-----------------------------------------------------------------------------------Ana Sayfa------------------------------------------------www.vitrindekikitaplar.com

--------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
Yazarlardan Eleştiri ve Kitap Tanıtımları
--------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

EskiSayılar: 14 15 16 17 18 19 20 21-27 28-29 30 31 32 33 34 35-36 37 38 39-40 41 42 43 44-45-46 47 48 49 50-54 55-56 57
KAPAK
Puşkin'in 14 yaşındayken ilk şiirini yazdığı Petersburg'daki bankın yerine yıllar sonra heykeli dikilmiş. FOTOĞRAF: SEDAT ŞAHMAY

Rus edebiyatının önemli isimlerinden Puşkin'in 'Yevgeniy Onegin'i ilk kez tam olarak Türkçeye çevrildi. Önce dizelerinin son derece basit oluşu ve ayrıntıların bayağılığıyla tepkiler alan 'Yevgeniy Onegin' yeni bir edebiyat anlayışının ilk eseriydi, ancak değeri çok sonra anlaşılmıştı

ESİN COŞKUN
Rus edebiyatının dahi şairi
19. yüzyıl Rus edebiyatı denince akla Puşkin'le başlayan ve Turgenyev, Gogol, Lermontov, Dostoyevski, Tolstoy, Gonçarov'la devam eden büyük bir yazarlar kuşağı gelir. Rus edebiyatı bu dönemde hiç olmadığı kadar canlıdır ve bu yazarlardan her biri, o dönem Rus edebiyatının dünya edebiyatına damgasını vurmasına neden olmuştur. Onlarda her şeyden önce dikkati çeken, verdikleri birbirinden önemli eserlerin yanında yeni Rus edebiyatına ve Rus edebiyat diline yaptıkları katkılardır. Ve bu yazarlar arasında Puşkin'in öne çıkmasının nedeni, hepsinin, özellikle de başta Gogol olmak üzere kendisinden sonra gelen gerçekçi yazar ve şairler kuşağının öncüsü olmasıdır.
1799 yılında Moskova'da dünyaya gelen Aleksandr Sergeyeviç Puşkin, ilk şiirini henüz on yaşındayken Fransızca olarak yazar; 'Toly'nin Destanı'. Bu ilk şiiri okuduklarının etkisiyle yazılmış bir destandır. Ve Puşkin, babasının kitaplığında bulduğu Moliere, Rousseau, Voltaire, Prevost, Richardson, Madam de Genlis'in eserleriyle başlamıştır işe. Aslında kitaplığın bütünü 18. yüzyıl Fransız yazarlarından oluşmaktadır ve Puşkin'in daha sonra yazacağı şiirler üzerinde de bu yazarların, özellikle de Voltaire'in etkisi kendisini gösterecektir. Ancak Puşkin'in üzerinde daimi bir etki bırakacak olan bir başka kişi daha vardır; bu da dadısı Arina Radyonovna'dır. Arina'nın anlattığı Rus halk masalları ve türküleriyle büyüyen Puşkin, bu masallarda bulduğu canlı, sade anlatımı daha sonra eserlerine yansıtacaktır.
Çocukluğu ve lise yılları boyunca sayısız şiir yazan Puşkin'in ilk önemli eseri 'Ruslan ve Ludmila'dır. Şiirin basımına 1819 yılında başlanmış ve bir hayli sürmüştür. Bu uzun şiir Puşkin'e erken bir ün getirir. Jukovski, Turgenyev gibi dönemin önemli isimleri onda geleceğin büyük şairini görürler. şiirleriyle olduğu kadar özel hayatıyla da gündemde olan, yaptığı sefahat alemleri ve kurduğu dostluklar herkesin dilinde dolaşan Puşkin, bu döneminde özgürlükçü şiirleriyle de dikkati çeker. Aslında bir devrimci değildir Puşkin, Fransa'daki gibi anayasal reformlardan çok otoritenin özgürlükleri kendi aleyhine genişletmesinden yanadır. Bu dönem yazdığı ve gizli derneklerin toplantılarında elden ele dolaşan şiirlerinde, toprak köleliğinin kaldırılmasından bahseder ve kimi şiirlerinde de doğrudan Çar'a saldırır. Puşkin'in özgürlükçü yönelimi ve şiirlerinde doğrudan Çar'ı hedef alması, yaklaşık yedi, sekiz yıl sürecek olan sürgün hayatının başlamasına neden olur. Yekaterinoslavo, oradan Kafkasya, Kırım, Odessa ve Kişinef'te devam eden sürgün hayatının son durağı ailesinin mülkü Mihaylovskoye'dir. Bütün bu yıllar boyunca gördüğü yerleri ve insanları şiirlerine yansıtan Puşkin'in en verimli dönemi aslında Mihaylovskoye yıllarıdır. Burada, romantiklere ve Shakespeare'e olan beğenisini ve tarihe olan merakını sergileyen ve o döneminin en önemli eseri olan 'Boris Godunof'u kaleme alır. Ancak Puşkin'e esas önemini veren eserleri henüz gelmemiştir. O hâlâ Byron'un, Shakespeare'in etkisi altındadır. Yine de Mihaylovskoye'de geçirdiği yalnız zamanlar Puşkin'e bu imkanı da verir. Gerçekçi izler taşıyan ilk şiirlerini burada yazar. Bunların arasında 'Kont Nulin' ve çok önceden başladığı 'Yevgeniy Onegin' öne çıkar. Puşkin, 'Kont Nulin'de ilk kez günlük yaşamı, gündelik olayları sokmuştur Rus şiirine. Ve bu yeni yönelimini 'Yevgeniy Onegin'de daha da ileri götürecek, bu eseriyle başlayan bir çığır açacaktır.
