--------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
Yazarlardan
Eleştiri ve Kitap Tanıtımları
--------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
Eski Sayılar: 14 15 16 17 18 19 20 21-27
"Tol", roman!
|
| Murat
Uyurkulak Radikal'in dış haber muhabirlerinden. |
Tol siyasi çalkantı dönemlerini siyasetin kekeme lehçesine bulaşmadan yaşatıyor.
YILDIRIM TÜRKER
Benim bugünkü seçimim, beni çok heyecanlandıran bir romandan
söz etmek. Seçim yasağına sığındığım sanılmasın.
Seçimler yaklaştıkça gürültünün gücüne iyice yaslanıp
ikbal avına çıkan beter muktedirlerin kararttığı
dünyamıza çok inanmayın, isterim. 'Seçimler bir şey
değiştirecek olsa, çoktan yasaklanırdı' sözünü
hatırlatarak, eğer hemen yarına yönelik bir umudunuz varsa
bir an evvel köreltin isterim. Hayatımızı gerçekten
değiştirecek olanın nasıl bir şölen olacağına dair
kişisel arkeoloji çalışmamda tesadüfen varmış olduğum bir
durak, sözünü edeceğim roman. Murat Uyurkulak'ın romanı:
"Tol".
* * *
"Tol"un altbaşlığı, "Bir İntikam
Romanı". İrkiltici bir uzlaşmazlığın, koyu mu koyu bir
yeisin romanı, aynı zamanda. Kuşaktan kuşağa devredilen bir
lanetin izini sürmek için yola düzülen bir adamın romanı.
Kendine, tam da tükendiği, yolun sonuna geldiği, silinip
kaybolmak, ardında en ufak iz bırakmadan buharlaşmak istediği
bir anda armağan edilir, hiç tanımadığı babasının
serüveni. Uzun bir tren yolculuğu boyunca başka bir lanetlinin
eline sıkıştırdığı defterlerden, o acılı
dönüşme-paralanma-kaybolma serüvenini takip eder.
Adettendir. Sorulur. Murat Uyurkulak, 30 yaşında;
"Tol", ilk romanı. Okuru sarsacak olan, romanın
olağanüstü başarılı yapısı, benzersiz zenginlikteki dili
ve yakıcı derdinden çok, kanımca, yazarın kendini oldurma
serüveninin şiddeti. Uyurkulak, daha önce yazılmamış bir
roman yazmaya oturduğunda edebiyatın o en tekinsiz, en
karanlık bölgesini yurt ediniyor. O kıyıda emanetçisi
olduğu dilin kilitli kapılarını bir bir kırarken, ne okurdan
ne de dünyadan özür diliyor. Sonu gelmez bir sarhoşluk
içinde gerçekliğini kurarken, kendini yazar yapan her şeyden
vazgeçmeye hazır, asabi bir kırılganlıkla dikiliyor
karşımıza. İnsan olmaya dair her şeyin son sözlerine talip,
durmadan kendi kendini kışkırtan, muhteşem
inançsızlığından şefkatli bir iman çıkarıveren bir yazar
o. Soyuna soyuna derisini çatlatmış, incele incele havaya
karışmış insanların şiddetini anlatırken kaleminin ucu da
sivriliyor. Romanını kurdukça kendini de yeniden kurduğunu
hissetmek mümkün. Dolayısıyla, "Tol", klasik ilk
roman tanımlamalarının dışında kalıyor. Kendinizi
şehvetli bir edebiyat serüveninin ortasına dalıvermiş
buluyorsunuz.
Uyurkulak'ın her anı, her duruşu didikleyen, okuruna soluk
aldırmayan tavrı, zifiri bir dünya tasviri oluşturuyor.
Suratsız, okunaklı olmak için okuru da yanına alıp yaratı
serüvenine katmayan, ağzı bozuk bir roman, "Tol".
