Ana Sayfa
--------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
Yazarlardan
Eleştiri ve Kitap Tanıtımları
--------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
Eski Sayılar: 14 15 16 17 18 19 20 21-27 28-29
Edebiyatı Sevdiren Öğretmen Mutluay
TELEVİZYONDA Öğretmenler
Günü törenlerini izlerken, artık kitaplarda yaşayan Rauf
Mutluay'ın Sebiller Su Vermiyor kitabını okuyordum.
Arka kapak yazısında denildiği
gibi, ‘‘öğretmen yazarların son temsilcilerinden
biriydi’’ Rauf Mutluay.
Cumhuriyet'te, Altın Kitaplar'da buluştuğumuz Mutluay,
inançlı, dürüst, yaşadığı ile yazdığı arasında
şaşmaz paralellik olan bir kuşağın düzgün kişisiydi.
Herkese, her konuya ciddiyetle yaklaşan tavrı, daima
anımsadığım en belirgin özelliğidir. İroni düzeyini
aşmasa da kimseyi iğnelemeyen, hele hele alaya almayan bir
saygı çekingenliği.
Mavi gözlü, gür sarı bıyıklı, düzgün cümleler ve
etkileyici bir ses tonuyla konuşan, iyi bir edebiyat
öğretmeni. Kendini dinleten bir hatip. Çay sohbetlerinde, aşk
aldatmalarını tartışırken bize katılmayan, sözünün
edilmesini bile sadakatsizlik konusunda sınır ihlali sayan bir
bağlılık.
Ödül toplantılarının sonunda hepimiz klasik adayımızın
adını söylerdik. Her zaman jüri adına o konuşurdu.
Sebiller Su Vermiyor, değişik dönemlerdeki, değişik
türlerdeki kitaplardan yola çıkıp, güncelde düğümlenen
denemelerden, söyleşilerden oluşuyor.
Her yazısında bir yazarı, bir şairi sevdirirdi. Şimdi
özellikle genç kuşağın, edebiyat bilgisi, beğenisi, bazı
kavramların tarih içindeki yeri konusunda, bu kitaptan çok
yararlanacaklarını biliyorum.
Kendi Kaleminden Yaşam Öyküsü, bir Cumhuriyet
öğretmeninin, daima öğrencilerine örnek olma sorumluluğunu
taşımış, onuru ilke edinmiş bir yaşamın yalın anlatımı.
Hepimizin örnek alacağı bir belge.
* * *
RAUF HOCA'nın (Rauf Mutluay) kitabının başında
benim onunla yaptığım (Hürriyet Gösteri, Ocak 1982) bir
konuşmayı koymuş, yayın dünyasının iyi, dikkatli, bilgili
editörlerinden Seláhattin Özpalabıyıklar
Söyleşinin başlığı şu: ‘‘Gerçekten Şanslıydım,
Örnek Hoca'ların Önünde Yetiştim.’’
Onun vefa borcunu ödeyişinin bir yankılanması gibi,
bugün de onun öğretmenliğini övüyorlar.
Kitapları için; tarihsel-güncel değerlendirmelerimdir, diyor
gene aynı konuşmada.
Gerçekten de onun, toplumsal, siyasal, edebi bir güncellikten
başlayan yazısı, edebiyat tarihinin, eleştirel yargıların
derinine doğru yol alır.
Bencil değildir üslubu, yazdığının anlaşılmasını ister.
‘‘Bir öğretmen olmaya çalıştım önce, sonra
yazar’’ diyor. Öğretmenlik ideali uğruna, bir yazarın
alçakgönüllülüğü.
Denemelerinde, söyleşilerinde eleştiri dozunun yüksek olduğu
örnekler vardır. Ancak o, her usta yazar gibi,
karşısındakine hakaret etmeden, onu küçümsemeden, üstten
bakmadan eleştiri yapılacağını bilir. Yazılarında
bilgisizliğin doğurduğu mütecavizliğe rastlanmaz.
Bu yazılarda, en azından, genç kuşağın üslup terbiyesi
açısından öğreneceği çok şey vardır.
‘‘İçki masalarında kolay eleştirilere yatanların
yanında değilim’’ diye yazmış bir denemesinde. Ben
onların yanında değil, karşısındayım, kafelerde,
meyhanelerde adam harcamaya uzak durdum hocam.
* * *
TÜRK edebiyatını yalın bir dilden öğrenmek, doğru
saptamalarla okumayı yönlendirebilmek için Sebiller Su
Vermiyor bir hazine.