Yevgeniy Onegin, tamamıyla Mihaylovskoye'nin ürünü değildir; Puşkin bu şiirini yazmaya 1820'lerde Odessa'da Byron'ın Don Juan'ını okuduktan sonra başlamış, 1830 yılında Boldino'da bitirmiştir. Ancak, eserin büyük bölümü 1825-26 yıllarında Mihaylovskoye'de yazılmıştır.
Yevgeniy Onegin, bütün servetini kaybetmiş bir züppedir, ancak amcasının ölümüyle tekrar servete kavuşur. Vaktini içki alemleriyle ve kadınların peşinden koşarak geçiren Yevgeniy, aslında bu hayattan sıkılmaya başlamıştır ve amcasının ölümü üzerine mirasını almak için çiftliğe gittiğinde de orada kalmaya karar verir. Burada romantik şair Lenskiy ve Larin ailesiyle tanışır. Ailenin büyük kızı Tatyana, Onegin'e vurulur. Ancak Onegin, bir köylü kızı olarak gördüğü Tatyana'ya hiç yüz vermez. Diğer yandan şair Lenskiy de ailenin küçük kızı Olga'ya aşık olmuştur. Bu dört kişi arasındaki ilişkiler, şiirromanın ana konusunu oluşturur.
Aslında 'Yevgeniy Onegin', Puşkin'in kendi yaşamından oldukça belirgin izler taşır: Lenskiy, bir dönem kendisinin de olduğu gibi romantiklere hayran bir şairdir, idealisttir ve Venüs'ten yüz bulamadığı zamanlarda Baküs'e sığınır. Onegin ise, bir dönem sosyete hayatına kendini kaptırmış olmasına rağmen, daha sonra bu hayatı hor görerek ve reddederek inzivaya çekilmiş bir aristokrattır. O da Puşkin gibi toplantılarında insanları eğlendirmek için şiirler okur, o da 'zorunlu olmasa da' yalnız ve gezgin bir hayat sürer ve sosyeteyi küçümser. Ve Tatyana'da Puşkin gibi dadısının ona anlattığı masalları dinleyerek büyümüş, Fransız yazarlarını okuyarak yetişmiştir. Köylü kızı olmaktan çok tipik bir Rus kadınıdır. Ve Puşkin, karısında bulmak isteği bütün erdemleri onda toplamıştır. 'Yevgeniy Onegin'in Puşkin'in hayatından izler taşıması bir yana, eser Moskova ve Petersburg'un sosyete salonlarının, gece hayatının, Nevski'deki şık restoranların, kabarelerin, köy yaşamının ayrıntılı tasvirleriyle doludur. Puşkin 'Yevgeniy Onegin'de, Rus toplum hayatını ve kültürünü sade, açık ve canlı bir dille yansıtır. Bu yüzden de eser, önceleri olumlu karşılanmasına rağmen sonradan sert tepkiler almıştır. Yazar kaba diliyle, dizelerinin son derece basit oluşuyla ve ayrıntıların bayağılıyla suçlanmış, çok az kimse eserin gerçek değerinin farkına varmıştır. Oysa Puşkin bu eseriyle Rusya'yı, Rus kültürünü anlattığı, Rusların gündelik yaşamlarını şiire taşıdığı gibi, daha önceki eserlerine hakim olan klasiklerin ağdalı üslubunu da terk ediyordu. 'Yevgeniy Onegin', yeni bir edebiyat anlayışının, yeni bir edebiyat dilinin ilk eseriydi. Daha önce Batının etkisiyle Rus edebiyatına hakim olan klasisizmi ve romantizmi bir kenara bırakıyor, gerçekçi ve ulusal Rus edebiyatını imliyordu.
Bunların yanında 'Yevgeniy Onegin' biçimsel özellikleriyle de dikkat çeker. Puşkin 'Yevgeniy Onegin'de, sonradan 'Onegin kıtası' olarak kabul edilecek olan yeni bir şiir kıtası yaratır: ABAB CC DD EFFE GG uyak şeması ve hece sayısına bağlı kalan 14 dizeden oluşan 'Onegin kıtası'; önce bir fikir verir, sonraki dizelerde fikri geliştirir ve son iki dizede sonuca bağlar. 'Yevgeniy Onegin', bu şekilde kendi içinde ve birbirleriyle organik bütünlüğü olan 366 kıtadan oluşur; sadece giriş bölümü, mektuplar ve Kızların Türküsü bu şemanın dışında tutulmuştur.
19. yüzyıl Rus edebiyatının öncüsü Puşkin, 29 Ocak 1937'de, karısının Georges Dantes adlı bir Fransız'la ilişkisi olduğu yönünde söylentiler çıkması üzerine, Dantes ile yaptığı düelloda aldığı yara sonucu ölmüştür. Bu düello, garip bir şekilde Puşkin'in 'Yevgeniy Onegin'de canlandırdığı düello sahnesine benzer. Hatta öyle ki, onun kendi ölüm şeklini önceden öngördüğü bile söylenmiştir.


