| Toprak
Işık'la öykülerini konuştuk 'Öykü
yazmak zaman düzenimize çok uygun'Toprak Işık
genç bir yazar. İki öykü kitabı yayımlandı
'Halat Gösterisi' ve 'Sırabaşı'. Bu ilginç
öykülerini konuştuk Toprak Işık'la.
Burak CANDAR
-Kitabınızın kapağındaki özgeçmişten
aktarıyorum 1973 yılında Elazığ'da
doğmuşsunuz. Çocukluğunuz ve ilk gençlik
yıllarınız İnegöl'de geçmiş. Bilkent
Üniversitesi Elektrik-Elektronik Mühendisliği
Bölümü'nden 1996'da mezun oluyorsunuz. Öykü
ve denemelerinizi Kül, Külöykü, Patika
dergileri ile www.aciksite.com adresinde
yayımlıyorsunuz. Sırabaşı adlı ilk öykü
kitabınız 2002'de İletişim Yayınları'ndan
çıkıyor. Halat Gösterisi adlı ikinci öykü
kitabınız da yine aynı yayın evinden geçen
günlerde çıktı. Öykülerinizin en dikkat
çekici özelliği sıradan insanlara ve sıradan
olaylara yer vermesi galiba, ne dersiniz?
- Doğru, daha çok sıradan insanları
anlatıyorum. Bunu özellikle tercih ettiğimi de
söyleyebilirim. Tercihimin birkaç nedeni var.
Birincisi, onlara ulaşmak oldukça kolay
olduğundan ortalama insanı daha iyi tanıyorum.
Normal yaşantınız içinde sürekli
gözlemleyebiliyorsunuz onları. Evde, okulda,
işyerinizde, dolmuşta... Zaten her yerde
oldukları için onlara sıradan demiyor muyuz?
İkinci sebep, sıradan insanın edebiyat için
en zengin malzeme olduğunu düşünmem.
Ayrıntılara dikkat etmeyince hepsinin birbirine
benzediği ve bize hep aynı malzemeyi
sundukları sanılabiliyor. Gerçekte ise
onların ayrıntılarda gizli farklılıkları
var. Bunları yakalayabilmek ve kullanmak
istiyorum. Üçüncü sebep de onlara sempati
beslemem. Açıkçası ortalama insan bana
kahramanlardan, fatihlerden, azizlerden, yani
olumlu anlamda sivrilmişlerden bile daha sevimli
ve önemli geliyor.
BİLİNÇLİ MİZAH
- Öykülerinizin en dikkat çekici ikinci
özelliği de içerdikleri mizah. Herhalde bu da
bilinçli bir tercih. Nedir sizi mizahı bu kadar
yoğun kullanmaya iten?
- Mizahın, bir insanı ya da durumu hoş
görülür kılmak ya da alay edip yermek için
kullanabileceğiniz büyüleyici bir gücü var.
Günlük hayatta bu gücü kullanmak
isteyeceğiniz bir sürü olayla
karşılaşıyorsunuz. Örneğin memur
komşunuzun, yaşlı arabasını hemen her gün,
boyasını kazımak istercesine sildiğini
gözlemliyorsunuz. Çok kolay karşınıza
çıkabilecek, komikliği ve hüzün
vericiliğiyle etkileyici bir durum bence bu.
Yine başınıza çok kolay gelebilecek bir
başka durum. Üstelik gözlemci değil
mağdursunuz. Yanlışlıkla iki sıfır fazla
yazılmış elektrik faturanızı alıp, belki de
arabasını silen o memura itiraza gidiyorsunuz.
Bu ülkede yaşayan herkes bilir ki memur bey
faturanızdaki fazla sıfırlardan, arabasının
çamurluğundaki toza harcadığı zahmetin onda
birini bile esirgeyecek ve bir Aziz Nesin
öyküsünü başlatacaktır. Bu süreçteki
gözlemlerinizi kâğıda dökerken elbette
mizahın alaycı yüzünü kullanır, memur
beyden ve bürokrasiden intikam almaya
çalışırsınız. Kısacası, arabasını her
gün silen adam ve elektrik faturamdaki fazla
sıfırlardan kurtulmak için yaşadıklarım
beni mizaha itiyor.
- Öykü dışındaki yazı türleriyle
ilişkiniz nasıl? Özgeçmişinizde
denemelerinizden bahsedilmiş. Şiir ya da roman
yazıyor musunuz?
- Şiir hiç yazmıyorum. Hatta günümüz
şiirini okumakta bile zorlandığımı itiraf
etmeliyim. Benim şiir zevkim eskide kalmış
galiba. Düzyazı türlerine gelince...
Denediğim ilk tür romandı. Şu an da üzerinde
çalıştığım bir roman var. Şimdiye kadar
yazdıklarım beni tatmin etmedi. Sanırım Milan
Kundera'nın çok seslilik dediği zenginliği
yakalamakta zorlanıyorum. Roman konusunda
şimdilik bu eksiğimi gidermeye çalışıyorum.
Öykülerden aldığım tatmin de beni
yavaşlatıyor olabilir. Denemeleri son bir
yıldır yazıyorum. Deneme tanımı içine girip
girmediklerinden de emin değilim açıkçası.
Çoğu edebiyatla ilgili, kendi kafamda doğan
sorulara vermeye çalıştığım yanıtlardan
oluşuyor. Bir bakıma yazarak düşünmek
gibi...
