çok, dinlemeyi az seviyoruz. Kültürel beslenme
aracımız kulak. İki saat bir kitap okuyacağımıza dört saat
bir konuşmayı dinliyoruz.
Çok sevdiğimiz şairler için salonları dolduruyor,
kilometrelerce yol katediyor ama onun kitaplarını okumuyoruz.
İki yıldır Can Şenliği'ne kitap götüren yayıncı,
dağıtımcı arkadaşlarımın verdiği rakamlar bu kronik
hastalığımızın yüksek ateşte seyrettiğini gösteriyor.
Mekánım Datça Olsun, 2000 yılında 1.381, 2001
yılında 508, 2002 yılında 289 adet satılmış.
Bu düşüş seyri, diğer kitaplarda da gözüküyor.
Can Yücel'in kitaplarını Datça'da sergileyen
arkadaşlarımız, özellikle genç kuşağın bütün açık
oturumları, konserleri doldurduğunu, sırt çantası ile ta
uzaklardan geldiğini söylüyorlar.
Beklediğim, umduğum bu konuşmalardan sonra, hele o atmosferin
etkisinde Can Yücel'in kitaplarının satış
grafiğinde, kendi mekánında bir yükseliş olmasıdır.
Gerçekten de bir anket yapılsa, Can Yücel, gençlerin
en çok okuduğu şairler sıralamasında sanırım o ilk 10'a
girer.
Hiç kuşkusuz bunların ötesinde bir başka duruma değinmek
gerekiyor.
Sözlü anmalar elbette güzel girişimler. Ancak şairler
hakkında kitapların yayınlanmaması, okurla şair arasındaki
bağı pekiştirmiyor. Eleştiri, inceleme kitapları
okunmayınca, bir şairin kuşaktan kuşağa iletilmesi
sürecinde kopukluklar oluyor.
Mekánım Datça Olsun, yalnız Can'ın şiirleri
için değil, Güler Yücel'in resimleri için de
okunmalı.
Can Yücel gibi iyi bir şair, sevdiği yeri sevdirir,
orayı bir cazibe merkezine, kutsal bir yere dönüştürür.
Datça, bunun şiirsel örneğidir.
* * *
ONU, Mekánım Datça Olsun kitabındaki dizeleriyle
anıyorum:
‘‘Açtım ki gözlerimi sabah olmuş Datça'dayım/Ergen
ışıklarla karşımda erguvana kesmiş/Gocadağ/Tüm
engebesiyle yanıyor o koskoca kaya/Dağkeçileri düzlere
kaçmış olmalı.’’
(Hürriyet)
"Türk Mitolojisinin
Anahatları"
Ülkü Tamer
Yunan ve Roma mitologyası, bize
insan soyunun yüzyıllar önce neler düşünmüş, neler
duymuş olduğunu gösterir. Böylece, doğayla ilişkilerini son
derece azaltan uygar insandan çıkarak doğayla kucak kucağa
yaşayan insana varabiliriz. Mitologyayla ilgilenişimizin asıl
nedeni de budur belki: Dünya gençtir; insanlar, doğanın
ortasında, toprağa bağlıdırlar, günlerini ağaçların,
denizlerin, tepelerin, çiçeklerin arasında geçirirler.
Gerçekle gerçekdışı pek ayrılmamıştır daha; korularda
dolaşan delikanlılar, ağaçlar arasında ansızın bir
nymphe’ye rastlarlar, durur bir kaynağa eğilen genç kızlar
sularda bir naiad’ın yüzünü görüverirler...
"Ama ilkel insanın durumuna şöyle bir göz
atınca, bu ‘duygululuk balonu’ hemen sönüverir. İster
şimdi Yeni Gine’de yaşamakta olsun, isterse yüzyıllar önce
yaşamış olsun, ilkel insan korularda dolaşırken
nymphe’lere, naiad’lara değil, korku’ya rastlamış,
mutluluk, sevinç değil, ürküntü duymuştur. O korku’dan
kurtulmak için de büyü yapmış, soydaşlarının kanını
akıtmıştır çoğu kere."
* * *
Yaşar Çoruhlu’nun "Türk Mitolojisinin
Anahatları" (Kabalcı Yayınevi) kitabını okurken, Edith
Hamilton’un yukarıya aktardığım sözlerini hatırladım.
Yunan mitologyası gibi, Türk mitologyasının
temelinde de, doğa olaylarını açıklamak çabası olduğu
kadar bu korku da yatıyor.