Türkçede Puşkin
Büyük Petro'nun Arabı
Byelkin'in Öyküleri
Uçuyordu Troyka Yel Gibi
Dobrovsky
Erzurum Yolculuğu
Gizli Günce
Gizli Günlük
İnsanüstü Bir Anıt Diktim Kendime
Maça Kızı
Yüzbaşının Kızı
Çar Saltan Masalı
Küçük Tragedyalar
Pugaçev İsyanının Tarihi
YEVGENİY ONEGİN
A. S. Puşkin, çeviren: Kanşaubiy Miziev-Ahmet Necdet, Everest Yayınları, 2003, 228 sayfa, 8 milyon 500 bin lira.

(Radikal Kitap)

Ece Ayhan yokedilmek isteniyor

ÜLKÜ AĞIR

Sadece ölenlerin mi, yaşayanların da kemiklerini sızlatan "bayağı" bir -tartışma denemez- çamur atmaya tanık oluyoruz. Atilla İlhan'ın, Turgut Uyar'ın ölümünün ardından yaptığının benzerini Poesium'un başarısız "kayyum"ları Hilmi Yavuz ve Özdemir İnce, bu kez Ece Ayhan'ın ölümünden sonra yapıyorlar. Kitap-lık Dergisi'nin Mart sayısıyla ücretsiz olarak verilen A'dan Z'ye Ece Ayhan kitabını hazırlayan Ahmet Soysal'ı kullanarak. Muhataplarının, bu yazıyı "ukalaca" bulacaklarından çekinmek bir yana, böylesi hoşuma bile gider. Keşke Ece Ayhan'ın şiiri tartışma konusu olsaydı da, söz söylemek için yeterli olmak gerekseydi. Ama bakıyoruz ki, Türk şiirinin 'sıkı bir şairi', başka şairler tarafından özel hayatı deşilerek adeta kemiriliyor.

