Ana Sayfa

--------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
Yazarlardan Eleştiri ve Kitap Tanıtımları
--------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Solcular ve sağcılar neden gezmez

Doğan HIZLAN

GEZİLERİ çok sevmem ama gezi kitaplarına ilgim büyüktür.

Elimde üç gezi kitabı var, bazı sayfaları, ülkeleri seçip okudum.

Murat Belge'nin Başka Kentler, Başka Denizler'i, Atillá Dorsay'ın Bir Kıtadan Öbürüne Yaşam ve Ölüm Kentleri adlı gezi yazları, Can Dündar'ın Uzaklar'ı.

Murat Belge'nin ülkeleri anlatan gezi yazıları, hiç kuşkusuz, günlük izlenimlerin, notların ötesinde, mimarisinden, toplumsal, siyasal tarihine kadar bize bilgi veriyor.

Sanırım onun yazılarını okuyarak bir şehri gezerseniz, iyi, bilgili bir rehberin önderliğini kazanırsınz.

Önsöz'de Belge, bizim o ülkeyle değişik açıdan ilgimiz olsa da tanımak için bir çaba sarfetmediğimiz gerçeğini saptamış:

‘‘Solun büyük kısmı anti-emperyalist'ti; böyle olmaz ama, diyelim ki, duygusal nedenlerle Batı'yı öğrenmiyorlardı. Peki, Üçüncü Dünya'yı öğrendiler mi? İki adım ilerdeki Filistin'de gerçekten ne olduğunu merak ettiler mi? İşin tuhafı, Sovyetler'de ve Çin'de olanlar, herkesten çok, bütün varlığıyla buralara bağlanmış olanları şaşkına çevirdi.’’

Belge
, bu geziye uzak duruşun İslámcılar açısından da aynı olduğunu yargısına eklemiş. Her ülkeyi, her şehri ayrı bir yaklaşımda yazmış bana kalırsa. Ülkenin, şehrin belirgin, insana kendini yazdıran özelliklerini öne çıkarmış.

Yazarın çok sevdiği iki ülkenin, benim en beğendiğim bölümler olduğunu okurlara hemen yazımın başında belirteyim. Macaristan/Budapeşte, Çekoslovakya.

Macaristan/Budapeşte,
bir yazarın yer yer günlüğü havasını taşıyor. Bütün kültürü, müziği bu yazıda kendini gösteriyor. Bazı ülkeler için yazdıkları, öznel/nesnel karışımı sentezini, bir rehber üslubunda sunarken, bazı ülkeleri, kentleri, deneme ile öykü türlerinin birbiri içindeki gelgitleri denebilecek bir yazı stilinde işlemiş. Gezi yazılarında Murat Belge'nin ironisini de ben çok sevdim.



Hayatın İçindeki Gezi Yazıları

ATİLLA DORSAY'ın kitabındaki yazılarda her an sinemanın, sanatın, müziğin izdüşümü seziliyor.

Onun yazı yelpazesindeki çeşitliliği yansıtıyor.

Cannes'da Gündüz Düşleri, Gece Gerçekleri yazısından giriş satırları, onun gezi yazılarındaki renkliliğin tipik örneği:

‘‘Gökyüzündeki bu görkemli havai fişek gösterisi de ne oluyor? Yeryüzünde yeterince ışık, yeterince yıldız yok mu, hele Cannes Şenliği'ndeyseniz? Ama bu küçük kıyı kasabası, her mayıs ayında dünya sinemasının kalbinin attığı büyülü, kıpır-kıpır, yapay ve çılgın bir merkeze dönüşürken, şıklığa, harekete, gösterişe, ciláya, şaşaaya doymuyor sanki...’’

Dorsay
'ın gezi yazıları, günübirlik, ayaküstü, sıradan bir gezginin notlarının okunulup geçilecek yüzeyselliğinde değil.

Tarihini, arkeolojisini, toplumsal koşullarını, insanlarını da anlatıyor.

Bugünün insanı, yaşam koşulları, güzellikleri, sanatı, sayfalara yansıdıkça, okur o ülkenin, o şehrin tadını alıyor.