Ama belki son 30 yıldır bu toplumun kulaktan kulağa
yaşattığı bütün sırları naralarla ifşa ediyor. Bu
toprakların serapa yoksulluğunu, batının analitik
geleneğinden tamamıyla kopuk bir sentaksla, son derece kişisel
bir tarih okumasına yediriyor. Hiçleşme, kaybolma, kimlik
değiştirme, sakatlanma, bu toplumun uğultulu ruh haletinin
metaforuna dönüşüyor. Yeni dünyalar kurmaya çalışan, bu
yolda önce kendini yok eden insanların hikâyesini anlatırken
coşkunun, inancın, aşkın, zulmün, ihanetin, düşmanlığın
ve intikamın en derin sarhoşluğundan ses veriyor. O derinlik
sarhoşluğunda kara alay sonsuz hayranlığa; intihar yaşam
coşkusuna; delilik peygamberliğe dönüveriyor. Birbirinin
yaralarını yalayarak sağaltmaya çalışan
aşağılanmışlar, dağılıverip bir başkası olarak
uyanıyorlar rüyalarından. Belki bir tek o çok derin
yaralarından uyanamıyorlar.
Yazarın, yokluğun köpeksiliğinden, vahşetin sonsuzluğundan,
merhametin delirten karanlığından beline kadar sarkışını
yürek ağızda izleyip tam da yuvarlandığı anda romanla
buluşuyorsunuz. Murat Uyurkulak, büyük edebiyatçıların o
benzersiz cesaretiyle çıkıyor karşımıza.
Bu yüzden kullandığı her kelime, sadece onun oluyor.
Yazdığı roman da, sadece onun yazabileceği.
* * *
Bilirim, kapışılmaz. Şıpınişi bir tarza oturtulabilecek,
önceleyeni saptanabilecek bir roman değil, elimdeki. Yazarı da
ortaya çıkıp romanını anlatmaya kalkışmayacak besbelli.
Ama bu romanın beni neden bu kadar heyecanlandırdığını,
okuduğum andan itibaren neden o romanla yatıp o romanla
kalktığımı anlatmaya çalışmalıyım belki de. Böylesine
koyu bir anlatı, kendi özel ışığını kendi yaratıyor,
desem yeterli olur mu? Türkçe'ye olan aşkımdan söz etsem? Bu
romanı okurken Türkçe'nin engin imkânları karşısında bir
kez daha içim ışıdı desem? Böyle bir dil, böyle bir
anlatı yaratılabiliyorsa, bu dünyada kalmakta yarar var, desem
çok mu abartılı kaçar? Varsın, kaçsın. Yakın geçmişine
kıçını dönmüş, ağzını umuda açmış oturan insanlara
kendi havai fişekler patlatan dilini armağan eden, böylesine
tenezzülsüz bir edebiyatçıya az bile.
"Tol", bize her şeyin parçalanabilirliğini
hissettirdiği için, çok güçlü bir roman. Yazmanın,
yaratmanın, varolmanın şehvetini hissettirdiği için. Siyasi
çalkantı dönemlerini siyasetin kekeme lehçesine bir an olsun
bulaşmadan yaşatabildiği için. Hiçbir çıkış yolu
göstermediği, hayatı yolculuğun kendisi olarak
yansıtabildiği için.
* * *
Hayır, böyle olmayacak. İyisi mi romanı açıp birlikte
okumaya başlayalım:
" Devrim, vaktiyle bir ihtimaldi ve çok güzeldi.
Saraylara merakla bakan sivil çocuklar hatırlıyorum. Geniş
caddeler arşınlayan kavruk adamlar, böğürtlen yiyen kara
kadınlar, sert laflar gezdiren kuru ağızlar...
Annemin ağzı fazla bozuktu.
Herhalde sadece benim korkmadan bakabildiğim, baştan başa
izlerle kaplı yüzünün ortasında, buruşuk bir yaraya
benzeyen ağzını açar ve her seferinde aynı şeyi söylerdi:
"Bizi düzdüler. Çocuklarımızı da düzecekler.
İçlerinde ne kadar tarih, dua, silah ve dahi şan varsa
üzerimize kusacaklar..."
Annem biraz kaçıktı. İlkokula başlamıştım, intihar etti.