Özdemir İnce'nin Adam Sanattaki, Hilmi Yavuz'un Zaman Gazetesi'ndeki yazıları; Ece Ayhan'a karşı bir husumetleri, kıskançlıkları, çekememezlikleri olduğundan kuşku duyulamayacak kadar açık. Ece, 73'ten önce ne yapardı, eşcinsel miydi, kaymakamlıktan ayrıldı mı atıldı mı, vs... son derece seviyesiz soru silsilelerinin sıralandığı kıskançlık nöbetleri...

Özdemir İnce'ye...

Yılların Özdemir Bey'inin, Ece Ayhan'ın şiiri hakkında oluşmuş bir fikri bulunmadığı yazısının girişinde belli oluyor. O'nu "önemli ve büyük şair" sayıyor ki, bazı kişilerin kızgınlığına ve hışımına uğramasın. "Kabul etsen de öyle, etmesen de öyle!" derlerse cevabı çoktan hazır "Bu da doğrudur.!" Anlayacağınız her yol Ankara. "Ne olur ne olmaz!" değil mi ama?

Ahmet Soysal'ın kitapçığa "Poesium" maddesi koymasına Özdemir Bey epey içerlemiş olsa gerek ki yazdıklarıyla bir hayli çelişkiye düşmüş. Söyleyebilir mi, "daha ilk denemede dünya çapında bir başarı kazanan Poesium'un tekrarlanmamasına" birkaç kendinibilmez "taşkın müridin densizlikleri" nasıl engel olabilir? Dünya çapındaki işlerin temeli çok çok hassas bir dengede duruyor demek ki.

Kayyumluğun tartışmaya açık bir iş olduğunun herkes tarafından bilindiğini söylüyor ve devam ediyor "Kayyumun kimseyi hoşnut etmesi mümkün değildir." Demek, dünya çapında bir resim sergisi düzenleyip Matisse, Van Gogh, Cezanne ya da Chagall'ın yapıtlarına yer vermemekle neredeyse aynı anlama gelen bu işgüzarlık karşısında size bir de 'aferin' denmesini bekliyordunuz. Yedi tane soru sormuşsunuz. "Aklı başında hiçbir kimse bu soruları saçmalamadan yanıtlayamaz." sözünüze içtenlikle katılıyorum. Ben denedim, baktım ki saçmalıyorum, vazgeçtim. Bir örnek vereyim "Poesium'a alınmadığı için saygınlığını yitirip işinden ve evinden mi atılmıştır.?" Saygınlığını yitirmeyi, işinden atılmayı anlamaya çalışıyorum ama evinden atılmak ne? Ece Ayhan'ın evinden atılması ne demek? Nasıl bir zihnin ürettiği bir saçmalık bu? Dilinizin altında başka bir şey yoksa, bunu aydınlatmak zorundasınız.

"Ece Ayhan'ın hayatının 1973 öncesinde bir kara delik ya da bir kara kutu var ama hiç kimse açmak istemiyor Pandora'nın Kutusu'nu." Ece Ayhan'ın 1973 öncesini bilmemek; Dostoyevski'nin kumarbaz, Hugo'nun şehvet düşkünü, Balzac'ın dolandırıcı, Rimbaud'un eşcinsel olması; sanatları hakkındaki fikrimizi ne kadar etkiliyorsa o kadardır. Şu 2003 yılında bunları düşünmek durumunda bırakıldığım için utanç duyuyorum. Diyelim açıldı... Ece Ayhan, Ece Ayhan'lığından ne kaybedecekti? Bağıra bağıra yaşamamanın bir 'hak' olduğuna, 'mahremiyete' inandığınıza inanmak istiyorum. "İblise" dönüştüğünü iddia etmek içinse ancak 'iblis' olmak gerekir. "Testeresi" sizde bir yonga acısı bıraktı herhalde?