- Neden yazıyorsunuz diye sorsam çok mu
klasik bir soru olur?
- Yazmanın beni mutlu ettiğini ya da en
azından rahatlattığını söyleyebilirim.
Soruyu bana özel olarak almasaydım, modern
insanı yazıya iten en önemli nedenin
yalnızlığı olduğunu söylerdim. Yalnızlık
deyince aklıma bir de çobanlar gelir. Onlar
kaval çalarlar. Belki kalemin de günümüz
yaşantısındaki yalnızlığı katlanılır
kılmak konusunda kavala benzer bir işlevi
vardır. Bununla beraber kendi motivasyonumun
çoğunu yalnızlıktan aldığımı söyleyemem.
Galiba yaşamda beni etkileyenleri kâğıda
dökme ihtiyacı duyuyorum. Herhalde bu
ihtiyacın kaynağı da etkilendiğim olaylar
karşısındaki pasifliğimin verdiği
rahatsızlıktır. Hani şu hatalı gelen
elektrik faturasındaki gibi... Bir şey
yapamıyorsunuz ama birikmiş bir sıkıntınız
da var, oturup yazarak rahatlamaya
çalışıyorsunuz.
- Bir öykü yazarı olarak öyküye ilgiyi
nasıl buluyorsunuz?
- Son zamanlarda hep öyküde patlamadan
bahsediliyor. Yeni çıkan kitaplara ve amatör
dergilere bakınca yazılan öykü sayısının
arttığını görmek mümkün. Ama o kitapların
ve dergilerin kaç tane basıldığını
öğrenince, artışın okur sayısına
yansımadığını anlıyoruz. Öyleyse öyküye
ilgiliyi yazarlar ve okurlar için ayrı ayrı
değerlendirmek gerek. Yani bahsedilen
patlamanın bir yanı eksik. Bence, okura
ulaşamamak önemli bir sorundur. Öykünün
yeterince okunmamasının sebebini aramadan önce
neden çok yazıldığını anlamaya
çalışalım. Kendimden ve tanıdığım
öykücü arkadaşlarımdan yola çıkıyorum.
Hiçbirimiz zamanının tümünü yazıya
ayırabilen insanlar değiliz. Hayatımızı
kazanmak için yapmak zorunda olduğumuz iş ve
günümüz yaşantısının diğer
zorunlulukları, bize yazı için parçalanmış
zamanlar bırakıyor. Öykünün çok
yazılmasının en önemli sebebi bence hacim ve
hız açısından zaman düzenimize çok uygun
olmasıdır. Roman daha uzun bir süreye
yayılmış konsantrasyon istiyor yazardan.
- Aynısı okur için de geçerli değil mi?
ÖYKÜNÜN HIZI VE HACMİ
- Tam olarak bunu söyleyecektim. Evet,
aynısı okur içinde geçerli. Hatta onun
okumaya ayıracağı zaman, yazarın yazmaya
ayırdığından da küçük parçalardan
oluşuyor. Çünkü hayatına edebiyatı sokmak
konusunda yazar kadar zorlamaz kendisini. Her
akşam evine döndüğünde yemeğini yiyip
kitabını eline almasını bekleyemeyiz okurdan.
Sabah işe giderken serviste okuyacaktır belki.
Yolun uzunluğuna bağlı olarak birkaç öykü
bitirmesi mümkündür. Oysa elindeki kitap bir
romansa okuduğu macera, mesaisinin
başlamasıyla bölünür. Ortalama uzunlukta bir
romanı yirmi otuz parçada okuyacaksınız ki,
bence bu alınacak keyfi azaltır. Öyküde ise
böyle bir sorun yok. Günümüz okurunun zaman
düzenine uygunluğuna rağmen az tercih
edilmesinin iki nedeni olabilir diye
düşünüyorum. İlki, öykünün hızı ve
hacmiyle pratik yaşantısına uygunluğunun okur
tarafından fark edilmemesi. Bu sorunun,
yayınevlerinin reklam politikalarıyla
çözülebileceğine inanıyorum. Öykü
kitaplarının çok satmayacağı
önyargısından kurtulmaları yeterli. İkinci
neden ise yazılan öykülerin okur zevkiyle
buluşmaması. Kendi gözlemlerimden yola
çıkarak, çok net böyle bir durum olduğunu
söyleyebilirim. Günümüz öykülerinin
çoğunluğu sıradan okur beğenisinin epey
uzağında. Bence bu da bir sorundur ve sanırım
çözümü ilki kadar kolay da değildir.
- Son olarak yazıyla ilgili gelecek
planlarınız nelerdir?
- Bu konu kafamda plan denemeyecek kadar sade
ve net. Öyküye devam edeceğim. Denemeye de
öyle. Önümüzdeki birkaç sene içinde de ilk
romanımı yazarsam edebiyatla ilgili
beklentilerimi gerçekleştirmiş, daha doğrusu
gerçekleştirme yoluna girmiş olacağım.
Aslında tek amacım ömür boyu beni tatmin
edecek ürünler vermek.
Halat Gösterisi/Toprak Işık/ İletişim
Yayınları/198 s.
Sırabaşı/Toprak Işık/ İletişim
Yayınları/184 s.
(Cumhuriyet Kitap)
|