Krizanteme Adanmış/
Hakan Ergül/ Can Yayınları/ 138 s.Hakan
Ergül'ün, Krizanteme Adanmış adlı ilk
kitabıyla okur karşısına çıkıyor. Kitapta
Ergül'ün on öyküsü yer alıyor. Hakan Ergül
az rastlanır az rastlanır bir dil
ustalığıyla ördüğü öykülerinde, mistik
bir evren sunuyor okurlarına. Bu aslında
çağdaş insanın içinde bulunduğu ruh
durumuna uygun bir evrendir. Sokakların
gerçekliği eksik bir gerçekliktir, sokak, ev,
otel, park, buralarda bulunan insanla tamamlanır
ve onun zihni bütün bu görüntülerden kendine
yeni bir mekân yaratır. Ergül'ün mekânları,
günümüz insanının yarattığı metaforları,
çağdaş mitleri barındırır içinde ve bu
mekânlar biraz da yazarın yaşadığı
Japonya'dan izler taşır. Birbirinin içine
açılan sayısız kapıdan geçip kendi içinin
labirentlerinde kaybolmak isteyenler için bu
öyküler. Krizanteme Adanmış, etkileyici
atmosferi, şiirsel diliyle son yılların en iyi
öykücülerinden biriyle buluşturuyor okuru.
|
Beni Hiç Göremezsin/
Yücel Kayıran/ Ekin Yayınları/ 94 s.Yücel
Kayıran, 1964 yıında Adana'da doğdu. İlk ve
ortaokulu Ankara, Bigadiç, Elbistan, Afşin,
Adana, Ceyhan, Gaziköyü, Kozan ve Tufanbeyli'de
okudu. Afşin Lisesi mezunu. Hacettepe
Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe
bölümünü bitirdi. Türkiye Felsefe Kurumu ve
Edebiyatçılar Derneği üyesi Ankara'da
yaşıyor. İlk şiiri 1984 Yaba öykü
dergisinde çıktı. Bunu, o yıllarda Oluşum,
Yarın, Morköpük ve Sanat Rehberi dergileri
izledi. 1987'de Doğu'ya gitti. Altı yıl Kilis,
Afşin, Arapkir ve Malatya'da yaşadı. 1990'lı
yıllarla birlikte, eleştiri ve poetika
yazılarıyla dikkati çekti. Şiir ve
düzyazılarını, Sombahar, Ludingirra,
Hürriyet Gösteri, Defter, Varlık, Adam Sanat,
Virgül, Cumhuriyet Kitap, Güldiken, Yasakmeyve,
Kitap-lık ve Milliyet Sanat gibi dergilerde
yayımladı. İdeoloji ve dünya görüşüne
karşı felsefi şiir poetikasını savundu.
Felsefi şiir anlayışına ilişkin kapsamlı
bir dosya hazırladı. Şiirlerinde, insanı,
çıkmaz ve problem karşısındaki
tekbaşınalığı ile, kaybolma halinde
göstermek, poetikasının temelini
oluşturmaktadır. Yayımlanmış şiir kitabı
Hayaline Firar Edemeyenlerin Afsunu (1997).
|
İlişkisi Açısından
Başlangıçtan Günümüze Tiyatro
Yapılarının Gelişmesi/ Hasan Kuruyazıcı/
İ.Ü. Edebiyat Fakültesi Yayınları/ 116 s.İlkel
insanın çevresindeki doğada gözleyip kendi
davranışlarında da tekrarladığı ritimle
oluşan dansın mı tiyatroyu doğurduğu, yoksa
büyüden haberleşmeye, eğitimden eğlenceye
kadar yaşamın hemen her alanında insanoğlunun
başvurmadan edemediği taklidin mi tiyatroya yol
açtığı tartışmasını kesin bir sonuca
ulaştırmak tiyatro kavramına yeni bir şey
getirmez. Açık olan bir şey varsa, o da gerek
dansla, gerek taklitle yapılan birçok törenin
gittikçe asıl amaçlarından uzaklaşarak daha
çok tiyatroya yaklaştığıdır. •eşitli
amaçlarla yapılan bu dans ve taklitlerin,
insanoğlu için tiyatroya giden yolda yozyıllar
süren bir prova niteliğinde olduğu, insanın,
oyunculuğunu bütün bnların sayesinde
geliştirdiği, tiyatronun salt tiyatro olarak
yapıldığı zamanlara ulaşılmasına,
gittikçe artan bir birikimin yol açtığı
kesindir. Gerçek tiyatronun, kendine özgü bir
tiyatro yapısında, özel bir mekân içinde
oynanmasına kadar daha epeyce zaman geçmesi
gerekecektir. Bu zamanın geçişini anlatıyor
Hasan Kuruyazıcı "Oyun-Mekân İlişkisi
Açısından Başlangıçtan Günümüze Tiyatro
Yapılarının Gelişmesi" adlı kitabında.