"Ece Ayhan bir eşcinsel miydi, değil miydi, bu beni zerre kadar ilgilendirmiyor." dedikten sonra, yoksulluğunun nedenlerini sorduğu paragrafta, inanılır gibi değil ama şöyle diyor Özdemir İnce "Ece Ayhan'ı kuru ekmeğe, evsizliğe, kara yoksulluğa mahkûm eden zorlayıcı nedenler nelerdir? Poesium'a alınmamak mı, anti-kemalist ve anti TC olmak mı, eşcinsel olmak mı, kaymakamlıktan ayrılmak mı, ne?" İnce'nin eşcinsellik konusundaki tutarlılığına hayran olmamak mümkün değil. Samimiyetinin de göstergesi. Ayrıca, kitapçığın Poesium maddesinde Ece'nin yoksulluğuna Poesium'un neden olduğuna işaret eden tek bir satır yokken, Özdemir İnce'nin döne döne aynı yere gelmesi bilinçaltındaki bunca yıl bir türlü hesaplaşamamanın sonucu olmasın?

Ahmet Soysal, Ece Ayhan'ı sevdiği için mi?

Öylesine kin dolu ki Özdemir İnce, ne söylese yetmiyor"Bre sülhaf? kafalı hödük,...", "Poesium sırasında gösterdiğim kibarlığı bu kez fesatçı Ahmet Soysal'dan,...", " 'Adam' olmak yolunda bir adım öteye gidememiş, ne yazık!", "Ahmet Soysal'ın yaptığı 'hagiographique' bir zevzeklikten başka bir şey değil!", "...soğukkanlılığını yitirerek şirret bir üsluba başvuruyor."

Her şey bir yana en can alıcı soru şu bence Ölmüş birinin ardından konuşmanın hangi ahlaka sığdığı sorulsa Özdemir İnce muhtemelen şöyle derdi "Olağandışı bir iş değildi benim için."

Hilmi Yavuz'a...

Bir diğer başarısız "kayyum" Hilmi Yavuz, yazısına Ece'yi Türk şiirinde yoksayarak başlıyor. O'nun şiirini kavrayamamanın acısını gidermek için de "kült", "avangard", "tabu" ve benzeri kavramlarla (!) gösteriş yapıyor. Ece Ayhan'ın "vasat okuryazarlığı"nı hangi ölçülere göre değerlendirdiğinizi doğrusu merak ettim. Gerçek bir entelektüelden mi yola çıkacağız, yoksa yazdığınız yazının kalitesine bakarak sizden mi?

"Ece Ayhan kötü bir insandı;-evet kötü!.." diyor Hilmi Yavuz. Burada sizden başkalarının avukatlığını yapmanızı değil de, Ece Ayhan'ın bizzat şahsınıza yaptığı kötülükleri anlatmanızı beklerdim. Felsefeyle ilgilenenler bilirler Kötülük, görece bir kavramdır.

Kitap-lık sorumlularına da iki çift lafı var Yavuz'un Kendilerine verilen metnin gerçekten A'dan Z'ye kadar olduğundan nasıl bu kadar emin olabildiler? Bir şeyi gerçekten merak ediyorum Hilmi Yavuz, Yapı Kredi Yayınları'nın şair ve yazarları arasında yer alsaydı Ece Ayhan'a nasıl bakardı?

