--------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
Yazarlardan
Eleştiri ve Kitap Tanıtımları
--------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
Eski Sayılar: 14 15 16 17 18 19 20 21-27 28-29 30 31 32
33 34 35-36 37
"Salâh
Bey Tarihi"ni okudunuz mu?
Sel Yayıncılık, Salâh Birsel’in "Salâh Bey
Tarihi" dizisinin ilk iki kitabını yeniden yayımladı.
Dilerim, her ikisiyle de okur ilgilenir
Salâh Birsel’in adını ilk duyduğumda on beş
yaşında bir ortaokul öğrencisiydim. Gözümün şiirden
başka bir şey görmediği zamanlar... Ama onu şiir yazan
değil, şiir üstüne yazan bir sanatçı olarak tanıdım
önce. 1952’de Yenilik Yayınları arasında çıkan
"Şiirin İlkeleri" kitabını kim bilir kaç kez
okudum. Notlar aldım. O ilkelere uyarsam eşsiz şiirler
yazacağımı, Shakespeare gibi ölümsüz olacağımı
düşünerek...
Daha sonra da Salâh Birsel’in şiirlerine, pek çok
kişi gibi, bir önyargıyla yaklaştım: Şiirin ilkeleri
üstüne bu kadar kafa yoran, kitap bile yazan bir sanatçının
şiirleri elbet güzel olacaktı. "Alleben" şiirini
bile bu önyargıyla yola çıkarak sevdim.
Salâh Birsel "duygu" ile "zeka"yı
dengeleyerek yazıyordu. Onun şiiri için "zeka
şiiri" deniliyordu. Duygunun nerede bittiğini, zekanın
nerede başladığını, bugün bilemediğim gibi, o yaşlarımda
da bilemiyordum. Ama şiirin ilkeleri üstüne kitap yazmış,
görüşler derlemiş bir yazardı Salâh Birsel.
Yıllar sonra düzyazılarını daha çok sevecektim.
***
O arada, yeni başladığı "Salâh Bey
Tarihi"ni yazıyordu. Şiiri daha arkalara atmıştı.
Düzyazıda özgün bir dil geliştirmişti. Fırışka, fori,
paçalık, şapalaklaşmak, tepizlenmek gibi sözcüklerle yakın
geçmişin İstanbul’unu çiziyordu.
Beş kitaptan oluşan dizi tamamlanıp yayımlanınca,
"düzyazıcı Salâh Birsel"i şair Salâh Birsel’in
önüne geçirdi. Kitapları okuyanlar hem
"öğrendiler" hem özgün bir dilin tadını
çıkardılar.
***
Dizinin ilk iki kitabı, "Kahveler Kitabı"
ile "Ah Beyoğlu Vah Beyoğlu" geçenlerde yeniden
yayımlandı (Sel Yayıncılık).
Yazarın deyişiyle "kahvelerin gizli
yaşamlarını anlatan" ilk kitap, gençliğinde
Cağaloğlu, Şehzadebaşı, Aksaray, Saraçhane kahvelerine
dadanmış; o kahvelerde Orhan Kemal’le sabahın köründe çay
yudumlamış; Onat Kutlar, Kemal Özer, Adnan Özyalçıner,
Doğan Hızlan’la dergiler hazırlamış; Cemal Süreya’yla
langırt oynamış biri olarak ilgimi çekti elbet. Bizden
önceki kuşakların o kahvelerde yaşadıklarını da okuyunca,
her şeyle birlikte "kahvehane"nin,
"kıraathane"nin de değiştiğini, bambaşka bir
kimliğe büründüğünü somut biçimde bir daha gördüm.
Dizinin en sevdiğim kitabı "Ah Beyoğlu Vah
Beyoğlu"... Salâh Birsel, "Başlarken"
yazısında "Bu kitaba bir edebiyat tarihi gözüyle
bakılsa yeridir" diyor. Bir bakıma doğru. Serveti
Fünuncuların uğradıkları Commerce’den bizim kuşağın
Baylan’ına uzanan zaman dilimi içinde birçok yazarın
portresi çiziliyor, renkli anekdotlar, çekişmeler,
tartışmalar, kavgalar anlatılıyor.
***
Bu tür kitapların yeni baskılarını görünce,
yakınmamı yinelemeden edemiyorum: Genç kuşaklar yakın
tarihimizin edebiyatıyla pek ilgilenmiyorlar. Yeni yazarların
kitaplarını kapışıyorlar, ama Orhan Kemal’leri, Sait
Faik’leri, Oktay Rifat’ları ya kulaktan dolma bilgilerle ya
da ansiklopedilerden tanıyorlar.
Nereden mi varıyorum bu sonuca? Kitap
satışlarından. Bir "Bereketli Topraklar
Üzerinde"nin, bir "Alemdağ’da Var Bir
Yılan"ın her yıl yeni baskılarının yapılması
gerekirken, bu kitaplar bütün bütüne unutuluşa terk
edilmekten özverili birkaç yapımcının çabasıyla
kurtuluyor.
Yeni yazarların kitapları elbette ilgi görecek,
elbette çok satacak. Mutluluk veren bir şey bu. Ama onların
yanı sıra edebiyatımızı bugüne getirenlerin yapıtları da
gereken ilgiyi görmeli. Daha dün yitirdiğimiz Melih Cevdet
Anday’ın hangi kitabı basılacak önümüzdeki yıl?
Basılırsa kaç satacak?
"Salâh Bey Tarihi" de öyle. Bu yüzden, ilk
iki kitabın yayımlanışını sevinçle karşıladım. Dilerim,
ikisi de okurun ilgisini çeker. Hem genç kuşaklar yakın
tarihimizle ilgili renkli ayrıntıları öğrenir hem de
yayıncılar özverilerinin karşılığını "düş
kırıklığı" olarak almazlar.
Eski Sayılar: 14 15 16 17 18 19 20 21-27 28-29 30
31 32 33
34 35-36 37
--------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------