Dorsay'ın gezi yazılarının beğendiğim bir özelliği, gittiği yerde yaşayan Türklerle ilgilenmesi, onların konumuna da yazılarında yer vermesi. Gittiğiniz, gideceğiniz ya da özlemini duyacağınız kentleri, çok yönlü yazmış.





Benden Selám Söyleyin Uzaklara

CAN DÜNDAR'ın imgelere yaslanan, şiirsel bir düzyazı dili vardır.

Onun içine zaman zaman hüzün, romantizm siner.

Uzaklar adlı gezi yazılarını toplandığı kitabının Önsöz'ü benim söylediklerimi doğruluyor:

‘‘Çok uzaklara gittim son zamanlarda...

Fin körfezine doğru akan Leningrad trenine bindim, oradan Çin Seddi'ne indim.

Adına hayran olduğum ve bu kitaba koyduğum bir teknenin peşine düşüp Avustralya'ya yelken açtım. Havana'ya kaçtım. Varoşlarında dolaştım yoksul Kalküta'nın.’’

Dündar
'ın tatil anlayışı benimkine uyuyor:

‘‘İtiraf edeyim ki, ben bir tatil kaçkınıyım. Koca bavullu uzun seyahatlerden, kızgın güneş altında terli güneş banyolarından, elde güneş yağı ve plaj havlusu ile kan ter içinde kuytu bir gölgelik aramaktan, gelip geçenlerin savurduğu kumlar altında kitap okumaya çalışmaktan, miskin gövdelerini sereserpe yaymış insanların arasına karışıp denizde deve güreşi yapanları seyretmekten nefret ederim.’’

Bir de ülkeleri, şehirleri Can Dündar'dan okuyun derim.


DOĞAN HIZLAN'IN SEÇTİKLERİ


Sebiller Su Vermiyor Rauf Mutluay YKY

Yalnızlık Bana Yasak Oktay Akbal Can

Gelecekten Anılar William Morris Ayrıntı

Öğrenciler İsmet Zeki Eyüboğlu Pencere

Satılmışların Ekonomisi Vural Savaş Bilgi

 

(Hürriyet Cumartesi)

 

Toplumda Sanat
Ülkü Tamer

     Milliyet Yayınları’nı yönettiğim dönemde yayınevinde çalışanlar arasında bir zamanların Dadacı şairi Mümtaz Zeki Taşkın ile çocuk kitapları yazarı İbrahim Örs vardı. Aramıza Alpay Kabacalı ile Kemal Özer katıldı sonradan. Bir süre sonra da Yusuf Atılgan.
     Sevgili Yusuf ağabey, çıkardığımız Sanat Olayı dergisine gönderilen yazılara göz atar, yabancı dergileri incelerdi.
     Günün birinde "Sıkılıyorum" dedi. "Bana yapacak doğru dürüst bir iş yarat."
     Ken Baynes’in "Art in Society" kitabı duruyordu masamın üstünde. "İstersen bunu çevir, dergiye bölüm bölüm ek olarak verelim" dedim.
     "Bir okuyayım" dedi kitabı alıp gitti.
     Ertesi sabah bir de baktım, masasına oturmuş, kitabı çeviriyor.
     Baynes’in yapıtını o zamanki olanaklarla gazete kağıdına basılmış bölümler biçiminde, fotoğraflarını ve sayfa düzenini korumaya çalışarak Sanat Olayı’nın eki olarak verdik.
     "Toplumda Sanat" (Yapı Kredi Yayınları) kitap olarak önümde duruyor şimdi. Yirmi yıl sonra. O zamanlar hayal bile edemeyeceğimiz bir baskı niteliğiyle.
     