Edebiyatı sevdiren bütün öğretmen, yazar, şairlere
saygılar sunarım:
Behçet Necatigil'e, Salim Rıza Kırkpınar'a, Tahir
Alangu'ya.
Ve nice unuttuklarıma. Onlar yaşamasıydı Türkiye'de
edebiyatı seven bir kuşak yetişemezdi.
(Sebiller Su Vermiyor, Rauf Mutuluay, Söyleşiler-Denemeler,
Yapı Kredi Yayınları)
ZÜLFÜ LİVANELİ `Trajik bir mirasın
çocuklarıyız'
Yeni milletvekili Zülfü Livaneli, şu
sıralar siyasetten çok, yeni kitabı `Mutluluk' için heyecan
duyuyor. Roman, üç trajik kahramanın mutluluk arayışını
anlatıyor. Bu arada töre cinayetleri, Hizbullah operasyonları,
açlık grevleri, televole kültürü gibi memleket meselelerine
dokunuyor
|
|
| ZÜLFÜ LİVANELİ |
|
|
|
- Adı `Mutluluk' ama kitaptan acı,
umutsuzluk, mutsuzluk fışkırıyor... Biraz ironik bir
isim ama mutluluk kitabın sonlarına doğru artıyor.
Biz Türkiye´de sırtımızda büyük yüklerle
doğuyoruz. Gelenekler, görenekler, töreler, ağır
rejim ihlalleri, insan hakları ihlalleri ve
yaşadığımız günlerin ağırlığıyla, trajik bir
mirasla doğuyoruz. Ama hepimiz mutluluğa doğru
gidiyoruz sonuçta. Bu kitapta da değişik katmanlardan
insanlar mutluluğa gidiyor. - Romanda `yakın geçmiş
Türkiye gerçekleri' bombardımanına tutuyorsunuz bizi.
Gazete kadar güncel... Üç kahramanımın psikolojik
derinliklerindeki yansımalar olarak verdim ben bunu.
Hikâye günümüzde geçiyor ve bugünün
Türkiye´sinde insanların yaşadığı hayat bundan
ibaret. Aynı gerçekleri gazete başka türlü algılar,
roman başka türlü. - İrfan karakterini anlatırken
bir sürü marka adı geçiyor; Villeroy Boch, Geberit
banyolar, Changa, Circus, New York´taki Nobu gibi
restoranlar, Ligne Roset koltuklar, Dunlopillo yatak,
Salvatore Ferragamo ayakkabı, Petrus şarabı, kişiye
özel John Lobb ayakkabılar... Onun hayatı için çok
önemli. İstanbul dekadansını yaşayan bir çevre
açısından bunlar çok mühim şeyler. Markalarla
tanımlanmış bir hayat yaşıyorlar ama kendisini mutlu
eden şeyler bir süre sonra İrfan´a mezar gibi
geliyor. Çünkü referanslar eşyalar olmaya başlıyor.
- Bu yaşama yakından tanıklık etmiş
olmalısınız... Tabii, o hayatı ben gayet iyi
biliyorum, çünkü ben Türkiye´de toplumun çok
değişik katmanlarını tanıyorum. Bir köyde misafir
olduğumda benim türkülerimi dinleyen insanlarla aile
gibi yaşıyoruz. Alevilerle de çok derin bir
alışverişimiz var, politik gruplarla da. Ama bir de
medyanın hayatını biliyorum, medyadan dolayı Türk
zenginlerinin hayatını biliyorum. Tabii öyle yerlere
davet edilmişliğim, yemek yemişliğim var. - Bu
farklı katmanlar arasında geçiş bir sıkıntı
yaratmıyor mu? Yaratıyor tabii, ama ben zaten lüks bir
hayat yaşamıyorum. İstanbul´da bir dairede
oturuyorum, bir Renault arabam var. Beni eğlence
yerlerinde gören olmaz, hayatımda Laila görmedim.