Ben babasız da bir Yusuf'tum. Konsey'i gördüğüm sabah, uslu
ve yaşlı bir çocuktum. Yatağımı ıslatmıştım yine.
Utangaç bir serinlikle uyandım. Perdeyi araladım ve
yetiştirme yurdunun kapısında bekleyen ufak tefek askeri
seyretmeye koyuldum.
O askerin üniformasında, sonradan bütün hayatımı boydan
boya çizecek, haki bir bıçağın bilenmeye başladığını
nereden bilecektim? Çiş kokusu hoş bir kokuydu, haki tuhaf bir
renkti. Hep yarım kaldım, hiç tam doymadım, tam
bağırmadım, tam dokunmadım. Bıçak ruhumda dehşet bir
fısıltı gibi ilerledi ve ben tam ortamdan yarıldım. Ruhuma
bir hayat yakıştıramadım.
Oysa o sabahtan önce ben, henüz ruhubütün bir
Yusuf'tum..."
(Radikal İki)
GELENEK VE İKİNCİ YENİ
ŞİİRİ
Cevat Akkanat, Kültür Bakanlığı Yayınları,
inceleme-araştırma, 362 sayfa.
"Soyutlamak, kapalı olmak, anlamı bulandırmak,
karanlığa gizlenmek, yaşamı parçalarından çok bütünüyle
vermek, imgeyi önemsemek, özde, biçimde ve dilde deformasyona
gitmek, doğal dilden çok yapay dile eğilmek, şiir
yalınlığına karşı koymak". Bunlar, 'yapısı olmayan
bir şiirsel yapı' olarak kabul edilen İkinci Yeni şiirinin
belli başlı özellikleri deyince akla ilk gelenler... Gelenek
ise edebiyatın kimi zaman temel olarak aldığı kimi zaman
kopma eğilimi gösterdiği ve belki de sürekli olarak
tartıştığı bir kavram. Peki İkinci Yeni ve gelenek
ilişkisi, ikisinin birbirine yakınlığı ve uzaklığı,
birbirleri karşısındaki konumu... Şair ve araştırmacı
Cevat Akkanat 'Gelenek ve İkinci Yeni' isimli çalışmasında
bu sorulara cevap ararken bu konuda edebiyat dünyamızdaki ciddi
boşluğu da dolduruyor aynı zamanda.
Öncelikle gelenek kavramının ve Türk şiirindeki
karşılığının araştırılıp Cumhuriyet devri şiir
hareketlerinden olan 'İkinci Yeni'deki görünüşünü
belirlemek amacıyla yola çıkıyor Cevat Akkanat. Ve 1950
sonrası gelişen ve üzerinde yoğun tartışmalar yapılan
İkinci Yeni şiirinin gelenek karşısındaki konumunu
belirlerken yirminci yüzyılın ikinci yarısında,
edebiyatımızın en çok tartışılan bu şiir hareketini
oluşturan şairlerin, gelenekle uyumlu oldukları veya
gelenekten uzak düştükleri yönleri tartışmaya açıyor.
Cemal Süreya, Ece Ayhan, Edip Cansever, İlhan Berk, Sezai
Karakoç, Turgut Uyar ve Ülkü Tamer, Akkanat'ın çalışması
için seçtiği şairler. İkinci Yeni şiiri için sonraki
dönemlerde adları en çok anılan ve hareketi en çok temsil
eden şairler olmaları nedeniyle araştırmaya dahil edilen bu
şairlerin hareket içindeki yerleri ile gelenek hakkındaki
görüşleri kitapta ayrıntılı olarak yer tutuyor.
Çalışmada ayrıca, İkinci Yeniyi inceleyen yayımlanmamış
tezler, halk edebiyatının hareketteki görünüşü, Batı
şiiriyle bağlantısı ve harekete yöneltilen eleştirilerle
ilgili bilgiler de yer alıyor.
Oylum Yılmaz
(Radikal Kitap)
--------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
Yazarlardan
Eleştiri ve Kitap Tanıtımları
--------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
Eski
Sayılar: 14 15 16 17 18 19 20 21-27
--------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------