Hilmi Yavuz Hiddetiniz, Ece Ayhan'ın kendi bandosunda ve yine kendisinin oluşturduğu Dinar Bandosu'nda sizi bir enstrüman olarak görmemesinden mi kaynaklanıyor acaba? Yoksa Ece Ayhan'ın Aynalı Denemeler'de hakkınızda söylediği şu sözlerden mi "Zararsız belediye şairi. Geçende çok canım sıkıldı. Cumhuriyet'te oturuyoruz. Bana Hilmi Yavuz'u nasıl bulursun diye sordular. Hem de oğlunu getirmişler. Ben bilmiyorum. 'Zararsız şair' dedim. Babasına karşı çocuğun özel duyguları olur. Üzülmüş olabilir. Yapılır mı böyle şey yahu! Neyse. Düzyazıları fena değil. Özenli, dikkatli. Yanlış yapmamaya çalışıyor. Halbuki yanlış yapsa ne olur? İkinci baskıda düzeltir. Doktorası olmayan tek felsefe hocası. İngiltere'de açıköğretim gibi bir okul bitirmiş. Felsefeci olup olmadığından kuşkuluyum. Etik'i bilmeyen felsefeci olur mu hiç? Oluyormuş demek ki!"

Ölenin ardından konuşmaya Yavuz da şöyle bir cevap verirdi herhalde "Safderun müritlerin ve zavallı Ece'yi önemli bir şair (?) ve entelektüel (!) olduğuna inandıran birtakım snob okuryazarların inşa ettiği" mitik bir portreydi zaten O.

Ne acı! Edebiyat tartışmaları bu düzeye mi inecekti? Daha doğrusu indirilecekti!

Türk Edebiyatı'nda kimileri "gündemi oluşturmak, gündeme oturmak"la varolabiliyorlar ya da varolduklarını sanıyorlar. Zavallı (!) Ece Ayhan bunlardan haberi olmadan gitti. Bilemez miydi? Bilemedi. Keşke eski arkadaşları Özdemir ve Hilmi Bey hayattayken -mümkünse- öğretebilselerdi! Uzatmayın da, söyleyiverin gerçeği Ece Ayhan sizi iyi şair saymadığı için koptu bu kıyamet? Doğruyu söyleyeni mezarında bile buluyorlar.

(Cumhuriyet Kitap)

 

Oyun yazarlığımızda eğilimler

Oyun yazarlığımızda eğilimler

Türk oyun yazarlığının yarım yüzyıllık serüvenini anlatan 'Kalemden Sahneye'nin Uğur Akıncı tarafından hazırlanan ilk cildi çıktı