     * * *
     Bizim gençliğimizde ortalığı kasıp kavuran ünlü "Sanat sanat içindir-Sanat toplum içindir" tartışması şimdi ne kadar gülünç geliyor. Toplumda Sanat’ı okuyunca daha da ortaya çıkıyor bu.
     Toplumu görünürde hiç önemsemeyip kendini sanatın, sadece sanatın engin derinliklerine, incelikli kollarına bırakan en bireyci yazar bile yapıtını zamanının ve mekanının oluşturduğu koşullar içinde yaratır. Bir parçası olduğu toplumu yansıtır.
     Baynes kitabının girişinde sanat-kültür-toplum ilişkilerini irdeliyor. Özellikle kültür konusunda yeniden düşünmemizi sağlıyor.
     "Kültür, belli bir zamanda var olan tümel bir şeydir, bir soyutlama değildir" diyor. "Bir topluluğun ürünleri için ‘Bu bölümü kültür, şu bölümü değil’ denilemez. Bu yolla reddedilen bölüm, seçilen bölümle organik olarak ilgilidir; varoluşçu deyişle, seçilen bölüm öteki olmadan orada olamaz. Kölelik kültürü Amerika’nın güneyinin incelmiş kültürünün bir bölümü olduğu gibi, Lancashire fabrika işçisinin kültürü de İngiliz sanayi devriminin ayrılmaz bir parçası olmuştur. (...) Dünyanın büyük müzelerinde toplanmış örnekler (nesneler), çok büyük bir buzdağının tepesidir, bunun dibi ‘kültürel’ diye düşünülen tutumların, etkinliklerin sınırlı alanının yüzeyi altında kalır."
     * * *
     Yazar kitabını dört ana bölüme ayırmış.
     "Tapınma"da geçmişten günümüze din-sanat ilişkisi inceleniyor, geleceğe yönelik düşünceler dile getiriliyor. Sanatın büyük bir tutarlılık gücü olarak belirmesi anlatılıyor.
     "Cinselliköte sanatın yine tutarlılık sağlayan bir güç olarak belirmesi ve kadınla erkek arasındaki ilişkinin düzenlenmesinde oynadığı rol konusu irdeleniyor.
     "İşöte sanayi devrimi nedeniyle değişen değerlerle sanat arasındaki ilişki ve karşılıklı etkilenmeler ele alınıyor.
     "Savaşöta ise kitle iletişim araçlarının gelişmesiyle savaş imgesinin de değiştiği ileri sürülüyor.
     * * *
     "Toplumda Sanat" bir çırpıda okunacak kitaplardan değil. "Entelektüel Televole romanları"nın hayranıysanız, elinize bile almanızı önermem. Ama sanat-kültür-toplum konularında bilgi dağarcığınızı genişletmek, beyninize yeni ufuklar açmak istiyorsanız, okuma denen şeyin de bir çaba gerektirdiğini kabulleniyorsanız, o başka. Kitaptaki 350’yi aşkın resim ve fotoğraf, çabanızı büyük ölçüde hafifletecek.
     
BİR DAKİKA ARA     Yusuf Atılgan’ın diliyle "Ninni"
     "Toplumda Sanat" kitabından bir bölüm aktarmak istiyorum. Amacım, Yusuf Atılgan’ın çevirisi üstüne bir fikir vermek. Baynes’in sözünü ettiği eski ninni Yusuf Atılgan’ın Türkçesiyle (İngilizcede bulunmayan harfler de eklenerek) bakın nasıl yansıtılıyor:
     
     A bir atçıdır, yarış atı yetiştirir.
     B bir bakkaldır, yağ satıp bitirir.
     C bir cimridir, altın toplar.
     Ç bir çobandır, kaval çalar.
     D bir denizcidir, kazandığını
      savurur.
     E bir ebedir, çocuk doğurtur.
     F bir fırıncıdır, ekmek pişirir.
     G bir gezgindir, durmadan
      gezinir.
     H bir hancıdır, ottan yataklı.
     I bir ılgındır, çiçekleri saklı.
     İ bir işçidir, her gün çalışır.
     J bir Japondur, denizlere açılı.
     K bir kasaptır, et satar.
     L bir lehimcidir, boru bağlar.
     M bir marangozdur, tahta
      yontar.
     N bir nalburdur, çivi satar.
     O bir oduncudur, dağdan iner.
     Ö bir öküzdür, çift sürer.
     P bir polistir, ceketi düğmeli.
     R bir rençberdir, nasırlı eli.
     S bir saraçtır, koşum üretir.
     Ş bir şairdir, sözcük tüketir.
     T bir tüccardır, kazık atıcı.
     U bir utçudur, çalgı çalıcı.
     Ü bir üzümcüdür, küfesi küçük.
     V bir vurguncudur, kesesi
      büyük.
     Y bir yazardır, öykü düzücü.
     Z bir zorbadır, güçsüz dövücü.

 

(Milliyet Pazar)