Hayata çok değişik pencerelerden bakmayı seven ve
kendini oradan oraya savuran bir insan olarak,
Türkiye´nin ve dünyanın hayatının çok değişik
yerlerini gördüm. Bir yandan UNESCO
Büyükelçisi´yim, bu vesileyle dünyada birçok davete
gidiyorum. Dolayısıyla bir gözlem olarak bakalım, ben
öyle yaşamıyorum, çevrem de öyle değil.
|
|
| ZÜLFÜ LİVANELİ |
|
|
|
MİLLETVEKİLİ OLARAK ZÜLFÜ
LİVANELİ
`Kıbrıs´ta toprak düzenlemesi lazım'
- Romanda siyasi İslam eleştirisi de
var. Milletvekili olarak AKP iktidarı konusunda ne
düşünüyorsunuz? Refah Hükümeti, zaten bin yıl
önce Müslüman olmuş bir ülkeyi tekrar Arap
Müslümanlığına götürmek istedi. Türkiye´nin
Müslümanlığı ayrı bir şey; Alevi, Bektaşi
çizgisi de gelişmiş. AKP´nin içinde eski Milli
Görüş kadroları da var, eski ANAP´lılar,
DYP´liler, hatta CHP ve DSP´liler de var. İlginç bir
şekilde, birçok insanın birleştiği bir ittifak
halinde. Bu hangi yöne gidecek? Kitle partisi olma
şansını vermek lazım. Siyasi İslam yönüne
götürürlerse işi, o zaman yürümez. - AKP´nin
değişim söylemini inandırıcı buluyor musunuz? Ben
kişilerin niyetlerinden ayrı görüyorum bunu.
Türkiye´deki merkezi gücü ele geçirdik, Batılılar
da bize iyi bakıyor, bunu götürelim diyebilirler ama
elbette ki o partiye oy vermiş kitleler bunları
zorlayacak. Çeşitli angajmanlar önlerine çıkacak.
Yarın bir gün İstanbul Üniversitesi´ndeki türban
eyleminde karar vermek zorunda kalacaklar, imam hatip
öğrencilerinin askeri okullara girip girmemesinde karar
verecekler. Oralarda göreceğiz.
(Tempo)
|
MATRAK
SULTAN
Füsun Önal, İnkılap Yayınları, 285 sayfa.
Bir varmış, bir yokmuş diye başlayan masallara
alışanlar şimdi yine bu sözlerle başlayan bir masal
kitabıyla karşılaşıyorlar. Çünkü Füsun Önal,
İnkılap Yayınevi'nden 'Matrak Sultan' adlı bir kitap
çıkardı. Kitap 'Erotizmin Rüzgarına Kapılmış
Kadınların Masalı' alt başlığını taşıyor.
'Matrak Sultan'da Önal küçükken ninesinin
anlattığı, Müjgan adlı masal kahramanının bir
sarayda yaşadığı komik olayları ele alıyor. Ancak
kitabın kahramanı sadece Müjgan değil, annesi Elmas
Sultan, annesine ve sonra kendisine kimi hadiselerde çok
yardımcı olacak Mahizer Kadın ve dedesi yerine daha
sonra padişah olacak kuşçu Hamdullah Efendi bu
kahramanlardan bazıları. Kitapta adı geçen
kahramanlardan çok tabii Müjgan Sultan başrolde.
O doğuştan matrak çünkü o doğuştan güzel ve tabii
ki sarayın küçük prensesi... Daha doğduğu gün
ebesi tarafından komik ilan edilen, hayatı boyunca da
yaptıklarının ardı arkası gelmeyen biri Müjgan.
Dedesini tahtına zamklayan, sarayın kuşçusu Hamdullah
Efendi'nin tüm kuşlarını zamanla serbest bırakan ve
ortalığı karıştırmaktan son derece zevk alan bir
prenses. Müjgan'ın ve onun yakın arkadaşlarının
saray içindeki aşk entrikalarına sıklıkla yer
verdiği kitabı için Füsun Önal, masalların hayal
ürünü olduğunun unutulmaması gerektiğini ve bu
kitaptaki tiplemelerinde tamamen hayal ürünü
olduğunun altını çiziyor. Araya sık sık Önal'ın
girdiği masallarda, televolelerin o dönemlerde
varolduğu düşünüldüğü zaman nelerin
gerçekleşebileceği de komik bir şekilde ele
alınıyor. Birbirinden güzel, seksi sultanlar, çapkın
saray ressamları, yakışıklı saray şairleri,
romantik saray müzisyenleri yani Matrak Sultan'ın
dönem dönem hayatına girenlerin ele alındığı
kitap, aşk ve entrika masallarını okumak isteyen masal
sevenlerin beğenisine sunuluyor. Ancak nacizane bir not:
Kitabı okurken önerildiği gibi rahat bir yerde
oturmayın yoksa rehavet veren harem öykülerinde
uyuyakalabilirsiniz.
Aslı Örnek
|
| |
--------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
Yazarlardan
Eleştiri ve Kitap Tanıtımları
--------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
Eski
Sayılar: 14 15 16 17 18 19 20 21-27 28-29
--------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------