ŞEHNAZ PAK
KALEMDEN SAHNEYE-1946'dan Günümüze Türk Oyun Yazarlığında Eğilimler-1. Cilt Uğur Akıncı, Yazı-Görüntü-Ses Yayınları, 2003, 183 sayfa.
Çok partili dönemden bugüne kadarki süreçte Türk oyun yazarlığının yarım yüzyıllık serüveni, beş tiyatro akademisyenin kaleme aldığı beş ayrı dönem ve ciltle okurun karşısına çıkmaya hazırlanıyor. Yazı-Görüntü-Sahne (YGS) Yayınları'nın 'Sahne Kültürü Kitaplığı' başlığı altında yayımlanacak
'Kalemden Sahneye/1946'dan Günümüze Türk Oyun Yazarlığında Eğilimler' çalışmasının, Uğur Akıncı tarafından hazırlanan ilk cildi çıktı. Yar. Doç. Dr. Uğur Akıncı'nın 1946-1960 döneminde Türk oyun yazarlığındaki eğilimleri
konu alan kitabını; Özlem Turan Belkıs'ın 1960 ve 1970, Semih Çelenk'in 1970 ve 1980, Zerrin Akdenizli Çelenk'in 1980 ve 1990, 1990 ve 2000'li yıllarını kapsayan çalışmaları takip edecek.
Uğur Akıncı kitabına konu edindiği, tek partili dönemden çok partili döneme geçiş yılından 1960'a kadar olan 14 yıllık sürecin, öncelikle tiyatromuz açısından hem geçiş hem de farklı kuşaklardan oyun yazarlarının buluşması anlamına geldiğinin altını çiziyor. Tanzimat edebiyatıyla edebi bir tür olarak hayatımıza dahil olan 'tiyatro'nun, ilk telif oyun Şinasi'nin 'Şair Evlenmesi', Abdülhak Hamit"in tragedyaları ve Darülbedayi'nin kurulması gibi, 1940'lı yıllara kadar geçirdiği evre kitabın giriş bölümünde yer alıyor. Bu bölümde, 2500 yıllık bir geleneğin, kültürün ürünü tiyatroyu, ülkeye yerleştirmek isteyen aydınların, sadece taklit ve uyarlamalara dayanan oyun yazma uğraşılarının, kalıcı ve ulusal nitelikli bir tiyatronun yaratılamamasında büyük etken olduğu vurgulanmakta. Bu dönemde tiyatronun kendine özgü nitelikleri olan bir sanat dalı değil, edebiyatın bir kolu şeklinde algılanmasının; sonraki kuşaklara geçecek bir geleneğin var edilememesinde rol oynadığı da işleniyor.
'Toplumsal, Kültürel ve Siyasal Değişim Sürecini Ele Alan Eğilimler' başlığını taşıyan birinci bölümde; Cevat Fehmi Başkut, Ahmet Kudsi Tecer, Turgut Özakman, Oktay Rifat, Refik Erduran ve Haldun Taner'in oyunlarından haraketle batılılaşma ve modenleşme eğiliminin toplumda yarattığı ahlaki çürümenin oyunlarda ne dereceye kadar baskın unsur olduğu incelenmiş. Uğur Akıncı bu incelemeyi de, gerek yazarlar arasındaki farklılıklar ve benzerlikler gerekse de bir yazarın önceki oyunlarıyla yapılan karşılaştırmalar ekseninde yapmış. Oktay Rifat'ın batılılaşmayla gelen değişim karşısında Cevat Fehmi Başkut'tan daha ılımlı bir tavra sahip olduğu örneğin bu incelemelerde daha da net bir biçimde ortaya çıkıyor. Yine batılılaşma telaşının aile kurumunu ve toplumsal dengeyi nasıl bozduğu, yaşanan bu değişim sürecinde aydın kimliği ve sorumluluğunun izdüşümlerinin de oyun yazarlarımız tarafından hangi boyutlarda işlendiği ele alınmakta bu başlıkta. Çok partili sisteme geçişle birlikte politikacı tipini oyunlarına temel malzeme alan Haldun Taner, Cevat Fehmi Başkut, Turgut Özakman, Reşat Nuri Güntekin, Ahmet Kudsi Tecer ve Nâzım Hikmet'in metinleri de bu bölümde ele alınıyor.
Cumhuriyet döneminde genel ekonomik yapının oyun yazarlığımız üzerindeki etkileri, Uğur Akıncı'nın çalışmasının ikinci temel bölümünü oluşturuyor. Ekonomik sorunlar karşında bireysel ve toplumsal çözülmeye, yazarların ahlaksal bir bakış açısıyla yaklaştıkları gerçeği Vedat Nedim Tör, Cevdet Kudret, Halide Edip Adıvar, Necip Fazıl Kısakürek ve Nâzım Hikmet'in oyunları eşliğinde kurcalanıyor.
Kitabın, 'Bireysel ve Toplumsal Sorunları Evrensel Boyutta İrdeleme Eğilimi' başlıklı üçüncü ve son bölümde tarih, efsane ve masala dayalı oyunlar aracılığıyla oyun yazarlarımızın, toplumun sorunlarını evrensel değerler ekseninde sorgulama ve irdeleme eğilimleri mercek altına alınmış. Bu bölümde Nâzım Hikmet oyunlarının öne çıktığı gözlemleniyor. Efsane ve masaldan yola çıkarak evrensel bir takım değerleri tartışmaya açan Cumhuriyet dönemi yazarlarının başında gelen Selahattin Batu'nun oyunları ise çok partili dönem öncesinin ürünleri olduğu için kitabın kapsamının dışında kaldığı da yine Akıncı tarafından belirtilmiş.

(Radikal Kitap)

EskiSayılar: 14 15 16 17 18 19 20 21-27 28-29 30 31 32 33 34 35-36 37 38 39-40 41 42 43 44-45-46 47 48 49 50-54 55-56 57

Ö z k a n P A P A T Y A
Genel Yayın Yönetmeni
admin@vitrindekikitaplar.com