Korkular içindeki insanoğlu, kendini daha da
korkutacak doğaüstü varlıklar yaratmıştır. Kitaptaki
Şamanist Mitoloji bölümünde anlatılan Ölüm Tanrısı
Erlik’i tanıyalım:
"Erlik’in başında yer aldığı kötü ruhlar
zümresi insanlara her türlü kötülüğü, hastalığı ve
ölümü getirirler. Bunlar daha ziyade korkunç şekilli
yaratıklar ya da cinlerden meydana gelir. (...) Erlik...
insanlardan kurbanlar ister. Bu kurbanlar verilmediği takdirde,
öldürdüğü insanların canlarını yakalayarak yeraltı
dünyasına götürür ve kendisine köle yapar. (...) Gözleri
ve kaşları kara, çatal sakallı, yaban domuzuna benzeyen azı
dişli, kara ve kıvırcık saçlı, kara renkli bir ata ya da
öküze binen, yılan kamçılı, kana benzer parlak yüzlü bu
kötülük ilahı..."
Erlik’in dışındaki "karanlık güçler"
de bu ölüm tanrısını pek aratmıyor.
Bütün mitologyaların başlangıcında yer alan korku
zamanla törpülenmiş, yerini daha insancıl açıklamalara
bırakmıştır. Çoruhlu’nun kitabında da bunu gördüm.
Karanlık, kasvetli bir başlangıç aydınlık, sevimli
"mythosölar izlemiştir.
* * *
Yine Hamilton’ın görüşüyle, çağdaş mitologya
anlayışına göre, gerçek bir "mythos"un dinle
doğrudan ilgisi olamaz, asıl ilgisi doğayla kurulmuştur.
Yunan mitologyası bunun sayısız örnekleriyle doludur.
Olympos’lular insanların, hayvanların, ağaçların,
çiçeklerin, güneşin, ayın, yıldızların, fırtınaların,
depremlerin nasıl olduklarını açıklayan birer araçtırlar
aslında. "Türk Mitolojisinin Anahatları"nda da
görülüyor bu. Ama dinsel temeller, başka ulusların
mitologyalarına göre daha ağırlıkta.
Mitologyayı okul sıralarından beri hep sevdim.
Sadece bilimin değil, edebiyatın kaynaklarını da buldum
onlarda. Yaşar Çoruhlu’nun kitabı dağarcığıma renkler
kazandırdı. Siz de mitologyaya düşkünseniz, ama sadece
Odysseus’un, Andromakhe’nin, Orpheus’un serüvenlerini
biliyorsanız, kitabı okuyunca Umay’ı, Ay Çörek’i, Talay
Kan’ı da tanıma olanağını bulacaksınız.
BİR DAKİKA ARA Yaratılış Destanı
Yaşar Çoruhlu’nun "Türk Mitolojisinin
Anahatları" kitabında yaratılışla ilgili mythos’lar
da yer alıyor. Bunlardan biri Altay kökenli. Çoruhlu,
Verbitskiy’in derlediği yaratılış destanından bir
bölümü B. Ögel’in "Türk Mitolojisi" kitabından
aktarıyor:
Dünya bir deniz idi, ne gök vardı ne bir yer!
Uçsuz bucaksız sonsuz sular içreydi her yer.
Tanrı Ülgen uçuyor, yoktu bir yer konacak,
Uçuyor arıyordu katı bir yer, bir bucak.
........
Denizden çıkan bir taş fırladı çıktı yüze,
Hemence taşı tuttu, bindi taşın üstüne!
........
Göklerin emri ile bulunca Ülgen durak,
Artık vakti gelmişti, gökleri yaratacak!
........
Bir Ak-Ana var idi, yaşardı su içinde,
Ülgen’e şöyle dedi, göründü su yüzünde:
- Yaratmak istiyorsan sen de bir şeyler Ülgen,
Yaratıcı olarak şu kutsal sözü öğren!
De ki hep "yaptım oldu", başka bir şey
söyleme!
Hele yaratır iken "yaptım olmadı" deme!
........
Ülgen yere bakarak "Yaratılsın yer!"
demiş,
Bu istek üzerine denizden yer türemiş.
Ülgen göğe bakarak "Yaratılsın gök!"
demiş,
Bu buyruk üzerine üstünü gök bezemiş.
(Milliyet Pazar)