|
Mesut İnsanlar
Fotoğrafhanesi/ Ziya Osman Saba/ Bütün
Öyküleri/ Alkım Yayınevi/ 252 s."Elinin
altındaki imkânlardan yararlanmayı, başka
birinin üzüntüsüne, kırılmasına sebep
olmamak için düşünmeyen, yaşama savaşında
kendi kişisel isteklerini yerine getirmek için
kimseyi rahatsız etmeyen, kimseye kallaşmayan
kişiye ermiş adını vermek uygun düşmez mi?
Herkesin birbirini itelediği, en değersiz
yerler, nesneler için birbirine çelme
taktığı dünyamızda bu çeşit ermişlere yer
kalmamıştır. Ama böyle bir ermiş kendine yer
kalmayan bu dünyada, bu toplunda, içimizde,
aramızda, hepimizin sevdiği, saydığı bir
dost, bir arkadaş, bir şair, bir yazar
kişiliğiyle yaşadı. Tam kırk yedi yıl
süren bu ermiş hayatını yakından inceleyecek
olursak hemen hiçbir sanatçımızda
göremeyeceğimiz, bulamayacağımız
özelliklerle karşılaşırız. Yaşadığımız
dünyanın çirkinlikleri karşısında onun
kadar yücelebilmiş, onun kadar ermiş
kişiliğine çıkabilmiş başka bir kimse
düşünülemez. Her mısrasını ilgiyle
arayarak okuduğum bir şair. Tam bu sıralarda
önce "Mesut İnsanlar
Fotoğrafhanesi", sonra "Bebek"
adlı iki öyküsünü okudum. Niye açıkça
söylemeyeyim. O zamana kadar içimde kendine
göre bir yer ayırdığım şair Ziya Osman'ı,
bu öykülerden sonra başka bir gözle görmeye
başladım. Onun nesirci yönü şairliğinden
aşağı değildi. Şairlerin yazdıkları
öykülerde tatsız bir yan bulmama rağmen,
Saba'nın öykülerinde arzuladığım, daima
görmek istediğim bir deyiş, bir hava,
kısacası bir ustalık vardı." diyor Oktay
Akbal.
|
Karanlık Yüzü/ Erol
Yıldırım/ Pencere Yayınları/ 356 s."Tarih
tekerrürden ibarettir!.." dense de, bu
inanılmaz maceranın günümüz tarihiyle
hiçbir bağlantısı yoktur... "Yusufçuk
Tarihi'ndeki" müthiş hikâyenin
üzerinden, milyonlarca yıl geçti... Bu kitapta
okuyacaklarınız sadece, "Yusufçuk
Tarihi'nin" günümüz diline mealen
aktarılmasıdır... Karanlık'ın bir de yüzü
vardı. Bu ikisinin hiçbir zaman birbirlerinden
haberleri olmamıştı. Karanlık'ın Yüzü de
kendi evreninde, kusursuz bir zenginlik ve
güzellikte yaşıyordu. O da hiçbir zaman
çelişkilerle yaşamayı düşlememişti. Her
şey vardı Karanlık'ın Yüzü'nde, yalnız
kavga gürültü yoktu! Açlık, sefalet yoktu!..
Kıskançlık, çıkarcılık, yüzsüzlük, hele
yalan dolan, hacıyatmazlar hiç mi hiç yoktu!..
|